Köşe Blog Yazıları

BAŞAK YILMAZ:Çocuklarımız Kültürün Seyircisi mi, Üreticisi mi?

Çocuklarımız Kültürün Seyircisi mi, Üreticisi mi? Bazen bir çocuğun önüne yüzyıllardır yaşayan bir motif koyuyorum. Önce uzun uzun bakıyor, sonra küçük parmağıyla çizgilerini takip ediyor. Ardından o çok tanıdık çocuk merakıyla soruyor: “Öğretmenim, bunu kim çizmiş?” Aslında bu sorunun cevabı tek bir isimden çok daha fazlası. Çünkü o çizginin ardında bir insan, onun ardında bir hikâye, o hikâyenin ardında ise nesilden nesile taşınmış büyük bir kültürel hafıza var. Ama benim zihnimde başka bir soru beliriyor: O çizginin bundan sonraki hikâyesini kim çizecek? Kültürel miras söz konusu olduğunda çoğunlukla çocuklarımıza ne öğreteceğimizi konuşuyoruz. Hangi değerleri aktaracağımızı, hangi sanatlarımızı tanıtacağımızı, hangi geleneklerimizi…

EMİNE KURT:SESSİZLİĞİN SESİNİ DUYANLAR

SESSİZLİĞİN SESİNİ DUYANLAR Hayatımda hep birilerini sevdim. Hem de öyle bir sevdim ki onlara sevildiklerini iliklerine kadar hissettirdim. Fakat hiçbir zaman verdiğim değerin karşılığını alamadım. Bazen görülmedim, bazen duyulmadım bazen de tamamen yok sayıldım. Evet, canım o kadar çok acıyordu ki bazen odama geçip sessizce ağlıyordum. Şimdi düşünüyorum da ne kadar da yalnız bir çocukmuşum. Ne kadar da kimsesizmişim. Tabii ki bu zamanlar her şeye olan inancımı da yitirmiştim. Özellikle de “sevgiye”. Bana göre kimse kimseyi ölümüne sevemezdi. Bu yüzden de aşk diye bir şey yoktu, olamazdı da. Hele ki benim için aşk söz konusu dahi değildi. Hayatında çok güzel…

SİYAH KALEM:Sessizliğin Bir Anı

SİYAH KALEMSessizliğin Bir AnıHer insanın bir anı vardır.Kimsenin bilmediği, kimseye anlatmadığı, belki kendisinin bile hatırlamak istemediği bir an…Bir de sessizliği vardır insanın.Sessizlik bazen saniyeliktir, bazen dakikalık. Ama ne gariptir ki, o küçücük zamanın içine bir ömür sığar.Bütün canlılar yaşar sessizliği.Bir kuş susar.Bir çocuk susar.Bir anne susar.Bir baba susar.Bir insan söylemek istediği halde söyleyemez.Ve bazen insanın söyleyemediği tek bir kelime, söylediği yüzlerce kelimeden daha ağır olur.İnsan olmak ne tuhaf…Dünyaya geliyoruz.Büyüyoruz.Yaşıyoruz.Yaşlanıyoruz.Sonra bir gün, geriye dönüp bakıyoruz.Bir yaşımız varmış…İki yaşımız…Üç…Dört…Beş…Çocukken zamanın hiç bitmeyeceğini sanıyoruz.Sonra okula başlıyoruz.Birinci sınıf…Harfleri öğreniyoruz.Adımızı yazıyoruz.Dünyayı yeni yeni tanıyoruz.Sonra ilkokul bitiyor.Ortaokul…Lise…Üniversite…Bir meslek…Bir ev…Bir hayat…Derken insan bir gün fark ediyor:Ömrün yarısına…

GİZEM GÖKMEN:SOKAK LAMBALARININ SARI SIZINTISI

Sokak Lambalarının Sarı Sızıntısı Işıklar yandıkça karanlık azalmıyor; aksine kaçacak yeri kalmayan bir ıssızlık, evlerin cephelerinden fırlayıp kaldırım taşlarına dökülüyor. Her akşam aynı saatte, binlerce insan kendi kabuğuna çekildiğinde; bu kentin kalabalığı devasa, tek bir gölgeye dönüşüyor. Adımlar seyreldikçe büyüyen, insan gürültüsü çekildikçe hacim kazanan devasa bir sessizlik… Biz bu caddeleri adımlarla, korna sesleriyle, telaşlı koşturmacalarla dolu sanırken aslında her gidişin geride bıraktığı boşlukla genişlediğini fark etmiyoruz. Giden her kişinin ardından eksilen sadece bir beden değil. O kişinin bakışındaki renk, attığı adımın ritmi, havaya bıraktığı nefes de sökülüp alınıyor sokaklardan. Fakat tuhaf bir biçimde, o boşluklar kapanmıyor; genişleyip birbirine eklemlenerek…

SACİT ÖZDEMİR:Bazı İnsanlara Geç Kalınmış Gibi Rastlarız

Bazı İnsanlara Geç Kalınmış Gibi Rastlarız Bazı insanlar hayatımıza yeni girer ama biz onları yeni tanımışız gibi hissetmeyiz. Sanki yıllardır bir yerlerde varmış da bizim onlara ulaşmamızı beklemişlerdir. İlk konuşmada yabancılık çekmezsin. Cümlelerin arasında düşünmek zorunda kalmadığın bir rahatlık vardır. Kendini anlatırken kelimelerini seçmezsin; çünkü karşındaki insanın seni yanlış anlamayacağından, anlattıklarının yarısında bile seni hissedeceğinden eminmişsin gibi davranırsın. Ve garip olan şudur: Daha dün tanışmışsındır. Ama bugün, gün içinde başına gelen bir şeyi anlatmak istediğinde aklına ilk onun gelmiştir. İşte bazı duyguların başlangıcı tam olarak burada olur. İnsan bazen birine âşık olduğunu, onu özlemeye başladığında değil; yaşadığı güzel bir şeyi…

