TAŞ PLAK
Sakin, karanlık ve yalnız sokaklarda ayaklarımda derman kalmayana kadar yürüdüm. Evlerin içinde yanan her bir ışık bana bir hikâye fısıldıyordu. Yürüdüğüm sokağın sonunda o ahşap eve ulaştım. Çok tanıdık fakat bir o kadar da bilinmeyen o eve…
Önümde dikilen ahşap evin kapısını araladım. Gıcırdayan merdivenler sanki bana bir şeyler anlatıyordu. Saygı duyar gibi yavaş adımlarla yukarı çıktım. Tam karşımda duran odadaki eski gramofondan, ruhun kilitlerini açan bir şarkı yükseliyordu. Gramofondan yayılan nağmeler odanın duvarlarında yankılanıyordu. Sıra bekleyen tozlu taş plaklar, içlerinde sakladıklarını dökmek için sabırsızlanıyordu. O büyük, siyah taş plakların kalbinde yatan hikâyeler ortaya çıkmak istiyordu.
Eski gramofon, saklı kalan notaları gururla ve sabırla sunuyordu. Dört duvarın arasında, yüzümde gaz lambasının gölgeleri dans ediyordu. Hava karardığında yanan mumlar ve kandiller, zihnimin en ücra köşelerinde uyuyan hayatları uyandırıyordu. Geçmişin içinden süzülüp gelen bu yaşanmışlıklar, beni bu karanlık günlerde ayakta tutuyordu. Özlemler, mutluluklar, anılar, yaşananlar ve en önemlisi; kurulması hayal edilse bile gerçekleşmesi mümkün olmayan düşler… Düşlenen rüyalar ve bu rüyaların üzerine inşa edilen yıkık hayatlar… Hepsi şimdi büyük bir enkaz halinde yatıyordu.
Hayallerin üzeri kalın bir toz tabakasıyla kaplanmıştı. Kimse o tozları kaldırıp gerçeklerle yüzleşmeye cesaret edemediği için, hepsi sonsuza dek sessizce orada kalacaktı. Bir gün yürekli biri çıkıp o tozu almaya cesaret ederse, işte ancak o zaman yeniden hayata döneceklerdi.
Geçmişin özlemleri, pişmanlıkları ve geride kalan ne varsa; hepsi eski bir aynanın arkasına hapsolmuş gibiydi. Görüntüsü günden güne silikleşen bir geçmiş… Bir dikiz aynasından geride kalan yola bakar gibi bakıyordum aynanın diğer tarafında yaşananlara. Kalbimde bir sızı olarak kalan duygularımla, tüm kapıları arkamdan kapattım.
