1-Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Öncelikle merhabalar. Ben Ahmet Taşer. Ekmek kapım, yazılım danışmanlığı. Yani aslen mühendisim. Fakat bugün bir fantastik seri yazarı olarak karşınızdayım.
Sanırım kitaplar hakkında da kısaca bahsetmem makul olur. Serimizin ismi Wallordia Külliyatı. Fantastik bir evren kurgusu. 9 kitap olması planlanan bir seri ve ben size bu röportajı verdiğim sırada ilk iki kitabı çıkmış bulunmakta. Arayış ikilemesi.
2-Yazarlığa adım atmanızda ki asıl kırılma noktası ne oldu?
Fantastik kurguya olan ilgim ben kendimi bildim bileli bana bir şeyler yazdırdı, karalattı. İlkokulda deftere yazdığım “romanları” getirseydim inanın oturup okurduk. Demek istediğim, hayal ettiklerimi yazmak her daim içimde olan bir şevkti.
Uzun bir süre profesyonel anlamda yazarlığa başlayamamamın yegâne sebebi, “Acaba bunlar gençlik hevesi mi?” sorusunun her daim kafamın bir kenarında durması oldu.
Bir dönem bu işlere ara verdim. İşte “Eh, artık büyüdük. Bırakalım bu işleri!” dediğim zamanlardı bunlar.
Ta ki… Bildiğiniz manada “kendimi tutamayana” kadar. Üniversitedeydim. Bir de baktım ki, kalemi elime almışım yine yazıyorum. Yine çiziyorum. İşte o zaman, bu işin bir gençlik hevesinden öte tabiri caizse “kişiliğime oturmuş”, “beni ben yapan” bir hususiyet olduğuna kanaat getirdim. Madem bu işe ilgim var, öyleyse bu yeteneğim heba olmasın dediğim ve ben kitap çıkaracağım dediğim an işte buydu.
3-Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Önceki soruda da belirttiğim üzere kendimi bildim bileli kâğıda bir şeyler yazıyordum, çiziyordum. Çocukluk zamanlarımda bu genellikle şu şekilde işlerdi: Bir şey görürdüm. Hoşuma giderdi. “Ben olsam şu kısmı şöyle yapardım!” derdim. Sonra kâğıdı alırdım ve “o şekilde” yapardım. İlkokul yıllarımda küçük bir deftere yazarak peyda ettiğim “ilk kitabım”, hoşuma giden bir bilgisayar oyunu sonrası ortaya çıkmıştı. Biliyorum, komik! Fakat pek kıymetli. En azından benim için.
4-Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Doğal olarak ilgimi çeken şeyleri okudum. İlgimi çeken şeyleri de yazdım. Ve o fantastikti. Evet… Fantastik. Bu asla değişmedi.
Fakat (belki ilerleyen yaşlarımda daha artacak şekilde) fikir kitapları da okudum. Felsefe, metafizik hep ilgimi çeken konulardı. Örneğin, Paulo Coelho’nun Simyacı kitabı.
Veee… Fantastik, simya, ilim ve felsefe harmanı olma iddiasını taşıyan Wallordia Külliyatı serimiz işte böyle ortaya çıktı! Açıkçası bu tür eserlerin, özellikle fantastik ile bizim medeniyetimizin değerlerini birleştiren çalışmaların azlığından hep yakındım. Bu açıklığı kapamak için de böyle naçizane bir gayrete girmiş bulunmaktayım.
Yani sorunuzun cevabına gelecek olursak… Hem de çok güzel etkisi oldu!
5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Yalan yok, aslında yazarlıktan önce çizgi romancılık ya da animasyon gibi alternatifler de değerlendirmiştim. Zira benim için hepsi birer araçtı. Benim esas amacım aklımdakileri, hayal ettiklerimi insanlara iletebilmekti. Bu nasıl olursa olsun.
Bu noktada, yazım en direkt ve en efektif yoldu. Hayal ettiklerinize, çizim ya da animasyon yetenekleriniz erişemeyebilir. Fakat kelimelerin gücü asla sınır tanımaz.
