1- Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Yunus Emre Erden. Sınıf öğretmeni ve çocuk kitapları yazarıyım. Aslında beni anlatan bu iki alan birbirinden çok ayrı değil. Öğretmenlik yaptığım sınıflarda çocukların dünyasını yakından gözlemleme fırsatı buluyorum; yazarlıkta ise o dünyanın içine biraz daha hayal gücü ekleyerek girmeye çalışıyorum.
Eğitim hayatımda önce iktisat, ardından sınıf öğretmenliği eğitimi aldım. Daha sonra Eğitim Programları ve Öğretim alanında yüksek lisans yaptım. Uzun süredir çocuklarla çalışıyorum. Benim için öğretmenlik sadece ders anlatmak, yazarlık da yalnızca bir hikâye yazmak değil. İkisinin ortak noktasında çocuğa dokunmak, onda merak uyandırmak ve geride güzel bir iz bırakmak var.
2- Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?
Sanırım en büyük kırılma noktası, öğretmenlik yapmaya başladıktan sonra çocukların hikâyelere nasıl tepki verdiğini görmek oldu. Bir çocuğun bir karakterle bağ kurması, bir sonraki sayfada ne olacağını merak etmesi ya da günler sonra hikâyedeki küçücük bir ayrıntıyı hatırlaması beni çok etkiledi.
Bir süre sonra sadece var olan hikâyeleri çocuklara anlatmak değil, onların dünyasına uygun yeni hikâyeler de oluşturmak istediğimi fark ettim. Böylece öğretmenlik sırasında biriktirdiğim gözlemler zamanla hikâyelere dönüşmeye başladı.
3- Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Tek bir an söylemek zor. Daha çok üst üste biriken küçük anlardan söz edebilirim. Sınıfta anlattığım bir hikâyeyi çocukların devam ettirmesi, bir karakter için farklı bir son önermeleri ya da “Öğretmenim, bunun kitabı var mı?” diye sormaları gibi…
Bir noktada kendi kendime “Neden olmasın?” dedim. Çocukların karşısında her gün hikâyenin ne kadar güçlü bir araç olduğunu görüyordum. Kalemi elime almam biraz da bu gözlemlerin doğal sonucu oldu.
4- Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Çocukken okuduğumuz kitapların bizde bıraktığı bazı duyguları yıllar sonra bile hatırlıyoruz. Ben özellikle hikâyenin içine hızlıca girebildiğim, karakterlerle bağ kurabildiğim ve sonunda bende bir duygu bırakan kitapları seviyordum.
Bugün yazarken de bunu önemsiyorum. Çocuk kitabında sade olmanın basit olmak anlamına gelmediğini düşünüyorum. Çocuğun anlayabileceği bir dil kullanırken onun hayal gücünü küçümsememek gerekiyor. Bu nedenle mümkün olduğunca canlı, akıcı ve çocuğu hikâyenin bir parçası hâline getiren bir dil kullanmaya çalışıyorum.
5- Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
En büyük etken öğretmenlik deneyimim oldu. Yıllar boyunca farklı yaş gruplarından çocukları gözlemledim. Neye güldüklerini, hangi konularda heyecanlandıklarını, hangi cümlelerin onları düşündürdüğünü gördüm.
Çocuk edebiyatını sınıf içinde kullandıkça kitapların eğitimin çok güçlü bir parçası olduğunu da daha iyi fark ettim. Bir kavramı doğrudan anlatmak yerine bazen iyi kurulmuş bir hikâye üzerinden vermek çok daha kalıcı olabiliyor. Yazmaya yönelmemde bu deneyimler oldukça belirleyiciydi.
6- İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir, siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Bence öncelikle iyi bir gözlemci olmak gerekiyor. Yazmak kadar okumak, dinlemek, araştırmak ve hayatın içinde olmak da önemli.
Çocuk edebiyatında buna bir de çocuğun dünyasını gerçekten tanımak ekleniyor. Çocuklar için yazarken yetişkin dünyasından aşağıya doğru bakmamak gerektiğine inanıyorum. Onlarla aynı hizaya gelebilmek önemli.
Benim yöntemim çoğunlukla gözlemle başlıyor. Bir fikir geliyor, not alıyorum ve bir süre o fikri zihnimde taşıyorum. Ardından karakterler, olay örgüsü ve hikâyenin vermek istediği duygu şekilleniyor. Yazdıktan sonra da metnin üzerinde tekrar tekrar çalışıyorum. Çünkü ilk yazılan hâl genellikle son hâl olmuyor.
7- Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
Kaleme aldığım ve yayımlanan ilk kitabım Kobi’nin Gökyüzü Partisi oldu. Ardından Fiko’nun Renkli Teknesi, Maki – Van Gölü Efsanesi ve Noktalama Krallığı – Kingdom of Punctuation yayımlandı.
Kitaplarımda farklı yaş gruplarına ve farklı temalara yönelmeyi seviyorum. Bazen hayal gücünün öne çıktığı bir macera, bazen doğayla ilişkili bir hikâye, bazen de eğitimle edebiyatı bir araya getiren bir kurgu yazıyorum.
8- Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
Çocuklar.
Sanırım en kısa cevabı bu olurdu. Çocukların gündelik yaşamda sordukları sorular, korkuları, heyecanları, arkadaşlık ilişkileri ve merak ettikleri şeyler benim için çok güçlü bir kaynak.
Bunun yanında doğa, yaşadığımız coğrafya, kültürel değerler ve eğitim hayatında karşılaştığım durumlar da hikâyelerime yön veriyor. Ben bir konu seçerken yalnızca “Çocuğa ne öğretebilirim?” diye düşünmek istemiyorum. Öncelikle “Çocuk bu hikâyeyi sever mi, merak eder mi, karakterle bağ kurar mı?” sorusunu soruyorum. Verilecek mesajın hikâyenin içinde doğal biçimde bulunması gerektiğine inanıyorum.
9- Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Başlangıçta hikâyenin nereye gideceğine dair genel bir yol haritam mutlaka oluyor. Ancak masaya oturduğumda her şey o plana sadık kalmıyor.
Bazen yazarken bir karakterin söylediği küçücük bir cümle hikâyenin yönünü değiştirebiliyor. Ben de buna izin vermeyi seviyorum. Çünkü fazla kontrollü yazdığımda metnin doğallığını kaybettiğini hissediyorum.
Dolayısıyla nereye ulaşacağımı çoğunlukla biliyorum ama oraya hangi yoldan gideceğime karakterlerle birlikte karar verdiğim oluyor.
10- Size ilham veren şeyler nelerdir?
Çocuklar, sınıf ortamı, yolculuklar, doğa, yaşadığım şehirler, insanlarla yaptığım sohbetler ve gündelik hayatta çoğu kişinin üzerinde durmadan geçtiği küçük ayrıntılar…
Bir çocukla yapılan birkaç dakikalık sohbet bile bazen bir hikâyenin başlangıcı olabiliyor.
Bence ilham çok büyük ve sıra dışı bir şey olmak zorunda değil. Bazen duyduğunuz tek bir cümle, gördüğünüz bir manzara ya da küçük bir çocuğun sorduğu beklenmedik bir soru aylar sonra bir kitabın başlangıcına dönüşebiliyor.
11- En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Zihnimde hikâyenin dünyası oluşmaya başladığında oldukça hızlı üretebiliyorum. Fakat benim için yazma süreci yalnızca bilgisayar başında geçen zamandan ibaret değil. Gün içinde yürürken, araç kullanırken veya sınıfta bir etkinlik yaparken bile hikâyenin bir bölümü zihnimde şekillenebiliyor.
Beni en çok motive eden şey ise bir çocuğun kitabı okuduktan sonra verdiği tepki. Bir karakterin resmini çizmesi, hikâyeyi arkadaşına anlatması veya kitabı tekrar okumak istemesi benim için çok değerli.
12- Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
“Benim kitabımı mutlaka okumalılar.” demek yerine şunu söylemeyi tercih ederim: Eğer çocukların eğlenirken merak etmelerini, düşünmelerini ve hikâyeyle bağ kurmalarını istiyorsanız kitaplarıma bir şans verebilirsiniz.
Ben çocuklara sürekli mesaj veren, her sayfasında onlara bir şey öğretmeye çalışan metinlerden ziyade öncelikle iyi bir hikâye sunmaya çalışıyorum.
Çünkü çocuk önce hikâyeyi sevmeli. Öğrenme, düşünme ve fark etme zaten o hikâyenin içinde kendiliğinden gerçekleşebilir.
13- Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Her kitabın kendi dünyası ve kendi meselesi var. Bu nedenle bütün kitaplarımı tek bir mesaj altında toplamıyorum.
Ancak ortak bir çizgiden söz etmek gerekirse merak etmenin, keşfetmenin, arkadaşlığın, doğayla bağ kurmanın, farklılıklara saygının ve kişinin kendi potansiyelini fark etmesinin hikâyelerimde önemli bir yeri olduğunu söyleyebilirim.
Ayrıca çocuklara doğrudan nasihat etmekten mümkün olduğunca uzak duruyorum. Mesajı, karakterin yaşadığı olay üzerinden çocuğun kendisinin keşfetmesini daha değerli buluyorum.
14- Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Yazmanın zor taraflarından biri, zihninizde çok güzel görünen bir düşüncenin kâğıda geçtiğinde aynı etkiyi yaratmadığını fark etmek.
O noktada vazgeçmemek gerekiyor. Bir paragrafı bazen onlarca kez değiştirebiliyorsunuz.
Çocuklar için yazmanın ayrı bir sorumluluğu da var. Dilin yaş grubuna uygunluğu, kitabın temposu, kullanılan kavramlar ve hikâyenin çocuk üzerindeki etkisi konusunda daha dikkatli olmak gerekiyor.
Bununla başa çıkmanın yolu benim için tekrar okumak, metinden gerektiğinde uzaklaşmak ve eleştiriye açık olmak.
15- Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Kendimi yazmaya zorlamıyorum.