ÖZNUR KÖSELİÖREN:YARA

Yara Hiçbir yara ömür boyu sızlamıyor! Bazen hırsla kaşıdıklarımız, kanattıklarımız oluyor.  Bazen keskin sirke küpüne zarar, deneyimliyoruz. İyileşmesine izin vermediğimiz yaralarımız da var. Tutunacak bir şey kalmadığında yaramıza tutunuyoruz. Çok sular aktı, çok köprüler yıkıldı… Bazen ne köprüden ne sudan eser kalmadı. Ama inatla öfkemi diri tuttuğum zamanlar oldu. Sonra bir baktım o öfke içten içe beni çürüttü. Şimdi… Affetmeyi öğrendim, sakinleştim Kendim için, sağlığım için, ilerleyebilmem için… Beni aşağı çeken ne varsa özgür bıraktım,  Düşmemek için. Hafifledim … Meğer inatla nasıl tutunmuşum öfkeme. Değiştirebileceğimi sanmışım her şeyi. Ama, Değişmiyor kabullendim! İnsanlar değişmiyor, sistem değişmiyor, hiçbir şey değişmiyor… Oluruna bırakabildiğim…

SAMİ BAŞAR:BULVARDA BİR SABAH

  BULVARDA BİR SABAH Deneme Sami Başar Yürümek istedim. Kalabalıkların içerisinde, yalnız… Tek başınaydım. Yalnızlığı seviyordum; hem kendime dosttum hem düşman. Tam Adliye Parkı’nın önünden geçeceğim, gözüme kocaman bir reklam panosu takıldı. Önünde bizim simitçi. “Müdürüm simit taptaze, yeni getirdim!” diyor. Bir simit alıyorum, çıtır çıtır ağzımda… Güzel bir tatil sabahı, aylardan eylül. Yoldan tek tük otomobiller geçiyor. Trafik polisleri gelip parkın önünde durdu. Tam o sırada derinden bir motor sesi: Pat! Pat! Pat! Trafik polisi motorluyu anında kenara çekti. Ne de güzel yaptı! Bizimki motosikletin egzozunu açtırmış, ortalığı inletiyor. Sanırım motoru bağlayacak, cezayı da kesecek. Sabah sabah egzozla oynamasa…

SEVDA ANLI:ALKIŞLAMAK KOLAY, YANINDA OLMAK ZOR

ALKIŞLAMAK KOLAY, YANINDA OLMAK ZOR Bir insanın başarısını herkes alkışlayabilir. Asıl mesele, o başarı henüz ortada yokken yanında olabilmektir. Kalabalıkların bir başarı hikâyesine nasıl yaklaştığına hiç dikkat ettiniz mi? Bir insan yıllarca emek verirken, defalarca denerken, yanlış yaparken, yorulurken, hatta başaracağından kendisinin bile şüphe ettiği zamanlarda etrafında kaç kişi vardır? Peki ya başardığında? Bir anda herkes görünür olur. “Seninle gurur duyuyorum.” “Bunu hak ettin.” “Ben zaten senin başaracağını biliyordum.” Belki de insanın en çok gülümsediği ama içinden en çok düşündüğü cümledir: “Keşke bunu söylerken de yanımda olsaydın.” Çünkü tebrik etmek kolaydır. Destek olmak ise emek ister. Bir insanın yolun sonunda…

TOLGA ÖZDEMİR:Suskunluğun Anatomisi ve Kırılan Dünyanın Kurgusu

Suskunluğun Anatomisi ve Kırılan Dünyanın Kurgusu Eylül ayının ilk haftası, edebiyat takviminin gerçek anlamda yeniden başladığı o büyülü eşiktir. Yaz rehavetinin dağıldığı, sonbahar yayın fırtınasının kapıyı çaldığı ve 22 Eylül’de açıklanacak The Booker Prize 2026 kısa listesi etrafındaki heyecanın zirveye tırmandığı bu günlerde; çağdaş kurgunun iki zıt ama birbirini derinden tamamlayan kutbu dikkatimi çekiyor. Bir tarafta spekülatif edebiyatın yaşayan en büyük mimarlarından Emily St. John Mandel’in merakla beklenen yeni başyapıtı Exit Party, diğer tarafta ise Booker uzun listesinde haklı bir yankı uyandıran Elizabeth Strout’un suskunlukları deşen sarsıcı romanı The Things We Never Say. Emily St. John Mandel, Exit Party eserinde…

SEVDA ANLI:BİZİ KİM FARK EDECEK?

BİZİ KİM FARK EDECEK? İnsan ne zaman yalnız kalır? Etrafında hiç kimse olmadığında mı? Yoksa yanında insanlar varken bile kendisini kimseye ait hissetmediğinde mi? Belki de yalnızlığın en garip tarafı, çoğu zaman sessizce gelmesidir. Önce daha az insanla görüşürüz. Sonra telefonlara daha geç cevap vermeye başlarız. Aile ziyaretlerini erteleriz. Arkadaş buluşmalarını azaltırız. “Bugün canım istemiyor.” deriz. Bir süre sonra kimse aramadığında da şaşırmayız. Çünkü yalnızlığa alışmışızdır. Hatta bir noktadan sonra onu kendimiz seçtiğimizi düşünürüz. “Ben yalnızlığı seviyorum.” Belki gerçekten seviyoruz ama bazen insan yalnızlığı sevdiği için değil, insanlarla yaşamaktan yorulduğu için yalnız kalmayı seçiyor. Hayatın içinde insanları birbirinden uzaklaştıran çok…