Köşe Blog Yazıları

ÖZNUR KÖSELİÖREN:Gerçekler Acıdır Doğru!

Gerçekler Acıdır Doğru! Sizin hiç iyi niyetiniz yoruldu mu? Benim yoruldu. Kendi merhametimle benim bile baş edemediğim zamanlar yaşadım. Ama yoruldum artık. İnsanların her şeyi bile isteye, Gözünün içine baka baka yaptığını kabullendim. Kötülük bilinçli bir tercih bence  Kimse yanlışlıkla kötü olmuyor. Belki de hep kötülerdi de biz görmek istemedik. Kimseye zararım dokunmasın, Kimse benim yüzümden üzülmesin dedikçe  İnsanların tepeme çıktığına şahit oldum. İnsanların yüzsüzlükleri tahmin değil, Tahammül edemeyeceğim seviyeye ulaştı. Baktım insanları değiştiremedim, Ben değişmeye karar verdim. Biraz da ben kötü olayım ne çıkar? Kendimizi yolunuza halı gibi serdikte ne oldu? Menfaati biten sırtını döndü. Sıra bize gelince herkesin…

GİZEM GÖKMEN:FEVERAN

Feveran Her ruh, kendi coğrafyasının sessiz bir volkanıdır. Yüzeyde sakin, yeşermiş yamaçlar, gündelik hayatın patikaları ve alışkanlıklarının kökleşmiş ağaçları gökyüzüne kadar uzanır. Kimse derinde, binlerce yıllık ağrılıkla sıkışmış, erimiş halde bekleyen o magmayı hissetmez. O magma ki; söylenmemiş sözlerden, yutulmuş hıçkırıklardan, ertelenmiş hayallerden ve çiğnenmiş sınırlardan birikmiştir. Sessizlik, bu volkanın en tehlikeli fısıltısıdır. Yıllar boyu biriktiririz. Nezaket adı altında sunulan zehri, anlayış maskesi takmış kayıtsızlığı, “zamanla geçer” denen ama içimizde kömürleşen her anıyı titizlikle yerin merkezine doğru iteriz. Orada, kimsenin görmediği o karanlık ve sıcak çekirdekte, her şey birbirine karışır. Kırgınlıklar, öfkeyle; özlemler, pişmanlıkla birleşir. Artık neyin ne olduğunu ayırt…

MUHAMMET USTAOĞLU:Eğitimsiz ve İlgisiz Ebeveynler

Eğitimsiz ve İlgisiz Ebeveynler İnsanlar, gerçek yaşam amaçlarından çok uzak oldukları için nefsine köle olmuş ruh, bedenden uzaklaşıp özgür kalmaya, kaynağını aramaya yöneltir kendini ama nefis buna izin vermez. Bir çocuk atalarından sadece; ‘’Sen Müslümansın, öyle yaşar isen cennete gidersin’’ diye telkin alır devamlı ama nasıl yaşandığını, nasıl davranılacağını, çocuğun kendisinin öğrenmesini bekler. Çünkü, kendileri de atalarından öyle duymuştur ve isteyerek veya istemeyerek buna uymak zorunda kalır çocuklar da. Çocuklar daha bebekken belleği her şeyi kaydeder. İyiyi de alır kötüyü de. Önemli olan ona iyiyi öğreterek canlıları ve doğayı seven bir birey haline getirebilmek zor mudur? Çocuklar ailesi tarafından yeterince…

12.SAYIMIZ

VK. 12. Sayı Ekim sayısıİndir

SEZGİN IŞIK:YA HAYAT ÇOKTAN BAŞLADIYSA?

YA HAYAT ÇOKTAN BAŞLADIYSA?Hayatımızın ne kadarını gerçekten yaşayarak, ne kadarını yaşamaya hazırlanarakgeçiriyoruz?Bu soru son zamanlarda zihnimi oldukça meşgul ediyor. Çünkü çoğumuzun hayatındabirbirine benzeyen cümleler var: Okul bitsin, işe gireyim; biraz para biriktireyim, borçlarımıkapatayım; şu yoğun dönem geçsin, işler biraz düzene girsin… Sonra kendime daha fazlazaman ayıracağım, daha çok gezeceğim, sevdiğim insanlarla daha fazla vakit geçireceğim,uzun zamandır ertelediğim şeyleri yapacağım.Geleceği düşünmekte elbette yanlış bir şey yok. İnsan hedef koymalı, çalışmalı,ilerlemeli ve koşullarını iyileştirmek için çaba göstermeli. Sorun, gelecek için çalışmaklabaşlamıyor; bugünü, ulaşmak istediğimiz hayatın bekleme odasına çevirdiğimizde başlıyor.Çünkü hayat, bizim büyük anları beklediğimiz kadar büyük anlardan oluşmuyor; çoğunluklasıradanlığın içinde akıp gidiyor:…

