Köşe Blog Yazıları

SEMİH BİLGİÇ:BİR ÇOCUK

Bir Çocuk Çıkmaz bir sokakta hayret ettim ben sana Şaşılacak şeyler azaldı zamanla, zaman ardına bakmadı hiç Zaman yağız bir delikanlıydı şimdi ihtiyar sirenler geçti ömrümüzden Azaldı ömrüm de bükülen bakışlarında Yediğim bu soğuk havada gençleşmedi tenim Elveda sana da salim öpücük Sevsem gidecek gibisin Sevmesem bekleyeceksin Yol bizi bağlamaz birbirimize Biz yol oluruz yağmur diner birazdan Refakatçisi ömrün Şaşılacak şeyler buluruz belki birlikte Bir nergis alırız taze, koklar gibi sızlar için Isınmak için yürürüz bu yolları Yollar birbirinden ayrı Gideriz yalın dağların ardına belki Bir öpücük olur gelincik tarlasında kara çocukların biçimsiz değneği Yediğimiz içtiğimiz bir savaş, ömrün geri…

GİZEM GÖKMEN:TAŞ PLAK

TAŞ PLAK Sakin, karanlık ve yalnız sokaklarda ayaklarımda derman kalmayana kadar yürüdüm. Evlerin içinde yanan her bir ışık bana bir hikâye fısıldıyordu. Yürüdüğüm sokağın sonunda o ahşap eve ulaştım. Çok tanıdık fakat bir o kadar da bilinmeyen o eve… Önümde dikilen ahşap evin kapısını araladım. Gıcırdayan merdivenler sanki bana bir şeyler anlatıyordu. Saygı duyar gibi yavaş adımlarla yukarı çıktım. Tam karşımda duran odadaki eski gramofondan, ruhun kilitlerini açan bir şarkı yükseliyordu. Gramofondan yayılan nağmeler odanın duvarlarında yankılanıyordu. Sıra bekleyen tozlu taş plaklar, içlerinde sakladıklarını dökmek için sabırsızlanıyordu. O büyük, siyah taş plakların kalbinde yatan hikâyeler ortaya çıkmak istiyordu. Eski gramofon,…

ESRA SİNEM KARATAŞ:KAHVE KOKUSU, KİTAP SAYFALARI

KAHVE KOKUSU, KİTAP SAYFALARIBazı insanlar kahveyi yalnızca içmez, yaşar.Bir fincan kahvenin masaya bırakılmasıyla başlayan küçük bir ritüel vardır. Kahvenin kokusu odaya yayılır, kitap açılır ve dünya bir süreliğine sessizleşir.Belki de kahve ile kitabın birbirine bu kadar yakışmasının sebebi budur:İkisi de insana kendisiyle baş başa kalabileceği bir alan açar.Kahve sıcaktır, kitap bazen derin…Biri ellerimizi ısıtır, diğeri içimizi.Kahvenin ilk yudumunda dilimize yayılan o buruk tat, kitabın ilk sayfalarında karşılaştığımız cümlelere benzer. Bazen bizi gülümsetir, bazen düşündürür, bazen de yıllardır içimizde sakladığımız bir duyguyu ortaya çıkarır.Bir fincan kahve ve güzel bir kitap…Ne kadar küçük bir mutluluk gibi görünür.Oysa hayat çoğu zaman böyle küçük…

TOLGA ÖZDOĞAN:İNANÇÇ KAOS VE DÜZENİN AHLAKİ LABİRENTİ

İnanç, Kaos ve Düzenin Ahlaki Labirenti Dostoyevski’nin ‘Yeraltından Notlar’ını okurken, modern insanın o çelişkili ruh hâline tanık oluruz: Bir yandan kendi iradesini ilan etmek isteyen, diğer yandan da bu iradenin getirdiği sorumluluktan kaçan bir varlık. Bugün, 11 Eylül 2026’da, aynı labirentte dolaşıyoruz. Klasik Rus edebiyatı, bize sadece 19. yüzyılın toplumsal çalkantılarını değil, aynı zamanda inanç, kaos ve düzen arasındaki o bitmeyen gerilimi de miras bıraktı. Modern insan, bu mirası yaşamakla kalmıyor; onu her gün yeniden inşa ediyor, yıkıyor ve yeniden sorguluyor. Tolstoy’un ‘Anna Karenina’sında olduğu gibi, bireyin kendi ahlaki pusulasını bulma çabası, toplumsal normlarla çatıştığında trajediye dönüşür. Anna, tutkuları ile…

Remziye Gönenç Koşar:Düşüncenin Muhatabı Olmayınca

Düşüncenin Muhatabı Olmayınca Son günlerde içimden yazmak gelmiyor. Önce bunu yazacak bir şeyimin kalmamasına bağladım. Oysa düşünmeye devam ediyorum. Okuduklarım, yaşadıklarım, gördüklerim hâlâ içimde sorular bırakıyor. Sonra fark ettim: Belki yazmak istemiyorum değil; düşüncemi karşısına koyacak birini bulamıyorum. Çünkü düşünce yalnızca insanın içinde büyümüyor. Bazen başka bir zihne çarparak şekilleniyor. Bir soru, bir itiraz, farklı bir bakış düşüncenin yönünü değiştirebiliyor. Ben yazar değilim; en azından kendimi böyle tanımlamıyorum. Yazıyorum, çünkü bazı sorular benden kelime istiyor. Fakat yazdığımda karşıma yalnızca bir beğeni çıktığında başka bir soru beliriyor: Görülmek ile karşılık bulmak aynı şey mi? Bir beğeni, yazının görüldüğünü gösterebilir. Bir soru…

ÖZNUR KÖSELİÖREN:ÖNCE ANNE MİYİM, KADIN MI?

