1-Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
BEN HAMİDE AKBIYIK 2011 yılından bu yana New York’ta yaşıyorum. Hayatın tam merkezinde olduğunu düşündüğüm ve hayata varlık kazandıran duyguların önemine inanıyorum. Yazmak, bana göre her insanın ruhunun rengini görünür kılmasını sağlamak gibi. Varlığı anlamak, insanı anlamaya ve insana varmaya benziyor. Bu nedenle, insanla hemhâl olabileceğim bir meslek seçtim. Öğretmenlik benim için nefes almak gibi; hayatımın doğal ve vazgeçilmez bir parçası. Yazarken aynı zamanda öğreniyor, düşünüyor ve içimde büyüyorum. İnsanların duygularına dokunabilmek, onlara ışık tutabilmek ve kendi iç dünyalarına ulaşmalarına katkı sağlayabilmek için yazıyorum. Bir anlamda, kendime varabilmek için yazıyorum. Kendimi yazar, çizer ve şair olarak tanımlayabilirim.
2-Yazarlığa adım atmanızda ki asıl kırılma noktası ne oldu?
Ortaokul, özellikle de lise yıllarımdan bu yana kalem ve kelam ile kurduğum dostluk hep baki oldu. Hep yazdım; üzüldüğümde yazdım, hayal kurduğumda yazdım, sevdim, korktum, umut ettim ve yine yazdım. Ancak bütün bu birikimlerin yazıya dönüşerek somut bir hâl aldığı asıl dönem, hayatımda çok özel bir yeri olan iki küçük yüreğe dokunabilme arzusuyla başladı. Ellerimle iki nadide çiçeği itinayla ve şefkatle yetiştirirken, onların gözlerinde beliren binbir çeşit duyguya tanıklık etmek, benim için aynı zamanda içsel bir yolculuğun başlangıcı oldu. Onların büyüme süreçlerine eşlik ederken kendi iç dünyama da daha derin bir bakış geliştirdim. Sonrasında ise hayatımın her durağında, yaşadıklarım, hissettiklerim ve tanıklıklarım onlarca satıra dönüştü; kalemimden kelama, kelamdan da yazıya aktı. Sanırım yazarlığa attığım asıl adım, içimde yıllardır biriken bu duyguların, insanı ve hayatı anlama çabasının bir ifade biçimine dönüşmesiyle gerçekleşti.
3-Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Aslında beni ilk kez kalemi elime almaya iten spesifik bir an olduğunu söyleyemem. Ancak yazıyla kurduğum ilk ilişkinin, hayallerimi yazıya dökmekle başladığını söyleyebilirim. Bazen insanın, başkalarının inanmayacağını, küçümseyeceğini ya da gerçekçi bulmayacağını düşündüğü için kimseyle paylaşamadığı hayalleri olur. Kimi zaman bu hayaller ütopik ya da ulaşılması güç görünebilir. Ben de yazmayı, bu hayalleri somutlaştırmanın ve onlara bir varlık alanı açmanın ilk adımı olarak gördüm. Yazmak, benim için yalnızca hayalleri ifade etmek değil, aynı zamanda onları görünür, mümkün ve gerçek kılma çabasının bir biçimiydi. Bu nedenle kalemi elime aldığım ilk dönemlerde, en çok da kimseye anlatamadığım hayallerimi yazıya aktararak onlara dokunmaya başladım. Örneğin, hayranlık duyduğum romanlardaki karakterleri neden bir gün kendim yazmayayım ki, diye sordum kendime.