6-İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Nasıl yazılacağı, hangi yöntemlerin izlenileceği ile alakalı elbette bir sürü kaynak bulabilirsiniz. Elbette burada uyulması gereken belki bir sürü kural vardır. İzninizle, ben naçizane aklıma gelen ve benim için ehemmiyeti yüksek birkaç prensipten bahsedeyim:
Gözlem:
İyi bir yazarın iyi bir gözlemci olması gerektiğine inanıyorum. Fantastik yazarlarda da elbette. Fantastik edebiyat, kesinlikle hayattan kopuk değildir. En iyi fantastik eserler, okuyucunun gerçek hayatla bağ kurabildikleridir.
Empati:
Yazar hikâyesine aşık… Yazar dünyasına hâkim…
Fakat okur değil.
Yazarken, her satırda, okurla empati kurmaya çalışıyorum. “Bu dünyayı bilmeyen, karakterleri tanımayan, neler olacağından haberi olmayan bir kimse; şu an ne hissederdi? Hikâyenin geri kalanını merak eder miydi? Yoksa kitabı kapatıp gider miydi?” Sürekli bu soruları soruyorum. Yetersiz bulursam hemen aralara merak uyandırıcı birkaç cümle serpiştiriveriyorum.
Özen:
Eh, neticede bu çok zaman alan bir iş. Yazmak mı? Evet, o da çok zaman alıyor da… O sadece işin başlangıcı! Esas zaman alan, kitabı tanıtmak. İnsanlara anlatmak. Kovalamak… Her girişimcilik işinde olduğu gibi.
Yepyeni bir dünyalar yarattığınız fantastik edebiyatta belki daha da fazla. Çünkü burada okuyucunun eline verdiğiniz kitap (benim durumumda, ilk ciltler yaklaşık 650 sayfa olan ve 9 kitaptan oluşan serimde bile!) buzdağının görünen yüzünün üstündeki mini minnacık kar tanesi oluyor.
Tabii yaptığın işi sevince, bunlar sadece tatlı detaylar olmakla sınırlı kalıyor.
Ben şöyle diyorum:
“Bir dünya kurmak için, ona dünyalarını vermeye hazır olmak gerek!”
7-Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
Gençlik yıllarımda kendim için yazdıklarımı saymazsak, Wallordia benim ilk yayımlanan eserim. 9 kitaplık bir seri ile yayın hayatına atılmak biraz iddialı oldu tabii. Neticede girdik bir kere!
İlk kitap olan Arayış – Deliâhir Savaşçısı, 2025 yılında TheKitap Yayınları tarafından yayımlandı. İkinci kitap olan Arayış – Homerlaft’ın Yükselişi ise 2026 yılının mayıs ayında. Geri kalanının ise tarihlerini maalesef şu an söyleyemiyorum. Bir aksilik olmazsa altı ayda bir çıkarabileceğiz gibi görünüyor.
8-Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
Önceki sorularınızın birinde biraz bahsetmiştim. Fantastik kurgu hep ilgimi çekti. Fakat piyasadaki eserleri kimi zaman ya derinlik açısından eksik ya da bizim kültürümüzden gayrı buldum. Derinlik kattığım, hem de bizim medeniyet değerlerimizden ilham aldığım bir fantastik eseri ortaya koymaya çalışmam bu vesileyle oldu.
9-Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Cevaplamayı sevdiğim bir soru bu! Şöyle ifade edebilirim: Hikâyede olması gereken bazı temel noktaları koyuyorum. Yaşanması, karakterlerin belli zamanlarda yapması gerekenler var. Fakat bir bakıyorsunuz… Karakter bambaşka bir şey yapıyor! Sonra tekrar revize etmeniz gerekiyor.
İlginç gelecek, fakat bazen karakterleri kontrol edemediğim oluyor. Anlatması zor olsa da, bu şöyle gerçekleşiyor: Ben kurgumu geliştirdikçe, karakterlerimin tabiri caizse kişilikleri daha da oturuyor. Sonra birden diyorum ki “Alında bu karakter böyle yapmaz.”. Sonra değiştiriyorum.