Bazen bir metnin ilerlememesinin nedeni bizim henüz o hikâyeyi çözmemiş olmamızdır. Böyle dönemlerde hikâyeyi bir süre bırakıp başka şeylerle ilgileniyorum. Okuyorum, yürüyorum, çocuklarla vakit geçiriyorum veya başka bir proje üzerinde çalışıyorum.
İlginç olan şu ki çözüm çoğu zaman bilgisayar başında değil, tamamen başka bir şey yaparken geliyor.
Sonra yeniden metnin başına döndüğümde daha önce göremediğim yolu görebiliyorum.
16- Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Özellikle sosyal medyanın doğru kullanıldığında yazarlar açısından önemli bir iletişim alanı olduğunu düşünüyorum. Ben de öğretmenlik, çocuk edebiyatı ve eğitim üzerine içerikler üreterek hem öğretmenlerle hem ebeveynlerle hem de okurlarla iletişim kuruyorum.
Bunun dışında okul etkinlikleri, atölyeler, söyleşiler, imza günleri ve çocuklarla gerçekleştirilen kitap buluşmalarını çok önemsiyorum.
Benim için amaç yalnızca kitabı tanıtmak değil. Kitabın arkasındaki düşünceyi konuşabilmek ve çocuk edebiyatı üzerine bir iletişim alanı oluşturabilmek çok daha değerli.
17- Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Bir kitabı yazarken çoğunlukla yalnızsınız. Ama kitap yayımlandıktan sonra artık size ait olmaktan biraz çıkıyor ve okuyucunun dünyasına giriyor.
Fuarlar ve okur buluşmaları bunun en güzel şekilde hissedildiği yerlerden biri.
Özellikle çocuk okurlarla karşılaşmak çok başka. Sizin hiç önemsemediğiniz bir ayrıntıyı kitabın en güzel bölümü olarak anlatabiliyorlar. Bazen de hiç düşünmediğiniz bir soru soruyorlar.
Bu buluşmalar bana yeni hikâyeler için de çok şey katıyor. Okur açısından ise kitabın arkasındaki insanı görmek, onunla konuşmak ve kitabını imzalatmak çocukluk hafızasında güzel bir anıya dönüşebiliyor.
18- Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Evet. Çocuk edebiyatı alanında üzerinde çalıştığım farklı hikâye ve kitap projelerim var. Özellikle çocukların hayal gücünü harekete geçiren, aynı zamanda doğa, kültür ve gündelik yaşamla bağ kuran yeni dünyalar oluşturmak istiyorum.
Bunun yanı sıra öğretmenlik deneyimimi çocuk edebiyatıyla daha fazla bir araya getirebileceğim çalışmalar üzerine düşünüyorum.
Eğitim alanında da içerik üretmeye ve öğretmenler ile ebeveynleri farklı uzmanlarla buluşturacak projeler geliştirmeye devam ediyorum.
Kısacası masamın üzerinde aynı anda birkaç farklı fikir oluyor. Bazıları kitap, bazıları eğitim projesi, bazıları ise henüz sadece birkaç satırlık bir not hâlinde bekliyor.
19- Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Çocuklardan gelen geri dönüşlerin hemen hepsi benim için çok kıymetli.
Özellikle bir çocuğun kitabı okuduktan sonra kendi resmini çizmesi, hikâyenin devamını yazması veya karakterle ilgili yeni bir macera hayal etmesi beni çok etkiliyor.
Çünkü o anda kitabın kapağını kapattıktan sonra bile hikâyenin çocuğun zihninde devam ettiğini anlıyorsunuz.
Bir yazar için sanırım bundan daha güzel bir geri dönüş yok.
20- Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Öncelikle çok okumalarını ama yalnızca kendi yazmak istedikleri türü değil, farklı türleri de keşfetmelerini öneririm.
İkinci olarak gözlem yapmalarını… İyi hikâyelerin çoğu aslında hayatın içinde dolaşıyor.
Ve en önemlisi, ilk yazdıkları metne âşık olmamalarını tavsiye ederim. Yazmak kadar silmek, değiştirmek ve yeniden yazmak da bu işin bir parçası.
Bir dosyanın reddedilmesi ya da ilk yazdığınız hikâyenin istediğiniz gibi olmaması da yolun sonu değil. Yazarlık biraz sabır, biraz merak ve çokça devam etme işi.
Ben hâlâ öğreniyorum. Sanırım yazarlığın güzel taraflarından biri de bu: Ne kadar yazarsanız yazın, önünüzde öğrenilecek yeni bir şey mutlaka kalıyor.
Kısa Biyografi
Yunus Emre Erden
Sınıf öğretmeni ve çocuk kitapları yazarıdır. Eğitim alanındaki deneyimlerini çocuk edebiyatıyla buluşturarak çocukların merak, hayal gücü ve öğrenme süreçlerini destekleyen eserler üretmektedir. Kobi’nin Gökyüzü Partisi, Fiko’nun Renkli Teknesi, Maki – Van Gölü Efsanesi ve Noktalama Krallığı yayımlanan kitapları arasındadır.

