Köşe Blog Yazıları

HAYAT OKULU YAZARI:BAZI KELİMELER

: “Bazı kalemler cam kırıklarını yazar. “Hiç değişmeyen o acı hisleri, yıllar geçse bile aynı. Bir kalem kaç kadının can dostudur; ruhunu, kalbini dinler. İnsanların dinlemediği ve hatta yargıladığı o kelimeler…Bu dünyada nankörler vardır; onlar can yakmaya doymazlar. Gözlerindeki yaşı gülümseyerek seyrederler, yarasına biraz daha tuz dökerler. O kadınlar Allah’ın en güzel çiçekleri. O çiçeklerin solmasını seyrederler ne zaman toprağa karışacak diye. O kadınlar camı olan oda, o camı bile tahtayla kapadılar. O kadınlar…Ellerini açıp dua etti Allah’a ve sonra eline bir kalem ve bir kağıt alıp içini döktü. Her gece, her gece içini döktü. Bir gün o yazdıklarını kitap…

GÜLNAZ OKUYAN:Bir Ömür Nasıl Tükenir?

Bir Ömür Nasıl Tükenir? Deneme Ben hangi kapının kilidiyim sahi? Kuyulardan kuyulara düşüyorum. Ateşlerden bir ateşte yanıyorum. Sabırlardan  bir hırka giyiyorum. Alsalar ya beni de içeri. Davetin en güzeline layık olsam ya.  Araftayım sanki! Gitsem ayaklarım izin vermez, kalsam yüreğim el vermez. Bir yarış var içimde bitmek bilmeyen. Dört nala giden ama bir türlü varamayan bir istikametin eşiğindeyim işte. Doludizgin akıp giden zamana inat,  vuslata bitap düşen bir ben var benden öte… Yolcuyum her misafirhanede. Geçebilsem o eşiği belki tanırdım cenneti. Varlığın içinde bir yokluktan ibaretim halbuki. Varlık mayasını tadamadım ki meftunu olayım. Yokluğu katık ettim mideme. Kanaatimce doyurdum kendimi…

FUAT YILMAZ:ÇARKLARIN DİLİ

ÇARKLARIN DİLİ El-Cezerî ve Mekanik Makinelerin Dünyası GİRİŞ İnsanlık çok eski zamanlardan beri doğayı anlamaya çalıştı. Suyun nasıl aktığını gözlemledi. Rüzgârın gücünü kullandı. Güneşin hareketini takip etti. Zamanı ölçmek için farklı araçlar geliştirdi. Fakat bir noktadan sonra insan yalnızca doğayı gözlemlemekle yetinmedi. Doğanın hareketlerini taklit etmeye başladı. Bir suyun yükselmesini sağlayan düzenekler kurdu. Hareket eden parçaları birbirine bağladı. Çarkları döndürdü. Suyun gücünü mekanik harekete çevirdi. Ve sonunda kendi kendine belirli hareketleri gerçekleştirebilen makineler tasarlamaya başladı. Bu büyük mühendislik geleneğinin en dikkat çekici isimlerinden biri 12. ve 13. yüzyıllarda yaşamış olan Ebû’l-İzz İsmail bin er-Rezzâz el-Cezerî idi. Bugün kısaca El-Cezerî adıyla…

KENAN NERİMANLI:YOLUM SANA KADARDIR

YOLUM SANA KADARDIR Yine yola düşmüşüm, Umudum ne kadardır. Gidecek bir evim yok, Yolum sana kadardır. Seni düşündüm yine, Kulağımda sesin var. Ağlamıyorum ki, ben Gözlerimde şehin var. Nasıl desem, bilmiyorum, Sana hep baka kaldım. Derdimin ilacı sen, Derdine yakalandım.

ÖZNUR KÖSELİÖREN:GECENİN ÇIĞLIĞI

GECENİN ÇIĞLIĞI Gece yarısıydı… Sokak yine bir kadının çığlıklarına şahit oluyordu. Bağırışlar çoğaldıkça gecenin sessizliğine bebek ağlamaları da karıştı.  Herkes camlara balkonlara koştu ve herkesin elinde telefon polisi aramaya başladılar. Sonra bir sessizlik oldu sokakta, Ürkütücü bir sessizlik… Bir şey mi oldu acaba kadına diye telaşlı gözlerle herkes birbirine bakmaya başladı. Sonra polis arabası geldi ve o esnada kadın elinde koca bir valizle göz yaşını silerek indi.  Ekipler kadını arabaya bindirip götürdü. Adam elinde sigarası öylece dikiliyordu. Oradan bir kız çocuğu, “iyi” dedi, “ikisini aynı arabaya bindirmediler kadın güvende!” O evin ışıkları o gece bir daha yanmadı. Nice evler var,…

