1-Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Elif Yıldırım. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldum. 32 yaşındayım ve İzmir’de yaşıyorum. Mühendis, öğretmen, aynı zamanda yazar ve şairim. 12 yaşından beri yazıyorum. Hayatın farklı kulvarlarında yol almayı, edindiğim deneyimleri harmanlamayı ve kendimi keşfetmeyi seviyorum. Farklı alanlardan ilham alan, öğrenen, üreten ve kendini sürekli geliştirmeye çalışan biriyim.
2-Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?
Kırılma noktası, kitapta da bahsettiğim üzere; ustam olarak gördüğüm Araştırmacı Yazar Faruk Dilaver’in imza gününde bana söylediği ‘Kimselere söyleme, bir kitap yaz.’ cümlesiydi. Biraz çekindim çünkü o güne kadar benim için tanımı olmayan bir yoldu yazarlık. Yazar değildim ve kitap yazma konusunda hiçbir tecrübem yoktu. Ama aynı zamanda büyük bir heyecan duydum. Gönlümdeki sese ve kendime inanarak bu yola adım attım ve yazmaya başladım.
3- Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Evet, var. Ortaokula geçtiğim sırada sınıflarımızın karma olması sebebiyle bazı arkadaşlarımdan ayrılmıştım. Yaşadığım ayrılık duygusuyla kalemi ilk kez elime alıp bir şiir yazmıştım. O gün, duygularımı kelimelerle ifade etmeye başladığım ilk andı.
4- Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Açıkçası doğrudan bir etkisi olduğunu düşünmüyorum çünkü çok sık kitap okuyan biri değilim, belirgin bir okuma alışkanlığım da olmadı. Şiir kitapları okumadan şiir yazdığım, pek fazla kaynağa başvurmadan kaleme aldığım yazılar oldu. Yazarlık yolculuğum, dışarıdan öğrendiklerimden çok, gönlüme doğan ilhamla şekillendi. Bazen kelimeler zihnimden önce kalemime geldi; ben de onları yazdıktan sonra anlamlarının peşine düştüm. Bu hâli, gönülden geleni kelama dönüştürmek ve ilhamın hakiki kaynağına yönelmek olarak görüyorum.
5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Bu soruya, imza gününde yaşadığım deneyim üzerinden cevap verebilirim. Faruk Dilaver’in beni göstererek yanımdakilere ‘Yazar olacak’ demesi, sanki içimde var olan ama benim henüz farkına varmadığım bir cevher görünür olmuş ve bana yansıtılmış gibi hissettirdi.O an duyduğum heyecanla bunu gönülden kabul ettim. Benim için bu, yazar olmaya karar vermekten çok, içimdeki karara şahit olmak gibiydi. Yazarlık elbisesini o an üzerime giyinmiştim aslında.
6- İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir, siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Bence iyi bir yazar olmanın şartlarından biri, insanları ayrıştırmadan bir noktada buluşturabilmektir; insanın özüne dokunarak herkese hitap edebilmek gerekir. Bunun yanında yazdıklarımın bir fayda sağlamasını önemsiyorum. Söz öyle bir mühür taşımalı ki insana şifa versin, ilham olsun ve gönlünü uyandırsın. Ben de bu yolda, insanlara dokunabilecek ve onlarda güzel bir iz bırakabilecek bir hazinenin peşinden gidiyorum.
7- Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
Kaleme aldığım ilk eserim ‘Aşkın Çığlığı’. Kendi manevi yolculuğumda yaşadığım deneyimler üzerinden Allah’a duyduğum aşkı ve bu aşkın bende bıraktığı izleri anlattığım, benim için ilk göz ağrım olan eserim.
8- Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
Tefekkür diyebilirim. Hayatın her anının öylesine yaşanmadığına; her şeyin muazzam bir sanat içinde var olduğuna inanıyorum. Düşünmeye ve görünenin ardındaki hakikate ermeye değer nice anlar var. Bu nedenle her yeni günü bir fırsat, bir kapı ve bir farkındalık olarak okumayı seviyorum. Bu bakış açısı da eserlerime bir ilham rüzgârı ile yansıyor ve yazdıklarımı bambaşka bir anlama dönüştürüyor.
9- Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Üzerinde çalıştığım eserlerde karakterler ve temel tema başlangıçta zihnimde belirlenmiş oluyor. Ancak yazım sürecinde, hayata dair gözlemlerim ve yaşadığım tecrübeler doğrultusunda eser zaman içinde farklı bir forma bürünebiliyor. Bu değişim elbette olay örgüsüne ve karakterlerin gelişimine de olumlu şekilde yansıyor. Yani başlangıçta bir yol çizsem de yazdıkça karakterlerin ve hikâyenin kendi yönünü bulmasına da izin veriyorum.
10- Size ilham veren şeyler nelerdir?