4-Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Okuduğum birçok kitapta, özellikle romanlarda, insanın duygularının ve bu duyguların kişiye yaşattığı olumlu ya da olumsuz sonuçların ne denli belirleyici olduğunu gördüm. Zamanla, insanın yüreğine giden yolun, önce bu duyguları anlamaktan ve ardından onları anlamlandırabilmekten geçtiğini fark ettim. Bir başka ifadeyle, zihnin ve kalbin yürüttüğü içsel mesainin insanın bedenini, davranışlarını ve yaşamını nasıl etkilediğini gözlemledim. Benim için insana dokunabilmek, onun duygusal dünyasına temas edebilmek her zaman önemli oldu. Bu nedenle kendi içsel yolculuğumda bana iyi gelen durakları, okurun da hissedebileceği ve kendinden bir parça bulabileceği bir yolculuğa dönüştürmeye çalıştım. Yazılarımda da çoğu zaman bu yol ve yolculuk hâlinden söz ettim. Çünkü hislerimiz ve duygularımız, çoğu zaman farkında olmasak bile bizi yoran ya da huzura ulaştıran güçlü birer rehberdir. Çocukluk ve gençlik yıllarımda edindiğim okuma alışkanlıkları, bana insanı yalnızca olaylar üzerinden değil, duyguları ve iç dünyası üzerinden de okumayı öğretti. Bugünkü yazım dilimin ve üslubumun temelinde de bu anlayışın önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum.
5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Yazar olmaya karar verilir mi, bilmiyorum. Yazmanın, önceden planlanarak ya da ısmarlanarak gerçekleştirilebilecek bir eylem olmadığını düşünüyorum. Aşk, korku, heyecan, umut ve hayal gibi duyguların tümü, insanı kalem ve kâğıdın buluşmasına götüren güçlü araçlardır. Bununla birlikte, yazmaya duyduğum tutkuyu somut bir örnek üzerinden ifade edebilirim. Lise yıllarımda, kendi çabamla ve öğretmenlerimin yanı sıra okul yönetiminin izin ve desteğiyle, amatör nitelikte de olsa bir dergi çıkarma girişiminde bulundum. Bunun yanı sıra, sınıfımızın karşısında bulunan duvar gazetesini, talebim üzerine ve benim denetimimde bir edebiyat köşesine dönüştürdük. Edebiyat öğretmenimizin onayından geçen yazılarımı burada sergilerdim. Bu süreç benim için son derece heyecan vericiydi.
6-İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
“İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir?” sorusuna kesin ve maddeler hâlinde bir yanıt vermekten özellikle kaçınırım; çünkü bana göre yazarlık, ulaşılması gereken bir hedeften ziyade sürekli devam eden bir yolculuktur. Benim için okumak dolmak, yazmak ise bir anlamda boşalmaktır. Bu nedenle iyi yazabilmenin ön koşulunun, öncelikle çok iyi bir okur olabilmekten geçtiğine inanıyorum. Farklı kaynaklardan, farklı disiplinlerden ve farklı hayat deneyimlerinden beslenmek, insanın ufkunu genişletir ve zihinsel dünyasını zenginleştirir. Zamanla bütün bu birikimlerin insanda bir karşılık bulduğunu ve kişinin bunları bir biçimde dışa vurma ihtiyacı hissettiğini düşünüyorum. Bana göre yazmaya yöneliş, tam da bu noktada, içeride birikenlerin kelimeler aracılığıyla dış dünyaya aktarılmasıyla zuhur ediyor. Ben de bu anlayış doğrultusunda, kendimi sürekli beslemeye, okumaya, gözlemlemeye ve biriktirmeye; ardından da bu birikimleri kendi duygu ve düşünce dünyamdan geçirerek yazıya dönüştürmeye çalışıyorum.