CEVDET ERDEMOL:RESSAM

RESSAM Adam önüne eğilmiş sürekli olarak bir şeyler karalıyordu. Merakımı gideremedim, yanına yaklaşıp, dibine kadar sokuldum. Ne çizdiğini anlayamamıştım “ Güzel şeyler, neyin resmi bunlar” dedim. “ Bilmiyorum neyin resmi” dedi.” Sanki Picasso’ yu andırıyor, bravo “ dediysem de adam aldırış etmeksizin çizmeye devam etti. “ Bunlar harika” diye yineledim, “ Bir de renkli yapsanız” “ Renkli” diye tekrar etti kendi kendine. “ Karakalem’ de çok yeteneklisiniz, yağlıboya yapsanız çok satardı” Başını yukarı kaldırdı, opak gözleriyle sesimden yüzümü yakalamaya çalışıyordu sanki. Tekrar yineledi: “Renkli…”Düşündüm: Bu adamın gözleri görseydi eğer kim bilir ne şaheserler yapardı.Adam başını yine önündeki kâğıda çevirerek mırıldandı:…

REMZİYE GÖNENÇ KOŞAR:Bir Kavanoz Bamya Turşusu ve “Ben de Yapabilirim” Hissi

Bir Kavanoz Bamya Turşusu ve “Ben de Yapabilirim” Hissi 10 Eylül’de Düşüncenin Muhatabı Olmayınca diye bir yazı yazmıştım. Düşüncelerimi paylaşabileceğim, karşılığında yalnızca bir beğeni değil, başka bir düşünce, bir soru, belki bir itiraz bulabileceğim bir muhatabı arıyordum. Sonra bir süre yazmak içimden gelmedi. Aslında söyleyeceklerim bitmemişti. Zihnimde hâlâ sorular, gözlemler, hayatın içinden geçen düşünceler vardı. Ama onları yazıya dönüştürmek için kendimi eskisi kadar istekli hissetmiyordum. Belki de bazen insan düşünmekten değil, düşüncelerini sürekli bir yere taşımaya çalışmaktan yoruluyor. Ben de başka bir şey yaptım. Bamya turşusu kurmaya karar verdim. Daha önce hiç yapmamıştım. Belki de bu kararın arkasında sandığımdan daha…

SACİT ÖZDEMİR:AŞKIN BİN HALİ

AŞKIN BİN HALİ Aşkın tek bir tarifi yoktur. Kimi zaman bir insanın gözlerinde başlayan sessiz bir yolculuktur aşk. Kimi zaman hiç söylenmemiş bir cümlenin içinde saklanır. Bazen bir telefonun çalmasını beklemektir, bazen gelmeyeceğini bildiğin hâlde kapıya bakmaktır. Bazen bir şarkının tam ortasında birini hatırlamak, bazen kalabalığın içinde yalnızca onun sesini aramaktır. Aşk, herkesin kalbinde başka bir biçimde yaşar. Kiminin aşkı kavuşmaktır, kimininki beklemek.Kiminin aşkı sarılmaktır, kimininki uzaktan sevmek.Kiminin aşkı bir ömür sürer, kimininki birkaç ayda insanın bütün ömrüne sığacak kadar iz bırakır. Çünkü aşkın ölçüsü zaman değildir. Bazen yıllarca yanında olan biri kalbinde hiçbir iz bırakmaz; bazen birkaç dakika karşılaştığın…

FATMA YILDIZ:Baktığımız Yerden

Baktığımız Yerden “Nasıl gidiyor?” Basit bir soru aslında. Fakat son zamanlarda bu sorunun cevabı çoğu kez aynı kapıya çıkıyor: “Ne olsun… Hayat.” Ardından sıralanıyor şikâyetler. İşten, evden, havadan, insanlardan, bedenden, zamandan, yemekten, uykudan, trafikten… Yağmur yağsa yağmur fazla, güneş açsa hava sıcak. Oturduğu sandalye rahatsız, yürüdüğü yol uzun, yaptığı iş yorucu. Sanki hayatın içinde iyi olanı bulmak için değil, şikâyet edecek bir şey yakalamak için dolaşıyoruz. Bir süre sonra şikâyet etmek yalnızca bir davranış olmaktan çıkıyor; alışkanlığa, ardından bir bakış biçimine dönüşüyor. Ve insan, dünyaya baktığı yerden kendi hayatını da görmeye başlıyor. Çünkü dikkat ettiğimiz şey büyüyor. Eksiklere baktıkça eksikler…

GÜLNAZ OKUYAN :YORGUNLUK İÇİMİZDE

Yorgunluk İçimizde Yorgun bir toplum olduk farkında mısınız? Bitmeyen yoksullukla birlikte zerrelerimize işleyen bir yorgunluk bizimkisi. Her gün televizyon ekranlarında şiddet haberlerini görüp normalleşmekten yorgunuz. Güzel bir geleceğin hayalini kurmaktan hem mahrum hem yorgunuz. Fiziksel bir yorgunluk değil bizimkisi. Damla damla büyüyen, ama fark edilmeyen. Sözcüklerimiz yorgun bizim. İki lafın belini kıracak sözcüklerimiz boğazımızda koca bir düğüm. Her gün aynı sabaha uyanmaktan, aynı sabahların içinde sabahlara inat karanlığa hapsolmaktan yorgunuz.  İnancımıza tutunup, inancımızdan vurulmaktan, aynı şeyleri tekrar tekrar konuşup anlaşılmamaktan, belki de anlatmayı bırakmaktan yorgunuz. Bu son olsun deyip güzel sonları yazamamaktan, insanca yaşayamamaktan yorgunuz. Sıkı sıkı tutunduğumuz umudumuz yorgun.…