İlham olan anlar ve o ilhamı pekiştiren anlar vardır; fakat benim yolculuğumda bu durum biraz daha farklı. İlhamı gökyüzü, doğa manzarası ya da acı bir duygu gibi belli kalıplarla sınırlayamıyorum açıkçası. Yoldan geçerken bir kuşun kanat çırpışından yerde birikmiş bir toz zerresine kadar her şey ilham olabilir. Var olanın hakikatine vardıkça, her şeyin kendi anlamını ve hizmetini sunduğunu hissediyorum. Bu nedenle ilhamı hayatın her anında ve her şeyin içinde bulabiliyorum. Rüya âlemini de bu noktada göz ardı edemem. Hayatımda bambaşka bir yere sahip. Gün içerisinde zihnimi meşgul eden bazı soruların ya da düşüncelerin cevaplarını rüyalarımda bulabildiğim oluyor. Rüyalar benim için başka bir dünyaya açılan bir kapı gibi; bakış açımı genişletiyor ve yazma yolculuğuma farklı bir boyut katıyor.
11-En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Hayatın telaşından uzaklaşıp kendimle kalabildiğim dönemler, zamanı en verimli geçirdiğim ve en çok ürettiğim anlar oluyor. Sessizlik; kendimi duymak, içime dönmek ve kendimi keşfetmek açısından benim için muazzam bir alan açıyor. Beni motive eden ise yazdıklarımın bir insana fayda sağlamasıdır. Birine yol gösterebildiyse, bir acıya teselli olabildiyse ya da bir insan kendini yalnız hissettiği bir anda yazdıklarımda kendine bir ses bulabildiyse, benim için en büyük karşılık budur. Okuyucumda şu duyguyu bırakabilmek isterim: ‘Seni tanımıyorum ama acını duydum, buradayım; yalnız değilsin. Mutluluğuna da eşlik ediyorum çünkü varlığın kutlanmaya değer.’ Yazdığım her cümlenin bir şekilde o insana ulaşabilmesi ve benim ulaşılabilir bir yazar olabilmem, benim için en güzel motivasyon.
12-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Kitaplarım ezbere değil, gönle verilen bir muhabbetle yazılır. Basılı eserim öyle bir aşkla yazıldı ki, ‘Ben yazdım.’ diyemedim. Bugün dönüp okuduğumda ben de hayrete düşüyorum, yazarken olduğu gibi bugün de aşkla okuyorum. Bu kitap okuyan için bir hazine, derin bir gözyaşı… Bir kalem tuttum; gönlüme ‘yaz’ denildi, yazdım. Sadece gayret ettim, muhabbetin sırrına ermeye çalıştım. Fakat bilinir ki kalemin sahibi tektir. Muhabbet Allah’tan gelir ve yine O’na varır. Bu yüzden bu kitabı okuyana, onda kendinden bir şey bulana ve bir başkasına ulaştırana ne mutlu…
13-Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
İnsanın kendine dönmesini, kendi hakikatine yaklaşmasını önemsiyorum. Teknolojiyle birlikte çoğu kişinin kendinden uzaklaştığını görüyoruz; ben bunun aksine, herkesin kendi içindeki cevheri fark etmesini istiyorum. Çünkü insana kendinden başkası şifa değildir. Kendi hakikatini fark ettiğinde hayatında bambaşka bir pencere açılacağına inanıyorum. Bilginin bu kadar kolay ulaşılabildiği bir çağda, bunca kaynağın iyi değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Zayi edilecek bir an yok; zaman geçiyor. İnsan yeteneklerini ortaya çıkarmalı, hayata bir şeyler katmalı ve bir gayesi olmalı. Benim kitaplarımla vermek istediğim asıl mesaj da insanın kendisini hatırlaması ve gerçekleştirmesidir.
14- Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Yazar olmanın benim için en zor yanlarından biri, yazdıklarım konusunda özgür kalabilmek. Nadir de olsa, yazdıklarımın bambaşka anlamlara çekildiği oldu. Her ne kadar okuyucunun kendi dünyasından yorumlamasına müdahale etmek istemesem de yanlış anlaşılmaması için açıklama yapmak zorunda kaldığım zamanlar oldu. Bunun dışında güzel duygularla kaleme aldığım bir metnin bambaşka anlamlara çekildiğini gördüm; huzurlu yaşamayı anlattığım bir eserimin, mutsuz olduğum şeklinde algılanması, ‘Demek ki yazdığım duygu karşı tarafa ulaşmadı.’ diye düşünerek üzülmeme sebep olmuştu. Sonra bunun da yazmanın sırrının bir parçası olduğunu fark ettim ve farklı anlamların doğurabileceği güzellikleri görmeye çalıştım. Belki de bu eser, o insana tam da o kanaldan hitap edecek, onda başka bir duyguya dokunacaktı.
Bir de biz yazarların derin dünyaları var. Duyguları yoğun yaşayabiliyor, zaman zaman yalnız kalmaya ve kendi içimize dönmeye daha fazla ihtiyaç duyabiliyoruz. Bu da bazen kalabalıkların içinde bile kendimizi yalnız hissetmemize neden olabiliyor. Fakat ben bunu bir zorluktan ziyade, yazarlığın getirdiği başka bir derinlik olarak görmeyi öğreniyorum. Bu derinlik, karşımızdakini daha iyi anlamaya, empati kurmaya ve herkese doğru şekilde hitap edebilme marifeti edinmeye imkân sağlıyor. İnsanlara doğru şekilde ulaşabilmek, yazarlığın bana kattığı en güzel avantajlardan biri.
15- Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Bunu bir tıkanıklık olarak görmüyorum açıkçası. Üzerinde çalıştığım kitapları yazmadığım dönemler oluyor. Böyle zamanlarda ‘Demek ki henüz yazmanın zamanı değil, biraz daha demlenmesi gereken bir süreç var.’ diye düşünüyorum. Belki benim de o kitaba hazır olmam, idrak ve ilim yönünden biraz daha yol almam gerekiyor. Bu yüzden kendimi zorlamak yerine süreci akışına bırakıyorum. Zamanı geldiğinde kelimelerin de kendiliğinden yolunu bulacağına inanıyorum. Hayatın hiçbir ânı sıradan değil; her gün yeni bir şey öğreniyor, kendime ve yolculuğuma yeni şeyler katıyorum.
16- Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Sosyal medyayı verimli ve aktif bir şekilde kullanıyorum. Geri planda kalmak yerine, kitaplarımdan alıntıları araştırmalarla zenginleştirerek, üzerine yeni bilgiler ve farklı bakış açıları katarak görsel içeriklere dönüştürüyorum. Herkese hitap edebilecek içerikler hazırlamaya özen gösteriyorum. Bunun yanı sıra sanat platformlarında yer alıyor, dergilerde yazarlık yapıyor ve eserlerimi farklı mecralar aracılığıyla okuyucularla buluşturmaya çalışıyorum.
17- Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Henüz böyle bir deneyim yaşamadım; ancak çok istediğim şeyler arasında. Sözden öze ve gözden göze varmayı kıymetli buluyorum. Bir yazarın okuyucusuyla yüz yüze olması, sesini, ifadesini ve o anki enerjisini paylaşması bence güven duygusunu da güçlendiriyor. Aynı anda aynı muhabbet içinde bir duyguda buluşabilmek çok kıymetli. Bu nedenle kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının, benim için olduğu kadar okuyucu için de özel bir deneyim olacağına inanıyorum.
18- Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Hem de çok. Yazma konusunda idealist biriyim. Yaş sınırı gözetmeden, çocuklardan gençlere, gençlerden yetişkinlere kadar herkesin kendinden bir şey bulabileceği eserlerle var olmayı hedefliyorum. Ulaşmak istediğim nokta aynı olsa bile, her eserin kurgusu, yolu ve dünyası birbirinden farklı olacak. Önümde keşfetmek istediğim çok farklı alan ve anlatmak istediğim pek çok hikâye var.
19- Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Kitabın daha giriş bölümlerinde dahi okuyucuların duyduğu hayreti ve heyecanı görmek, benim için güzel bir geri dönüş oldu. Fosforlu kalemlerle çizilmiş sayfalar, altı çizilmiş cümleler ve ‘Bu bir alıntı mı?’ dedirtecek kadar etkileyici bulunduğuna dair yorumlar aldım. Elbette bunları duymak beni çok mutlu ediyor. Daha da kıymetlisi, yazdıklarımın bir insanın hayatında bir dönüşüme veya büyük bir farkındalığa vesile olduğunu görmek… Yolculuğumun başındayım. Henüz duymamış olsam da bir gün bir okuyucumun kitabı okuduktan sonra hayata başka bir boyuttan bakmaya başladığını, daha önce fark etmediği güzellikleri görüp yaşadıklarının anlamını başka türlü okuyabildiğini; adeta uyandığını ve bu uyanışın hayatına yepyeni bir anlam kattığını söylemesi, ardından ‘Şimdi hayatımda bunları uyguluyorum, şu değişimleri yaşıyorum.’ diyerek geri dönmesi benim için alabileceğim en güzel hediye olurdu.
Özel bir kalem taşıdığımın farkındayım ve bu kalemin, ihtiyacı olan, gönlünde bir sual taşıyan herkese ulaşmasını diliyorum.
20- Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Herkes, inandığı kadar gerçektir. Bu yüzden öncelikle kendilerine, içlerindeki cevhere ve çıktıkları yola inansınlar. Bir yolda karşımıza taş çıkmadan yürüyeceğimizin garantisi yok; önemli olan, bazen o taşı kaldırıp yolumuzda bıraktığı iz için teşekkür edebilmek, onun da yolculuğumuza kattığı anlamı görebilmektir. Sonunda çiçekli yollara ulaşabilmek ve kışın getirdiği baharı selamlayabilmek var. Yolda kim ne söyledi, kim ne yaptı diye bakmak yerine, ‘Ben kendimi gerçekleştirmek adına ne yapıyorum?’ diye sormak gerektiğine inanıyorum. Satış rakamlarından önce, ‘Bugün bir insana daha ulaşabildim, bir gönle dokunabildim.’ diyebilmek çok daha kıymetli. Sabretmek ve yolun getirdiği her deneyimin anlamına erebilmek, bence bu yolculuğun en önemli parçaları…

