Köşe Blog Yazıları

FATMA YILDIZ :SABAHIN SAHİPLERİ

Sabahın Sahipleri Bugün güneş erkenden kendini gösterdi. Hava güzel, gökyüzü aydınlık. Sabahın bu saatinde dışarıda olmak, günün geri kalanından farklı bir duygu veriyor insana. Sokaklar henüz kalabalıklaşmamış, kaldırımlar sessiz, şehir kendi hâlinde. Sanki hayat, herkes uyanmadan önce kısa bir süreliğine yalnızca sana ait. Erken uyanmanın en sevdiğim yanı bu: Her şeyin henüz başlamamış olması. Telefonlar çalmamış, kapılar açılmamış, insanlar telaşlarına kapılmamış. Günün yapılacaklar listesi henüz zihnime yerleşmemiş. Hiçbir yere yetişmek zorunda kalmadan, bir şeyleri tamamlamaya çalışmadan, yalnızca o anın içinde bulunabiliyorum. Bazen insanın mutlu olması için hayatında büyük değişiklikler yapması gerekmiyor. Bütün mesele, çoğu zaman fark etmeden yanından geçip gittiği…

ÖZNUR KÖSELİÖREN: VEDA

Veda  Buruk bir vedaya hazırlanır gibi ürkek yüreğimiz. Biraz telaşlı, biraz üzgün, biraz da sevinçliyiz. Davul zurna eşliğinde bağlanan kırmızı kuşağa ne kadar ağlanabilirse o kadar ağladık işte… Siz hiç göz yaşınızı silerken halay çektiniz mi? Çekmeyin! Çok zor oluyor.. Çocuklar büyüyor ve biz zamanı tutamıyoruz. Göz açıp kapatıncaya kadar geçiyor, geçmez sandığımız zaman.. Daha dün duvarları rengarenk boyayan küçük kız çocuğu şimdi, Beyaz gelinlikle karşımızda dikiliyor. Erkek tarafı elinde işlemeli mendillerle düğünün hakkını verirken, Kız tarafının gözü yaşlı… Kaçınılmaz son.. Doğanın kanunu bu. Hepimiz geçtik o yollardan, Hepimizin başında kavak yelleri esti zamanı gelince. Ama insan ebeveyn olunca işler…

FATOŞ GÜMÜŞ:HÜSRAN

HüsranNe sevincimde yanımdaydınNe de hüznümdeNe de başımı yaslamak istediğimdeBen sana koca hayat adadımAma hep karşılıksız çabaladımSen değmezmişsin hiçbir şeyeNe gündüze ne de geceyeArkamda dağ gibi durman yeterdiHem gündüze hem geceyeYaşama sevincim tükendiHem gündüz hem geceNefes almak çok ağır geldiYüzümün güldüğü her zerreHayat buymuş dedim.İçim yana yana her geceDünyam başıma yıkıldı sandımNefes aldığım her geceBelki geçer dedim.Ama geçmedi.Sevgi tek taraflı,Hiçbir şeye yetmediAdını hüsran koydum,Günler geceler bitmedi

KORHAN KÜLÇE:HERKES EYLÜLDE GELİYORMUŞ,SEN EKİMDE GEL

HERKES EYLÜLDE GELİYORMUŞ,SEN EKİMDE GELEylülün bir telaşı vardır;henüz bitmemiş yazların,yarım kalmış vedaların,geri dönme ihtimali taşıyan yolların mevsimidir.Ekim öyle mi?Ekim başka.Ekim, göğün rengini biraz daha derine çektiği,ağaçların kendinden vazgeçmeyibir kayıp değil,bir zarafet biçimi gibi öğrendiği zamandır.Akşam, şehrin üzerine erken iner.Yağmur, kaldırımlarda unutulmuş hatıralarıbirer birer uyandırır.Pencerelerde sarı ışıklar yanar;insan, dışarıdaki soğuğa bakarkeniçinde hâlâ ısınabilecek bir yer olduğunu fark eder.Aşk datam böyle bir mevsimde başlamalıdır.Her şeyin yeniden doğduğu bir baharda değil;insanın, dünyadan biraz yorulduğu,kendinden bile sessizce uzaklaştığı bir vakitte.Öyle bir zamanda kibir çift göz, kalabalığın içinden geçipinsanın yıllardır kilitli tuttuğu bir odayaanahtarsız girebilsin.Bir ses,unutulmuş bir şarkının en eski yerinden dokunsun insana.Bir el,tutulmadan önce…

KORHAN KÜLÇE:SEVDİĞİNİN KAHRAMANI OLMAK

SEVDİĞİNİN KAHRAMANI OLMAKI.Asıl hikâye, tam da böyle bir akşamüstü başlar;kızıl bir hüzün inerken durgun denizin göğsüne.Ekim, yapraklarından evvel gururunu bırakır toprağa;rüzgâr, kadim bir aşkın unutulmuş duasını taşır kıyılara.Gök ile denizin birbirine değdiği o ince huduttazaman susar;bir ânın içine koca bir ömür sığar.II.Çünkü insan, en çok sevdiğinin kahramanı olmak ister.Dünyanın bütün fırtınalarından saklanabileceğitek liman,gecesinde kaybolabileceği tek gökyüzü,başını koyduğunda bütün yorgunluğunu unutabileceğitek omuz olmak ister.Sonbaharın sitemkâr serinliği vururken kıyılara,dünyada ne varsa,bir şekilde aşka çıkar yolu.İnsan ne kadar kaçsa da kendi yalnızlığından, Yine bir sevginin zarafetinde arar kendi izini.III.Aramaktır zaten yaşamak dediğin derin keder;Arayış bitmez ne yollarda, ne ıssız sokaklarda,Ne pencerelerine hüzün sızan…

NAZMİYE YILMAZ: Deli Kim, Akıllı Kim?