ÖNCE ANNE MİYİM, KADIN MI? Erkeklerin askerlik anılarıyla kadınların doğum hikayeleri ölümüne kapışır… Ömür boyu anlatmaktan bıkmayacağımız, usanmayacağımız hikayeler biriktirdik ve biriktirmeye devam ediyoruz. Ama bazen algılarımızın karıştığını ve dengeyi koruyamadığımızı düşünüyorum, en azından kendim için bunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Aslında gönlümde rahat değil ama o ayrı bir konu… Bazen sorguluyorum kendimi  İnsani yönümü, duygularımı bir kenara koyuyorum  Ama ben önce neyim? Kadın mı, anne mi? Bazen kendimi hırpalıyorum Gücümün çok üstünde zorluyorum kendimi. Madalya takan falan da yok ama neden bu kendimle yarış? Bakın başkalarıyla değil asla, ama kendimle bir yarış, hatta savaş halindeyim zaman zaman. Öyle yorgun, öyle…

ERKAN EREN: SÖZ VE SUSKUNLUK ARASINDA İNSAN

                                   SÖZ VE SUSKUNLUK ARASINDA İNSAN İnsan var olduğu günden beri anlatan bir varlıktır. Kendini ifade eder, anlaşılmak ve başkalarının dünyasında yer edinmek ister. Sözün varlığı bu yüzdendir. Harfeler birleşir, kelimeler yan yana gelerek anlam kazanır ve insan iç dünyasında yaşadıklarını anlatmaya başlar. Ancak bazen öyle duygular vardır ki sözle anlatılamaz ve bunun yerini zamanla suskunluk alır. Ancak her suskunluk bazen doğru algılanmaz ve susan insanın derin bir boşlukta olduğu düşünülür. Oysa suskunluk; içerdeki duygu ve düşüncelerin, yaşanmışlıkların yoğunluğundan başka bir şey değildir. Suskunluk bir tercihtir. Susan insan söyleyecek bir şeyi olmadığından değil, aksine bunların kelimelerle ifade edilemeyeceğinin farkında olduğundan…

HAVVA BULUT:GENÇLİĞİMİN SIRDAŞI

Gençliğimin Sırdaşı Geceler, İçimdeki Yıldızlara İzin Vermedi . Söne adlı kitabını yazıyor.”Ve belki de büyümek; karanlığın içinde yolunu ararken kendi ışığın, kendin olmaktı. Her gece biraz daha eksilsem de sabah olduğunda içimde yeniden filizlenen o küçücük umuda tutundum. Çünkü bazı umutlar vardır; ne kadar kırılırsa kırılsın, insanın içinde yaşamaya devam eder.”

SAMİ BAŞAR:ELLİ YIL ÖNCE AKŞEHİR

ELLİ YIL ÖNCE AKŞEHİR Sami Başar Yağmur yağmıştı. Soğuk bir hava. Çamura, çirkefe bata çıka yürüyorduk. Bazen düşer gibi oluyorduk. Sokak köşelerinde soğuk hava, rüzgâr tokadını suratımıza yapıştırıyor, yağmur göz açtırmıyordu. Yağmurda okula gitmek zorundaydım, gitmeliydim. Nerede elli yıl öncesinin okul servisleri? Bizim kuşak okula yürüyerek gidip gelen bir kuşaktı. Elimde kocaman bir çantam, diğer yanımda arkadaşım vardı. Rüzgârın sesinden, yağmurdan sesini duyuyordum ama arkadaşımın sesini anlamıyordum. Yağmurda çok yavaş ilerliyorduk. 1975’li yıllar. Sene olmuş 2026. Kaç yıl geçmiş? 1975’ten 2000’e yirmi beş yıl, üzerine bir de 26 ekle, etti mi sana tam 51 yıl. Dile kolay! Çok yavaş ilerliyorduk,…

YAZAR GÜLÜN ÖZÜ ÖZÜNDEN:KARIŞIK DUYGULAR

Ve insan ne kadar istese de bazen. Ve ne kadar zorlansa da. Karar vermek zorundadır. Duyguları ne kadar karışık olursa olsun. Ve ne kadar zorlanırsa zorlansın. Bir seçim yapmak zorundadır bazen kişi kafasında bir olayı netleştirmeye çalışır. Sonra sonra kalbi karmakarışık olur. Kalbine sindiremez aklında oturt tuu olayı Kararsız kalır. Sonra ruhu daralır. Ama akıl yine de der ki karar vermek zorundasın . Ve oturur tek bir noktada beklersin. Kafamda kurduğum bu kararı. İşleme koysam mı koymasam mı. Acaba yapsam mı yapmasam mı. Sonra teraziye koyarsın kalbinde ta derinliklerinde. Ve kalbin sıkışır. Duygular karman karışıktır yine ne yapacağını şaşırmışsındır. Akşamdan…