Köşe Blog Yazıları

NAZMİYE YILMAZ:SİYAH KALEMDEN BİR HİKAYE

Siyah Kalemden Bir HikâyeEsmerayGeceydi.Şehrin bütün ışıkları aşağıda kalmış, köprünün üzerinde yalnızca rüzgâr ve Esmeray’ın ayak sesleri kalmıştı.Esmeray köprünün ucunda durdu.Uzun süre aşağıya baktı.İçinde yıllardır susturduğu bütün acılar, o gece tek tek konuşmaya başlamıştı.Sonra kendi sesini duydu.“Bırak artık.”Esmeray irkildi.Bu ses kendisinindi.Ama bir başka Esmeray daha vardı içinde.Biri yorulmuştu.Diğeri hâlâ yaşamak için sessizce direniyordu.“Ne istiyorsun benden?” dedi Esmeray.İçindeki karanlık ses cevap verdi:“Hiçbir şey istemiyorum. Sadece artık acımasın istiyorum.”Esmeray gözlerini kapattı.“Peki sonra?”“Sonrası yok.”Tam o sırada diğer sesi duyuldu.“Var.”Esmeray başını kaldırdı.“Sen de kimsin?”“Ben senin yarınınım.”“Yarın diye bir şey kalmadı.”“Kaldı.”“Ben yoruldum.”“Yorulabilirsin.”“Artık dayanamıyorum.”“Dayanmak zorunda değilsin. Yardım istemek zorundasın.”Esmeray sustu.Karanlık tarafı yeniden konuştu:“Kimse seni anlamadı.”Diğer ses cevap…

BARIŞ BEKMEZ:BUNDAN ÖTESİ SON NEFES

Bazen umutların tükendiğindeyeniden ayağa kalkmak istersin,ama yine de gücün olmaz ya… Ben o durumdayım. Yeni bir filize can suyu arar gibi,halime bir çıkış arıyorum.Ama bulamıyorum. Bazen o kadar yalnız hissediyorum ki,kalabalıkların içinde… Kahkahalarım,yerini derin sessizliklere bırakıyor. Sen bilir misinsessiz çığlıkların içine akan gözyaşlarını? Ben biliyorum. Peki, sen bilir misinbir insan kaç kere ölür? Ben söyleyeyim… İnsan birkaç defa ölür. Ama alnımıza yazılan kaderdeinsan birkaç defa ölmez.Doğar,ona biçilen zaman kadar yaşarve gider. Ben kaç kere öldüm,saymadım. Hep diyorum kendime: “Yapma…” Beni öldüreceksen,tekrar tekrar gelme. Biliyorum,dünyadaki en doğru kişi değilim. Biliyorum,belki çok yanlışım… Ama yine de sevebiliyorum. Sevgi…Aşk…Mutluluk…Hayaller… Güzel geliyor değil mi…

AHMET AYHAN:ÇINAR AĞACI

ÇINAR AĞACI Ne güzel şeysin sen çınar ağacı! Diğer bütün kardeşlerin gibi. İçim yanar, gölgene sığınırım, Rüzgar eşliğinde ninni söyler dalların. Babam gelir aklıma, Annemin şefkatli kolları… Efkar basar, ağlarım kimi zaman dökerim içimi sesli sesli. Gördüklerin, duyduklarım saklı kalır sinende. Ne bir alay ne bir usanç. Hangi insan yapar, bu senin yaptıklarını? Ne güzel şeysin sen çınar ağacı! Diğer bütün kardeşlerin gibi. ÖZGECMİŞ Şair Ahmet Ayhan Gül kimdir? Şair,1970 yılında Kilis’te dünyaya geldi. İlk, orta ve lise eğitimini Kilis’te tamamladı.Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Eğitim Fakültesinden mezun olduktan sonra çesitli okullarda sınıf öğretmenliği,  Türkçe öğretmenliği ve okul idareciliği yaptı. Evli…

EKİN TAZE:PÜRMELÂL

PÜRMELÂL Seni gördüm sevgilim Dağların kuytuluk bir boğazında  Tırmanıyorken en yıldızlı sonsuzluğu Seni gördüm sevgilim Bulut bulut ışık ışık yayılıyordun hayatıma Pencerelerden sızıp ısıtıyordun merdivenleri Seni gördüm sevgilim Elinde bir buket dünya Parmaklarında evrenin motifi Seni gördüm sevgilim Şafak sökerken, akşam inerken Bir yıldız kayıyor gibiydi ellerimden Seni gördüm sevgilim Gizli dehlizlerin karanlık mahzenlerinde Toprak çanaklarda açan başağın kirpiğinde Seni gördüm sevgilim Son sınavda, son talimde Ebedi süren bir savaşın kalbinde Seni gördüm sevgilim Vakitlerden bir sabah namazında  Yatıyorken kanlı upuzun sokak arasında Seni gördüm sevgilim Asfaltın kana sıcak hamurunda  Tekerleğin bir yuvarlak boşluğunda Seni gördüm sevgilim Bir pullu tepenin…

GÜLCAN YENİCİ:SİZ HİÇ DAĞ MENEKŞESİ TOPLADINIZ MI?

(Bu da benim hikayem)SİZ HİÇ DAĞ MENEKŞESİ TOPLADINIZ MI?        Çocukken 8-10 kişi grup oluşturur, öyle oynardık oyunlarımızı. Saklambaç, yakan top, gogu yıkmaca (bu ismi kendimiz vermiştik sanırım), bilye atmaca, çelik çomak, körebe en sevdiğimiz oyunlar arsında idi. Bazen anne babalarımız, büyükler bile katılırdı bize o zaman yıldızlar altında oynardık. Akşam karanlığı basmadan, yatsı ezanı okunmadan dağılmazdık evlerimize. Malum şimdiki gibi internet ortamları yoktu o dönemler.                Sadece oyunları değil gezmeleri de beraber yapardık. Yağmurlu havalardan sonraki gün yemyeşil çayırlara mantar toplamaya çıkardık. Dağ, tepe, bayır, orman demeden. bata çıka mantarlarımızı toplardık elimizde götürdüğümüz poşetlere. Karlı havalarda yüksek olan kesimlere…

ÖZNUR KÖSELİÖREN:Değişmeyen Tek Şey Değişimdir!