GİZEM GÖKMEN :Kırıklarımla Büyüyen Cümle

Kırıklarımla Büyüyen Cümle İçimdeki odaların kapısını sürgüleyip anahtarını derin bir kuyuya attığımdan beri zaman, yalnızca günlerin devretmesinden ibaretti benim için. Susmak; emniyetli bir sığınak, kalabalıklar arasında giyilmiş görünmez bir zırh gibiydi. Oysa insan ne kadar uzağa kaçarsa kaçsın, adımlarını takip eden o gölgeyle, yani kendi hakikatiyle elbet bir gün ıssız bir sokak başında yüz yüze geliyor. Kendimden alacaklı olduğum o kadar çok duygu, o kadar çok heba edilmiş an var ki, hesaplaşmanın vaktinin gelip çattığını artık inkâr edemiyorum. Geriye dönüp baktığımda, başkalarının kalıplarına sığabilmek uğruna kendi kenarlarımdan ne kadar çok kırptığımı görüyorum. Başkaları kırılmasın diye tuttuğum nefesler, zamanla kendi boğazımı…

Remziye Gönenç Koşar:Herkes Yazıyorsa, Birbirlerinin Yazılarını Kim Okuyor?

Herkes Yazıyorsa, Birbirlerinin Yazılarını Kim Okuyor? Bir yazarlık topluluğuna baktığımızda ilk gördüğümüz şey yazılardır. Yeni isimler, yeni metinler, yeni düşünceler… Herkesin söyleyecek bir sözü vardır. Yazılar yayımlanır, paylaşılır, beğenilir. Fakat bir süre sonra aklıma başka bir soru takıldı: Bir toplulukta herkes yazıyorsa, birbirlerinin yazılarını kim okuyor? Bu soruyu önce yalnızca kendi bulunduğum yazarlık çevresine ilişkin bir gözlem olarak düşündüm. Sonra araştırmaya başladım. Karşıma çıkan çalışmalar, meselenin bundan daha geniş olduğunu gösterdi. Çevrimiçi yazı toplulukları üzerine yapılan araştırmalarda üyelerin katılımının eşit olmadığı görülüyor. Bazı üyeler aktif biçimde yazıyor ve birbirlerine ayrıntılı geri bildirimler veriyor; daha büyük bir grup ise topluluğu izlemekle…

FUAT YILMAZ:IŞIĞIN PEŞİNDE

 IŞIĞIN PEŞİNDE     İbnü’l-Heysem ve Görmenin Sırrı   GİRİŞ İnsanlık çok eski zamanlardan beri çevresindeki dünyayı anlamaya çalıştı. Gökyüzündeki yıldızlara baktı, uzakları gözledi, geceleri ateşin etrafında toplandı ve gördüğü her şeyin ardındaki sırrı merak etti. Fakat insanın sahip olduğu en temel duyulardan biri olan görme bile uzun süre tam olarak anlaşılamadı. Bir insan neden görür Görüntü gözün içinde nasıl oluşur Işık nereden gelir ve nasıl hareket eder Gözümüz dış dünyayı nasıl algılar Bu sorular yüzyıllar boyunca filozofların ve bilginlerin zihnini meşgul etti. Antik dünyada görme konusunda farklı düşünceler ortaya atılmıştı. Bazı düşünürler gözden dışarıya doğru bir şeylerin yayıldığını ve bunun…

HAYAT OKULU YAZARI :BİR KADININ GÖZYAŞI

Bir kadının gözyaşı.. O kadar kelimeler var ki; suskunluğu bile can yakar. Onun o dalıp giden gözlerine baksanız, içinizden “ah” çekersiniz. Bir de onun içinde ne fırtınalar kopar, ah bir bilseniz! Önceleri konuşurdu, anlatmaya çalışırdı ama karşısındakiler nankörse ne fayda… Artık geceleri konuşur, duvarlarla konuşur. Penceresiz odaya kapanır, gözlerindeki damlalar konuşur. Elini kalbine koyup sırtını duvara vurur. Evet, artık o kadın aklını kaybetmiştir. Nankörlerle yaşamayın, Yoksa ruhunuz hasta olur. Hayat Okulu Yazarı

FUAT YILMAZ:DÜNYANIN ÖLÇÜSÜNÜ ARAYAN ÂLİM

DÜNYANIN ÖLÇÜSÜNÜ ARAYAN ÂLİM Birûnî ve Yeryüzünün Sırrı Yaklaşık bin yıl önce bir bilgin, önünde uzanan dağlara bakıyordu. