Bir Kabuk Meselesi
“Bazıları kabuğuyla yenmeliymiş. Soymadan diyorlar. Vitamininden ötürü yani. Ispanağı da çok haşlamamak lazımmış faydası azalıyormuş. Daha neler var neler. Geçen gün yemek programında doktorlar anlatıyordu tüm bunları. “O kadar çok şeyi o kadar çok yanlış yapmışız ki” dedikten sonra göz ucuyla da bana bakarak: “Daldın yine hayırdır. Bir çay daha katayım mı, altını yakarım hemen.”
“Yok dalmadım. Haklılardır illaki, sonuçta bilim adamları bunları diyenler. Kim bilir ne kadar çok araştırma yapmışlardır, bu lafları edebilmek için” dedim, onu dinlemediğimi düşünmesin diye.
“Akşama yumurtalı ıspanak yapacağım. Pazara gideceğim daha. Bana müsaade artık” diyerek kalkıyorum yerimden.
Kapıdan uğurlarken “Palamut da almak lazım şimdi tam zamanı. Ispanakları da fazla haşlama ha” diyor gülümseyen gözlerini acemice kırparak.
Eve uğramadan doğruca pazarın yolunu tutuyorum. Dolaşırken pazarın koridorlarına sığmayan insan seline bir de tezgahları dolduran çeşit çeşit meyvelere, sebzelere bakıyorum. O kadar kalabalık ki yarın kıtlık olacak da hiçbir şey kalmayacak sanki. Yürürken tezgahlara ya da geçenlere değmeden yürümek mümkün değil. Hızlıca alacaklarımı alıp eve dönüyorum.
İlk defa soğan doğrarken gözlerim yaşarmıyor! Ispanakları doğrarken parmağımı kesene kadar aklım hala kabuklardaki vitaminlerde.
Üzerine kesik parmağımdan kan damlayan bir avuç ıspanak demeti elimde, ona bakarak düşünüyorum. Peki, insanların faydalısını nasıl ayırt edeceğiz? İyisini, kötüsünü, faydalısını, zararlısını nasıl anlayacağız? Bilim bunları da araştırıyor mu acaba?
Mesela kabuğu iyi görünüp, içi kötü olanları nasıl ayırt edeceğiz? Ya da kabuğu kötü, içi iyi olanları?
Anlamak için soyarak mı, soymadan mı tüm insanlığı!
Kemal Demir

