SESSİZLİĞİN SESİNİ DUYANLAR
Hayatımda hep birilerini sevdim. Hem de öyle bir sevdim ki onlara sevildiklerini iliklerine kadar hissettirdim. Fakat hiçbir zaman verdiğim değerin karşılığını alamadım. Bazen görülmedim, bazen duyulmadım bazen de tamamen yok sayıldım. Evet, canım o kadar çok acıyordu ki bazen odama geçip sessizce ağlıyordum. Şimdi düşünüyorum da ne kadar da yalnız bir çocukmuşum. Ne kadar da kimsesizmişim. Tabii ki bu zamanlar her şeye olan inancımı da yitirmiştim. Özellikle de “sevgiye”. Bana göre kimse kimseyi ölümüne sevemezdi. Bu yüzden de aşk diye bir şey yoktu, olamazdı da. Hele ki benim için aşk söz konusu dahi değildi. Hayatında çok güzel seven ama sevilmenin ne demek olduğunu bilmeyen bir kız için aşk imkansızdı zaten.
Zaman geçtikçe geçti. Büyüdüm fakat düşüncelerim hep aynı kaldı. Ve ben biraz daha kendi karanlığımda kayboldum. Oysa o karanlıkta ne çok ses vardı. O karanlıkta ne çok duyulmayı bekleyen haykırış vardı…
Bir gün birisi duyar mıydı sesimi, karanlıktan çıkmam için bir el uzanır mıydı yokluğuma?
Şu an bir uçurum kenarındayım. Hayır atlamıyorum ya da atlamayacağım. Uzaklara, karanlığa bakıp düşünüyorum. Ne düşünüyorum onu da bilmiyorum. Sadece kafamın içi çok dolu. Sanki birçok ses var ve hepsi aynı anda konuşuyorlar. Boğuluyorum, nefes alamıyorum. Hepsi sussun istiyorum ama susmuyorlar. Kaçıyorum fakat hep peşimdeler. Yeter diye haykırmak istiyorum artık. Bitsin istiyorum bu işgence. O an hiç beklemediğim bir ses yükseldi gökyüzünde. Acı dolu bir çığlık duydum. Kime aitti bu ses. Yoksa, benim mi?
Usulca gözlerimi araladım. Hayır düşündüğüm gibi zifiri bir karanlıkla karşılaşmadım. Otobüsteydim. Ellerimde hissettiğim acıyla beraber gözlerimi ellerime doğru indirdim. Tırnaklarımı derime geçirmiştim. Beklediğim gibi az önce gökyüzünü inleten o çığlık bedenime aitti. Ben sussam o susmuyordu. Ve ben sessizliğin ortasında bile bedenimin haykırışını duyuyordum.
Kafam o kadar çok doluydu ki biraz dağıtmak için Instagram’a girip reels kaydırmaya başladım. Ama sizin de bildiğiniz gibi içerikler de ruhumuzun yansıması gibiydi. Tam o an bir yazı ile karşılaştım. Sanki her bir satırı beni anlatıyordu. Sanki her satırda çığlıklarımı duyuyordum. O an anlık bir hisle yorum kısmına girip yazmaya başladım. Hiçbir beklenti içerisine girmeden, kendimle dertleşir gibi. Sessizlik içindeki çığlıktan, yalnızlıktan bahsettim. Sonra ise telefonu kapatıp kendimi Cem Adrian’ın kollarına bıraktım.
Hayat hiç beklenmedik anlarda, hayatımıza birini sokardı. Ya bizi içinde bulunduğumuz karanlıktan kurtarmak için ya da o karanlığa biraz daha gömülmek için. İşte o da benim hayatıma tam da bu yüzden girdi.
Bir bildirim sesi ile gözlerimi açtım. Az önce yazdığım yoruma bir cevap gelmişti. Ne yapmalıydım, ben de bir cevap vermeli miydim? Peki ya kalbim neden bu kadar hızlı atıyordu. Sonuçta sadece bir mesajdı? Daha fazla düşünmeden bildirime dokunup mesaj sayfasına girmiştim. Hemen yorumu okumaya başladım. Okudukça daha çok içine çekildim. Daha çok hissettim. İlk defa beni anlayan birisine denk gelmenin mutluluğuyla yazıyı bir kez daha okudum. Ve o an anladım ki yazıyı her kim yazdıysa o da benim gibi karanlıkta kaybolmuştu. Çünkü karanlıkta kaybolmayan hiç kimse karanlıkta kaybolanın halini anlamazdı. Sessizliğin sesini duymazdı. Fakat o benim haykırışlarımı duydu. İlk defa birisi beni duydu. İlk defa birisi yardım eli uzatmak istedi.
Hemen hızlıca ben de ona bir şeyler yazmaya başladım. Sanki karşımdaymış gibi sanki bir yabancı değilmiş gibi…
Ondan tekrar bir cevap beklerken gözüm hala yazdığı yazıdaydı. Daha doğrusu tek bir cümledeydi. “Seni anlıyorum”. O sadece duymamıştı aynı zamanda beni anlıyordu da. O an kendimi garip duyguların içerisinde buldum. Anlaşılmak çok farklı hissettirmişti. Tuhaf olan da anlayan kişi herhangi bir yakınım değildi. Bana tamamen yabancıydı.
O gece bu şekilde devam etti. İkimizde karanlıkta kaybolmuştuk. Fakat onun benden farkı kurtulmaya çalışmasıydı. Ya da belki de sadece yardım etmek istiyordur. Onun tersine ben daha fazla karanlığa gömülmeye çalışıyordum. Evet aslında ilk baştan beri hep bir yardım eli bekledim. Hatta belki de beklediğim kişi bu yabancıydı. Ama onunla konuşurken anladım ki aslında ben hiç kurtarılmayı beklememişim. Bilmiyorum belki de bu karanlığa alışmışımdır. Belki de ben hiç kaybolmamışımdır.