Özetle, sorunuzun cevabı: Bazen yön verdim, bazen hikâye kendisini yazdı. Fakat benim kurgum birçok karakteri, olayı, savaş planlarını ve stratejilerini içerdiğinden düzgün tasarlamadan ilerleseydim ortaya adamakıllı bir şey çıkmazdı.
10-Size ilham veren şeyler nelerdir?
Pek çok şey… Bizzat hayatın ta kendisi. Wallordia Külliyatı’nı “hakikî alemin yansıması” olarak tanıtmam bu sebepledir. Amacım; fantastik, tabiri caizse “sanal bir dünya” üzerinden gerçek dünyanın gerek siyasetini, gerek savaşlarını… Çatışmalarını, ideolojilerini… Kısacası her şeyini anlatmaktı.
11-En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Açıkçası dönemim yok. Vardiyası olmayan bir fabrika gibiyim! Yeter ki işim olmasın. Eve gider, kahvemi yapar, oturur yazarım. Birçok insan boş vakitlerinde ne yapıyorsa: Televizyon seyrediyorsa ya da bilgisayar oynuyorsa, benim filmim de oyunum da kitap yazmaktır.
12-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
İşte beni en terleten soru! Elimden gelse herkese tavsiye edeceğim, elbette yapmıyorum.
Öncelikle fantastik edebiyata ilgisi olan herkese kibarca tavsiye edeceğim. Derin dünya seven okurların, Wallordia arkasında on yılı aşkın bir inşa süreci olduğunu bilmemelerini isterim. Önceki sorularınızın birisinde de bahsettim. Buzdağının görünen yüzü derken kastım tam olarak buydu.
Ama Wallordia Külliyatı’nın sıradan bir fantastik eser olmaktan uzak olduğunun da altını çizmek isterim. Felsefe ve simya da var. Simya dediğimiz şey de zaten bizzat varlık felsefesi olarak ele alındı. Alt metinlerde keşfedilecek bir yığın şey var.
Okur burada sadece bir macera değil, üzerine düşünmeye devam edeceği bir dünya bulacaktır.
13-Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Daha önce de bahsettiğim gibi, temel amacım hayatı yansıtmak. Günümüz insanının kafasını bir hayli karışık buluyorum. Kavramlar iç içe geçmiş, ideolojiler birbirine girmiş… Kimseyi gücendirmeden herhangi bir eleştiri yapmak ya da hayatı sorgulatmak neredeyse imkânsız.
Fantastik kurgunun işlevi tam olarak burada devreye giriyor. Ezberlediklerimizi bir anlığına unuttuğumuz, hakikati sil baştan yeniden keşfettiğimiz yepyeni bir dünyada daha sağlıklı düşünebiliyoruz. İşte o zaman yeni doğmuş bir bebek kıvamına geliyoruz. Bu hâldeyken yazar bize istediği gibi seslenebiliyor. Rahatsız olmuyoruz ya da alınmıyoruz. Sadece dinliyoruz.
14-Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Şu ana kadar, yazdıklarıma âşık olmanın hep avantajlarından bahsettim. Bunun dezavantajı körlük oluyor. Hikâyemi ben iyi biliyorum. O an çok belli olmasa da, olayların ileride nasıl güzel bir şekilde bağlanacağına ve serinin nasıl biteceğine önceden hâkimim. Ama okur değil. İşte bu bir risk. Değil 9 kitapla, ilk iki sayfacıkta o okuru yakalamam gerekiyor.
Bununla başa çıkma yolu, daha önce de bahsettiğim gibi “empati”. Ayrıca hikâye daha Word formatındayken birkaç arkadaşıma okutturmak, yorumlarını almak. Bunlar da güzel yollar.
15-Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Zihnimin bulanması genellikle odağımın dağılmasındandır. Malum, hayatın telaşı bol… Bu tür durumlarda yürüyüşe çıkıyorum. Evet, bu kadar basit. Yürümenin gerçekten de hafife alınmayacak bir faydası var. Yürümek bir ritim oluşturuyor. Sonra zihniniz o ritme uyum sağlıyor ve fikirler peşi sıra geliyor.