7-Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
Kaleme aldığım ilk kitap romanım olmasına rağmen, bu soruya yayımlanmış ilk iki kitabım üzerinden cevap verebilirim. Roman, benim için birçok teknik açıdan daha fazla titizlik ve özen gerektiren bir çalışma. Her ne kadar son noktayı koyduğumu düşünsem de metni tekrar tekrar okuyarak eksiklerini ve fazlalıklarını değerlendirmek istediğim için şu anda yayımlanmayı bekliyor. Buna karşılık Göğe Bırakılanlar adlı şiir kitabım ile Kâğıt Kesiği adlı deneme kitabım, benim için iki gözümün bebeği niteliğinde. Bu iki kitap, inişli çıkışlı hayat serüvenimde çıktığım içsel yolculuğun vefakâr ve cefakâr yol arkadaşları oldu. Bu nedenle yazdığım her bir satırın iç dünyamda oluşturduğu huzuru, onları tekrar tekrar okuduğumda nasıl yaşıyorsam, okurun da aynı huzur ve sükûneti hissetmesini arzu ediyorum. Son olarak, ikinci şiir kitabım Çölün İzdüşümü; Göğe Bırakılanlar II ile ikinci deneme kitabımın da yayımlanmaya hazır olduğunu belirtmek isterim.
8-Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
Daha önce de ifade ettiğim gibi, yazmak çoğu zaman aşk, keder ve hüzün; kimi zaman da gurbet ve yalnızlık gibi güçlü duygulardan tezahür ediyor. Bu nedenle, kaleme aldığım şiirlerin ve metinlerin, yaşadığımız ya da yaşamayı murat ettiğimiz hadiselerin bizde bıraktığı izlerin etkisiyle vücut bulduğunu söyleyebilirim. Yaşanmışlıklar kadar, içimizde taşıdığımız arzular, özlemler ve gerçekleşmesini murat ettiğimiz hayatlar da yazının beslendiği önemli kaynaklar arasında yer alıyor. Dolayısıyla benim için yazmak, yalnızca yaşananları aktarmak değil; aynı zamanda duyguların, hatıraların, özlemlerin ve hayallerin kelimeler aracılığıyla yeniden anlam kazanmasıdır.
9-Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Romanımı yazarken iki ana karakterimi tüm yönleriyle önceden planladığımı söyleyemem. Karakterlerin temel özelliklerini ve romanın sonunda nasıl bir noktaya ulaşmalarını arzu ettiğimi elbette başlangıçta netleştirmiştim; ancak ayrıntılarda pek çok unsurun tamamen spontane biçimde geliştiğini söyleyebilirim. Zira olduğumuz nokta ile olmayı arzu ettiğimiz nokta arasında, içinden pek çok olayın ve deneyimin geçtiği uzun bir yol bulunuyor. Bu süreçte ortaya çıkan gelişmelere kimi zaman yazar olarak sizin de bütünüyle müdahale edemediğinizi fark ediyorsunuz. Olay örgüsü kendi dinamikleri içerisinde ilerliyor, karakterler sizi farklı yönlere götürüyor ve zaman zaman hiç öngörmediğiniz yeni ufuklar açıyor. Bununla birlikte, lise yıllarımdan bu yana taşıdığım bir hayalim vardı ki kendi romanımın karakterlerini kendim şekillendirebilmek. O yıllarda ütopik görünen bu hayal, bugün ete kemiğe bürünmüş bir metin olarak dosyamda bekliyor.
10-Size ilham veren şeyler nelerdir?
Yazarlık kariyerimde bana ilham veren pek çok unsur olduğunu söyleyebilirim. Bunların başında okuduğum kitaplar ve hayatları, düşünceleri ya da eserleriyle iz bırakan örnek şahsiyetler geliyor. Özellikle insanı, insanın iç dünyasını ve duygularını merkeze alan eserlerden besleniyorum. Bunun yanı sıra hayatın kendisi, yaşanmışlıklar, gözlemler ve insan ilişkileri de yazma motivasyonumu besleyen önemli kaynaklar arasında yer alıyor. Dolayısıyla ilhamı yalnızca edebî eserlerde değil, hayatın ve insanın kendisinde arıyorum. Bazen son derece sıradan görünen bir anın dahi yazıya dönüşebileceğine inanıyorum. Örneğin bir arkadaş ortamında, iyi bir dinleyici olabilmenin önemi üzerine bir sohbet gerçekleştirmiştik. O gece masamızda yapılan bu sohbet, bende uzun süre düşündüğüm “Dinlemek Sanatı” başlıklı yazının ortaya çıkmasına vesile oldu. Bu yönüyle hayatın içindeki sohbetlerin, gözlemlerin ve küçük anların da yazarlık serüvenimde önemli birer ilham kaynağı olduğunu düşünüyorum.
