ALKIŞLAMAK KOLAY, YANINDA OLMAK ZOR
Bir insanın başarısını herkes alkışlayabilir. Asıl mesele, o başarı henüz ortada yokken yanında olabilmektir.
Kalabalıkların bir başarı hikâyesine nasıl yaklaştığına hiç dikkat ettiniz mi? Bir insan yıllarca emek verirken, defalarca denerken, yanlış yaparken, yorulurken, hatta başaracağından kendisinin bile şüphe ettiği zamanlarda etrafında kaç kişi vardır?
Peki ya başardığında?
Bir anda herkes görünür olur.
“Seninle gurur duyuyorum.”
“Bunu hak ettin.”
“Ben zaten senin başaracağını biliyordum.”
Belki de insanın en çok gülümsediği ama içinden en çok düşündüğü cümledir:
“Keşke bunu söylerken de yanımda olsaydın.”
Çünkü tebrik etmek kolaydır.
Destek olmak ise emek ister.
Bir insanın yolun sonunda kazandığı başarıya ortak olmak kolaydır. Asıl değerli olan, yolun başında henüz ortada alkışlanacak hiçbir şey yokken onun yanında durabilmektir.
Boş koltuklar bunu çok güzel anlatıyor.
Bir taraf kalabalık, diğer taraf neredeyse bomboş.
Bir tarafta başarıyı izleyenler var. Diğer tarafta ise belki de başarıya ulaşmaya çalışan insanın yanında olması gerekenler…
Hayatımızda da çoğu zaman böyle değil mi?
Bir arkadaşımız bir kitap yazdığında onu tebrik ederiz. Ama o kitabın sayfaları henüz boşken, gecelerce yazarken, defalarca silip yeniden başlarken kaçımız “Nasıl gidiyor?” diye sorarız?
Bir insan yeni bir iş kurduğunda başarısını kutlarız. Ama ilk müşterisini beklerken, yaptığı yatırımın karşılığını alamazken, “Acaba doğru mu yaptım?” diye düşündüğü günlerde kaçımız onun yanında oluruz?
Bir kadın kendine yeni bir hayat kurmaya karar verdiğinde onu güçlü olduğu için alkışlarız. Ama o gücü toplamaya çalıştığı sessiz gecelerde yanında kaç kişi vardır?
Bir öğrenci sınavı kazandığında başarısıyla gurur duyarız. Oysa başarısız olduğu günlerde ona inanmak, çoğu zaman başarı belgesinden daha değerlidir.
Çünkü insanın hayatında bazı dönemler vardır; alkış değil, bir sandalye gerekir.
Yanında oturacak birinin sandalyesi…
“Ben buradayım.” diyecek birinin varlığı…
“Henüz olmadı ama olacak.” diyebilecek bir ses…
Bazen insanın ihtiyacı olan şey büyük cümleler değildir.
Bir mesajdır.
Bir telefon aramasıdır.
Bir kahvedir.
“Nasıl hissediyorsun?” diye soran samimi bir cümledir.
Hatta bazen hiçbir şey söylemeden yanında oturan bir insandır.
Fakat biz çoğu zaman sonucu severiz.
Başarıyı severiz.
Kazananın yanında görünmeyi severiz.
Çünkü başarı, insana kendiliğinden bir parıltı verir. Başarılı birinin yanında durmak kolaydır. Onun ışığına ortak olmak hoşumuza gider.
Ama yolun başında işler farklıdır.
Orada belirsizlik vardır.
Korku vardır.
Hata vardır.
Sessizlik vardır.
Bazen parasızlık, bazen başarısızlık, bazen insanların “Bundan bir şey olmaz.” diyen bakışları vardır.
İşte gerçek destek tam da orada belli olur.
Çünkü destek olmak, bir insanın sonucuna değil; çabasına inanmaktır.
Belki de bu yüzden bazı insanların hayatımızdaki yeri, bize söyledikleri güzel sözlerle değil, en zor günlerimizde nerede durduklarıyla belirlenir.
Kimisi başarıdan sonra gelir.
Kimisi başarıya giden yolu bizimle yürür.
Aradaki fark küçümsenecek bir fark değildir.
Bir insanın hayatındaki en kıymetli kişiler her zaman en çok konuşanlar olmayabilir. Bazen onlar, biz daha hiçbir şey başaramamışken bizi ciddiye alanlardır.
Kimse alkışlamazken bizi alkışlayan…
Kimse inanmıyorken bize inanan…
Biz kendimizden vazgeçmek üzereyken “Bir kez daha dene.” diyen…
Ve en önemlisi, başarımızdan önce bizi değerli gören…
Çünkü insanın değeri, kazandığı şeylerle başlamaz.
Başarı insanı değerli yapmaz.
Sadece zaten var olan emeği görünür hâle getirir.
Bu yüzden çevremizde birilerinin yükselişini gördüğümüzde “Ne kadar şanslı.” demeden önce, o insanın görünmeyen yolculuğunu düşünmek gerekir.
Belki o başarının arkasında kimsenin görmediği yüzlerce başarısızlık vardır.
Belki kimsenin bilmediği uykusuz geceler…
Belki vazgeçme noktasına geldiği günler…
Belki cebinde parası olmadığı, elinde umudu bile kalmadığı zamanlar…
Ve belki bütün bunların içinde ona sadece bir kişi “Devam et.” demiştir.
O bir kişinin değeri, yüzlerce tebrik mesajından daha büyük olabilir.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza alkışlamak için değil, ayağa kalkabilmemiz için girer.
Onları kaybetmemek gerekir.
Bir de kendimize şu soruyu sormalıyız:
- Biz başkalarının hayatında hangi taraftayız?
- Başarı geldiğinde kalabalığa katılanlardan mıyız?
- Yoksa henüz kimsenin görmediği bir hayalin yanında sessizce duranlardan mı?
Bir insanın başarısını kutlamak elbette güzeldir. Ama daha güzeli, başarıdan önce onun emeğini fark etmektir. Çünkü herkes dolu salonda alkışlayabilir. Asıl mesele, salon boşken o koltuklardan birine oturabilmektir.
Ve belki de gerçek dostluk, insanın kazandığı gün yanında olmak değil; henüz kazanacağına dair hiçbir kanıt yokken onun yanında kalabilmektir.
Unutmayalım:
**Tebrik etmek başarıya bakar. Destek olmak insana…**
Ve insan, en çok da henüz kimsenin alkışlamadığı zamanlarda hatırlanmak ister.