Anlık bir dikkat dağınıklığı değil, gerçekten de büyük bir fikir üretememe durumu mevzubahisse o zaman gerçek hayata bakarım. Epik fantastik yazdığım için bilhassa tarihe. Dünya tarihi gerçekten de “fantastik” hikâye ile dolu. Biraz üzerine düşünürseniz öykünüze nasıl uyarlayabileceğiniz hemen aklınıza gelir.
16-Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Bu konuda sevgili yayınevime, yani TheKitap’a teşekkür etmem gerekir. En büyük tanıtım çalışmasını onlar yaptı ve yapmaya da devam ediyorlar.
Paralelde ben de kendi imkanlarım elverdiğince uğraşıyorum. Gerek sosyal medya hesabımdan paylaşımlarım olsun, gerek belli başı kişilere kitap hediyelerim olsun… Elimden ne gelirse.
17-Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Genel olarak her etkinliğin, buluşmanın faydalı olduğunu düşünüyorum. Yazarın aktif olması, insanlarda bir güven oluşturuyor. Yazara güven demek, kitaba güven demek. Ayrıca kitabı yazardan daha iyi kim anlatabilir? Muhtemelen kimse!
18-Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Açıkçası tüm enerjimi Wallordia üzerine yoğunlaştırmış vaziyetteyim. Hem bu uzun seri bitmeden başka bir işe girmem okuyucu kızdırabilirdi. Şahsen ben okur olsam hiç istemezdim.
Haydi büyük konuşmayayım şimdi! En azından şu anlık yok diyelim.
Ama şunu da belirtmek isterim: Wallordia Külliyatı, sadece 9 kitaplık seriden ibaret değildir. Adı üstünde, bu bir külliyat. Amacım, külliyatı mümkün oluğunca genişletmek ve romanların da ötesine taşırmak. Bu kapsamda, aynı evrende geçen farklı hikâye ve efsaneleri “Wallordia: Kayıp Metinler” başlığı altında fanzin ve dergiler aracılığıyla okurlarla buluşturuyorum. Hâlihazırda ilerlettiğim bir çalışma bu.
19-Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Herhangi bir dönüş çok kıymetli. Olumlu eleştirilen de olumsuz eleştiriler de çok mutlu ediyor. Zira, seriyi daha da iyi yapmak için her türlüsünü dinlemek gerekiyor.
Bir tanesini en üste koymam gerekiyorsa, bu kitabın manevi derinliğini fark eden okurların dönüşleri olabilir. Yani Wallordia’yı sıradan bir fantastik serinin ötesinde görüp, alt metinleri yakalayabilen okurlar beni en mutlu edenler arasında oluyor diyebilirim. Zira bu vermek istediğim mesajların anlaşıldığı anlamına geliyor. Yani amaç hasıl oluyor.
Bir yazar için bundan daha büyük ödül düşünemiyorum.
20-Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Herkes hayal kurar. Fakat pek azı bunları yazar. Yazanların da pek azı kitabını bastıracak fırsatı bulabiliyor. Bu noktada, yazarlığı diğer girişimcilik işlerine yakın görebilirsiniz. Girişimciliğin doğasında olduğu gibi, işi şansa bırakmaktansa kovalamak daha isabetli bir tercih. Bu sebeple tavsiyelerim, bazı klasik girişimcilik prensipleriyle aynı: Çevrenizi genişletin. Bu alanda çalışan, bu işlerle ilgilenen insanlarla tanışın.
İş bastırma aşamasına geldiğinizde, maillerinize cevap alamayabilirsiniz. Öyleyse, kitabınızı basabilecek kişileri bizzat yüz yüze yakalamaya çalışın. Yayınevlerinin etkinliklerini takip edin. Katılmaya çalışın.
En azından ben öyle yapıyorum. Faydasını da gördüğümü söyleyebilirim.
Bu röportajı okuyan arkadaşımın eğer böyle bir gayreti varsa, dilerim kaderi kısmeti onun için açık olur…