11-En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Yazmak konusunda özellikle gecenin sessizliğinde daha üretken olduğumu söyleyebilirim. Günün gürültüsünden ve yoğunluğundan uzaklaştığım, zihnin ve kalbin daha dingin hâle geldiği bu zaman dilimi, benim için yazmaya daha elverişli bir atmosfer oluşturuyor. Bununla birlikte, yazmak için her zaman belirli bir zamana ihtiyaç duymuyorum. Çoğu zaman yüreğime sığdıramadığım hüzünleri, heyecanları ve yoğun duyguları taşıdığım her an, kalemime sarılıyorum. Bazen bir duygu, bir düşünce, bir hatıra ya da zihnimde beliren bir çağrışım, yazmaya başlamam için yeterli olabiliyor. Dolayısıyla beni yazmaya motive eden en güçlü unsurun, içimde birikenleri kelimeler aracılığıyla ifade etme ve onlara bir anlam alanı açma ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.
12-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Okuyucuların kitabımı okuması için en temel sebebin, kendilerini anlayan ve duygularına eşlik eden bir anlatımla karşılaşacak olmaları olduğunu düşünüyorum. Kitabımın, okurun kendi duygularından, yaşanmışlıklarından ve iç dünyasından izler bulabileceği; kendisiyle baş başa kalabileceği huzurlu bir alan sunmasını arzu ediyorum. Çünkü inanıyorum ki bir söz, ne kadar derinlerden süzülerek ortaya çıkarsa, o denli derinlere ulaşabilir. Ben de iç dünyamın derinliklerinden süzdürdüğüm hissiyatın ve duyarlılığın, okurun gönlünde bir karşılık bulacağına inanıyorum. Eğer yazdıklarım, okurun kendisini anlaşılmış hissetmesine, kendi duygularına yeniden bakabilmesine ve satırlar arasında kendinden bir parça bulabilmesine vesile olabiliyorsa, benim için yazının asıl anlamı da burada ortaya çıkıyor.
13-Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Kitaplarımın ana fikrini, birçok insanın farklı biçimlerde geçtiği ortak bir yol güzergâhı ve bu yolculuğun insanda bıraktığı izler oluşturuyor. Hayatın bir yolculuk olduğuna inanıyorum ve bu yolculuk boyunca taşıdığımız, zaman zaman taşımaktan yorulduğumuz; kimi zaman ise gerçekleşmesini, hayatımızda var olmasını bütün kalbimizle arzu ettiğimiz duygular, özlemler, umutlar ve hayallerle ilerliyoruz. Bütün bu birikimleri adeta heybemizde taşıyarak attığımız her adım, bizi biraz daha kendimize ve birbirimize yaklaştırıyor. Dolayısıyla kitaplarımda vermek istediğim temel mesaj, insanın bu yolculukta yalnız olmadığı; taşıdığı duyguların, yaşadığı kırılmaların, umutlarının ve özlemlerinin onu insan yapan temel unsurlar olduğu düşüncesidir. Kendi yolculuğumuzda heybemizde taşıdıklarımızı anlamlandırabildiğimiz ölçüde hem kendimize hem de başkalarına daha sahici bir yerden ulaşabileceğimize inanıyorum.