Siyah Kalem’den Tık Tık Deli Kim, Akıllı Kim? Bir gün bir adam çıkmış sokağa. Üstü başı düzgün, ayakkabıları boyalı, yüzünde de kocaman bir gülümseme… Yürüyor ama bir yandan kendi kendine konuşuyor, bazen durup gülüyor, bazen de gökyüzüne bakıp başını sallıyor. Kaldırımda oturan iki kişi başlamış fısıldaşmaya. “Şuna bak, kendi kendine konuşuyor. Galiba aklını kaçırmış!” Diğeri de hemen atlamış: “Kesin öyle. Normal insan kendi kendine konuşur mu?” Adam duymuş ama hiç bozuntuya vermemiş. Biraz ilerlemiş, sonra geri dönüp sormuş: “Affedersiniz, siz hiç kendi kendinizle konuşmaz mısınız?” İkisi birden cevap vermiş: “Hayır!” Adam şaşırmış. “Vay be! Demek siz kendi kendinizle bile anlaşamıyorsunuz.…

TOLGA ÖZDOĞAN: Geçmişin Yankısıyla Geleceği Şekillendirmek:

Geçmişin Yankısıyla Geleceği Şekillendirmek: Anne Carson ve Edebiyatın Ölümsüz Diyaloğu Edebiyat dünyasının her sonbaharda nefesini tutarak beklediği o an geldi çattı ve 2026 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi, klasik olana yeni bir ruh üfleyen Kanadalı yazar ve şair Anne Carson oldu. İsveç Akademisi’nin ödül gerekçesinde kurduğu o çarpıcı cümle, aslında edebiyatın temel işlevini de özetler nitelikteydi: “Klasik gelenekle eğlenceli bir diyalog içinde, çağdaş edebiyat için yeni biçimler yaratan cesur ve yenilikçi eserleri…” Bu ifade, kelimelerle inşa edilen dünyaların donuk birer müze değil, yaşayan, nefes alan ve sürekli dönüşen birer organizma olduğunu bizlere bir kez daha hatırlattı. Nobel Edebiyat Ödülü, yıllar boyunca…

NECATİ KÜÇÜK:AİZANOİ ANTİK KENTİ

AİZANOİ ANTİK KENTİ Geçtiğimiz bahar, Kütahya’dan Manisa istikametine doğru giderken Çavdarhisar ilçesine uğradım. Sabahın erken saatleriydi. İlçenin girişindeki kahverengi “AİZANOİ” tabelasını takip ederek sağa doğru döndüm. Daha önce Aizanoi Antik Kenti’yle ilgili fotoğraf ve videolar görmüş, tarihçesi hakkında kısaca bilgi edinmiştim. Bu sefer de Aizanoi’yi çıplak gözle görmek istiyordum. Merak etmeyin, sizlere uzun uzun tarihi bilgiler vermeye çalışacak değilim. Bunları zaten internette bulabilirsiniz. Ben sizlerle kendi izlenimlerimi, duygu ve düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Küp küp taşlardan Arnavut Kaldırımı formunda döşenmiş bir caddenin sağında solunda birkaç apartman biraz daha ilerisinde de köy evleri vardı. Kasabanın batıya doğru çıkışında köy evleriyle birbirine geçmiş…

İNCİLAY ŞAHİN: KAPAN

                        KAPAN Cenazenin öğleden sonra üçte defnedilmesiyle birlikte sanki günlerdir süren ölüm tamamlanmıştı. Sırada taziyelerin altından alnının akıyla çıkmak vardı. Bu da hallolduktan sonra köye gitmeye karar verdi. Köye gitmek, kendine başsağlığı dileyebilmek için en iyi yol gibi gelmişti. Uzun süren yolculuk, sisli bir yamaca sırtını vermiş ayakta durmaya çalışan tek katlı iki göz bir evin küçük bir odasında son bulduğunda yatağın üstündeki tozlu örtüyü kaldırıp yüklükten bir yorgan ve bir yastık aldı. Tüm o yorgunluğa rağmen uykuya geçmesi zor olmuştu. Sabahın erken saatinde tavan arasından gelen tıkırtılar uykusunu bir sigara dumanı gibi dağıttı. Çayı koyduktan sonra mutfak tezgahının altında…

Şeymanur Gündüz: Sence de Fark Etme Zamanı Gelmedi Mi?

Sence de Fark Etme Zamanı Gelmedi Mi?Bazı zor dönemlerden geçmeden göremediğimiz şeyler var. Yanımızda gerçekten birilerivar mı yoksa var-mış gibi mi yapıyorlar? Sahi içten bir şekilde yanımızda olan insanlargerçekten var mı?Öyle ki bazı eşikler bize hayatımızla ilgili birçok şey fısıldar. Kim içten ya da kim içtendeğil bir anda okumaya başlarsınız. Sanki o insanlara baktığınızda üzerlerinde renkli birbalon beliriyormuş gibi olur. Aydınlanır ve gözlerinizin içi parlar. Bir kere renginigördüğünüz kişiyi de artık o kimlikle kabul etmeye başlarsınız. Değiştirmeye çalışmaz,bahaneler sunmaz, beyninizde onu aklamaya çalışmazsınız. Çünkü öyle ki gerçekkimliğiyle tanışmış olduğunuz kişiye yalan kimlik oluşturmak sizi kendinizdenuzaklaştırır. Belki bunca zaman üzerimdeki ağırlığın…