Değişmeyen Tek Şey Değişimdir!Yıllar telaşla su gibi akıp giderken durup bir nefes almanızı ve düşünmeniziistiyorum sizden.Çevremizden kötü mana da duyduğumuz bir eleştiri vardır hep, “sen çokdeğiştin!” derler.Nasıl tanıdık geldi mi size de?Ben eskiden bu sözü duyduğumda tedirgin olurdum. Neyi yanlış ya da eksikyaptım acaba diye.Sonra anladım ki zaten normal olan değişimdi.İnsanlar sadece seni istedikleri gibi kullanamadığında durumu manipüle etmekiçin yargıç rolüne geçiyor ve suçluyor seni, sırf kendini kötü hisset diye ve bunubile isteye yapıyor.İnsanlar birazda böyledir gözünün içine baka baka “ben seni artıkkullanamıyorum ” diyemez de “sen değiştir” der işte..Evet değiştim!İnsanları milyon kere affetmekten vazgeçtim mesela.Bana iyi gelmeyen insanları artık…

HAYAT OKULU YAZARI:HASRETİ CENNET KOKAN ABİM

Hasreti Cennet Kokan Abim Derler ki; Acısı büyük olanın gülüşü güzel olur. Yokluğun o kadar derinlerdedir ki herkese söyleyemem, sadece insan olana derim. İnsan olmayana ise gülüşümü, dik duruşumu gösteririm; çünkü onlar darbe vurmak için fırsat gözetirler. Oysa ki artık yer kalmamıştır bende, ondandır bu dik duruşum. Herkesin bir dağı olur, benim dağım da abimmiş. Çünkü artık kanadım kırık gezerim. Bir zamanlar o kırık kanada tuz dökerlerdi; şimdi ise o kırık kanadı bile koruyacak güçteyim. En güçlü insanlar en derin acılardan olurmuş, bunu en iyi ben anlarım. Hiçbir zaman isyan kelimesi çıkmadı dilimden ama bir “keşke”m var: Keşke abim yaşasaydı…

SEMİH BİLGİÇ:MİRAS DAVASI

Miras Davası Yediler’in ücra bir köşesinde, sabah rüzgârı insanın yüzüne kırbaç gibi vururken Metin, taksitle aldığı telefonunda Instagram’ı kaydırıyordu. İşvereninin maaş, sigorta ve internet paketi bonkörlüğü sayesinde köyde çekmeyen hattını tepenin başında biraz olsun kullanabiliyordu. Metin çobandı. Bekârdı; evlenmek için para biriktiriyordu. Yemeğini kendi yapar, çayını kendi koyar, kıyafetini kendi yıkardı. Yaptığı yemek de öyle ahım şahım şeyler değildi: menemen, makarna, arada sosisli yumurta… Ama mutlaka yumurtalı, yeşil soğanlı, insanı tok tutan bir şey bulunurdu sofrada. Köy büyüktü: yüz elli haneli Kuşkonmaz Köyü. Kuşkonmaz, Korkutata ilçesine; Korkutata da Yediler iline bağlıydı. Yediler’in adı, eskilerin dediğine göre, “yedi bitirdi bizi” sözünden…

SEMİH BİLGİÇ:BİR ÇOCUK

Bir Çocuk Çıkmaz bir sokakta hayret ettim ben sana Şaşılacak şeyler azaldı zamanla, zaman ardına bakmadı hiç Zaman yağız bir delikanlıydı şimdi ihtiyar sirenler geçti ömrümüzden Azaldı ömrüm de bükülen bakışlarında Yediğim bu soğuk havada gençleşmedi tenim Elveda sana da salim öpücük Sevsem gidecek gibisin Sevmesem bekleyeceksin Yol bizi bağlamaz birbirimize Biz yol oluruz yağmur diner birazdan Refakatçisi ömrün Şaşılacak şeyler buluruz belki birlikte Bir nergis alırız taze, koklar gibi sızlar için Isınmak için yürürüz bu yolları Yollar birbirinden ayrı Gideriz yalın dağların ardına belki Bir öpücük olur gelincik tarlasında kara çocukların biçimsiz değneği Yediğimiz içtiğimiz bir savaş, ömrün geri…

GİZEM GÖKMEN:TAŞ PLAK

TAŞ PLAK Sakin, karanlık ve yalnız sokaklarda ayaklarımda derman kalmayana kadar yürüdüm. Evlerin içinde yanan her bir ışık bana bir hikâye fısıldıyordu. Yürüdüğüm sokağın sonunda o ahşap eve ulaştım. Çok tanıdık fakat bir o kadar da bilinmeyen o eve… Önümde dikilen ahşap evin kapısını araladım. Gıcırdayan merdivenler sanki bana bir şeyler anlatıyordu. Saygı duyar gibi yavaş adımlarla yukarı çıktım. Tam karşımda duran odadaki eski gramofondan, ruhun kilitlerini açan bir şarkı yükseliyordu. Gramofondan yayılan nağmeler odanın duvarlarında yankılanıyordu. Sıra bekleyen tozlu taş plaklar, içlerinde sakladıklarını dökmek için sabırsızlanıyordu. O büyük, siyah taş plakların kalbinde yatan hikâyeler ortaya çıkmak istiyordu. Eski gramofon,…