14-Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Kendimi henüz bu işin ehli olarak nitelendiremesem de gerçek anlamda yazarlığın oldukça zor ve sorumluluk gerektiren bir sıfat olduğunu düşünüyorum. Çünkü zihninizde ve yüreğinizde taşıdığınız düşünceler, henüz kelimelere dökülmeden yalnızca size aittir. Ancak kelam kaleme emanet edildiğinde ve okura ulaştığında, artık yalnızca sizin olmaktan çıkar; okurun dünyasında yeniden anlam kazanan, daha geniş bir ortaklığa dönüşür. Bu nedenle yazmak, yalnızca duyguları ve düşünceleri ifade etmekten ibaret değildir. Sözcükleri doğru seçmek, anlamı incelikle işlemek ve okuyucuda karşılık bulabilecek bir bütünlük oluşturmak, üzerinde titizlikle çalışılması gereken bir süreçtir. Ben de bu sürecin gerektirdiği özeni; metinlerimi tekrar tekrar gözden geçirerek, eksiklerini ve fazlalıklarını değerlendirerek ve her kelimenin taşıdığı anlamın sorumluluğunu gözeterek göstermeye çalışıyorum. Zira bana göre yazarlık, kelimeleri yan yana getirmekten çok, onları bir duygu ve anlam bütünlüğü içerisinde incelikle işleyebilme sanatıdır.
15-Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Yazar tıkanıklığı yaşadığım dönemlerde sürecin üzerine fazla gitmemeyi ve bir süre ara vermeyi tercih ediyorum. Metni zorlamak yerine ona zaman tanımanın, yazma sürecinin doğal akışını korumak açısından daha sağlıklı olduğuna inanıyorum. Bu süreçte başka bir işe veya farklı bir uğraşa yönelmek, zihnimi dinlendirmeme ve düşüncelerimi yeniden düzenlememe yardımcı oluyor. Zamanı geldiğinde üzerinde çalıştığım metne ya da bölüme yeniden döndüğümde, çok daha berrak bir zihinle odaklanabildiğimi fark ediyorum. Hatta bu aranın yalnızca zihinsel bir dinlenme sağlamadığını; metne daha önce fark etmediğim farklı boyutlardan ve perspektiflerden bakabilmeme de imkân verdiğini düşünüyorum. Bu nedenle yazar tıkanıklığını aşılması gereken bir engelden ziyade, kimi zaman yazma sürecinin doğal bir parçası ve metne yeniden bakabilmek için gerekli bir soluklanma dönemi olarak görüyorum.
16-Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Henüz yolun başında, çiçeği burnunda bir yazar olarak şu ana kadar yalnızca bir imza günü organizasyonunda yer aldığımı söyleyebilirim. Yurt dışında yaşıyor olmamın ve edebiyat dünyasında henüz yeni bir isim olmamın da etkisiyle, bugüne kadar farklı organizasyonlarda bizzat yer alma fırsatım olmadı. Bununla birlikte, şahsen katılım sağlayamamış olsam da yayınevimin 2025 TÜYAP Kitap Fuarı’nda kitaplarımı tanıtması benim için önemli ve kıymetli bir deneyim oldu. Ayrıca bazı yazar ve sanatçıların ortak çalışmalarının yer aldığı bir web sitesinde yazar profiline sahip olduğumu ve burada çeşitli eserlerimin de okuyucularla buluştuğunu belirtmek isterim. Önümüzdeki dönemde, yazarlık yolculuğumun gelişmesiyle birlikte farklı edebiyat etkinliklerinde, söyleşilerde ve kültürel organizasyonlarda daha fazla yer almayı arzu ediyorum.
