Ne de güzel susuyor gönül, dünyanın faniliğini anlayınca
Akan sular duruluyor, durulan o suya usulca bırakıyor kendini.
Ne de güzel konuşuyor gönül, dünyanın ahengini yakalayınca.
Dil susuyor, doğa konuşuyor.
Bir yerden ağaçlar hışırtısıyla, kuşlar ötüşüyle..
Ya rüzgar sakinliğini ılık ılık insanın yüzüne vurarak, hırçınlığını ise saçı başı karıştırıp tozu dumana katarak ne de güzel hissettiriyor
Hiçbirinin davası birbiriyle değil, aynı dünya da varlar ama kendi hülyalarındalar.
Susunca anlıyorsun.
Ve bir gün uzaktan seyretsen dünyayı, yaşantını, insanları, önemsediğin o insanı ve kendini.
Bu duruma neden geldiğini aslında, seni kıran, üzen, hırpalayan, seni sen gibi davranmaktan uzaklaştıran her türlü duygunun geçici, önemsiz olduğunu o zaman anlayacaksın. Uzaktan kendine bakabildiğinde.
Onlara, onlarca anlamı yüklerken, kendini hiç düşünmediğini anlamsızlıklar içinde bıraktığını onların seni terk edip giderken nasıl çıplak olduklarını gördüğünde anlayacaksın.
Önem verdiğin her şey uzaktan bakınca ve anlamları kaybolunca ne kadar da önemsiz değil mi?
Bakmakla görmek arasındaki farkı, anlam ile anlamlı olmanın arasındaki önemi ve fazla anlam yüklemenin seni nasıl da azaltarak gerçek dünyadan uzaklaştırdığını göreceksin.
Gel bugün uzaktan seyret kendini. Kendine yakından bakabilmek uzaktan seyret.