17-Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının, edebiyatın yalnızca kitap sayfalarında değil, insanlarla kurulan doğrudan iletişim içerisinde de anlam kazandığı önemli alanlar olduğunu düşünüyorum. Bu tür etkinlikler, okuyucuya okuduğu ve kendisinde karşılık bulan satırların mimarıyla doğrudan temas kurma, onu tanıma ve eserin ortaya çıkış sürecini ilk ağızdan dinleme imkânı sunuyor. Bir kitabın hangi duygulardan, düşüncelerden ve yaşanmışlıklardan beslenerek vücut bulduğunu bizzat yazarından dinlemek, okuyucunun eserle kurduğu bağı daha da derinleştirebilir. Yazar açısından bakıldığında ise bu buluşmalar, okurun eserde ne hissettiğini, hangi satırlarda kendinden bir parça bulduğunu ve metnin onda nasıl bir karşılık oluşturduğunu doğrudan gözlemleyebilme fırsatı sağlıyor. Dolayısıyla bu etkinliklerin hem yazar hem de okuyucu açısından karşılıklı bir paylaşım ve anlamlandırma alanı oluşturduğuna inanıyorum.
18-Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Şu anda biri roman olmak üzere yayımlanmayı bekleyen üç kitabım bulunuyor. Bu üç kitabım üzerinde son dokunuşları yapmak, metinleri yeniden değerlendirerek edebiyat alanında kendime yepyeni ufuklar açacak ve bana farklı bir irtifa kazandıracak açılımlar üzerinde çalışıyorum. Bunun yanı sıra, yazının dışında üzerinde çalıştığım çizimlerimle ilgili kişisel bir sergi gerçekleştirme hayalim de var. Önümüzdeki dönemde edebiyat ve görsel sanatları birbirini besleyen iki farklı ifade alanı olarak değerlendirerek üretimlerimi geliştirmeyi ve farklı alanlarda okuyucu ve sanatseverlerle buluşturmayı arzu ediyorum.
19-Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Okuyuculardan aldığım geri dönüşler arasında beni en çok duygulandıranlar, şiirlerimin kendileri için adeta “derin dualar” niteliğinde olduğunu ifade eden okuyucularımın yorumları oldu. Bunun yanı sıra, eserlerimde kendilerinden pek çok şey bulduklarını, bazı satırların kendi duygu ve yaşanmışlıklarına tercüman olduğunu samimiyetle paylaşan okuyucularla da karşılaştım. Bir yazar için kaleme aldığı satırların başka bir insanın iç dünyasında karşılık bulduğunu görmek, kuşkusuz son derece kıymetli ve anlamlı. Çünkü yazının en güçlü tarafının, yazarın kendi iç dünyasından doğan bir duygunun başka bir insanın yüreğinde yankı bulabilmesi olduğuna inanıyorum. Bu tür geri dönüşler, yazma motivasyonumu güçlendirdiği gibi, kelimelerin insanlara dokunabilme gücünü bir kez daha hatırlatıyor.
20-Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Yazmış olmak için yazılmaması gerektiğini düşünüyorum; zaten bunun uzun vadede mümkün olabileceğine de inanmıyorum. Yazmak, insanın iç dünyasında birikenlerin doğal bir biçimde dışa vurulmasıdır. Bu nedenle yazmak isteyenlere verebileceğim en temel tavsiye, çok okumalarıdır. Çünkü insan okudukça zihinsel ve duygusal dünyasını besler; zamanla bu birikim, kendiliğinden yazma arzusuna ve ihtiyacına dönüşür. Bir noktadan sonra yazmak, kişinin bütünüyle kontrolünde olan bir eylem olmaktan çıkar ve kelimeler adeta kendi yolunu bulmaya başlar. Dökülmek çoğu zaman bir an meselesidir. Hele bu birikime hüzün, gurbet ve sevda gibi güçlü duygular da eşlik ediyorsa, ortaya kendine özgü ve yoğun bir edebiyat atmosferinin çıkması kaçınılmazdır. Bu nedenle, yazmak isteyen herkese öncelikle okumalarını, hayatı ve insanı dikkatle gözlemlemelerini ve içlerinde biriken duyguların kendi zamanında kelimelere dönüşmesine izin vermelerini tavsiye ederim.
Hamide AKBIYIK
Yazar/Sair


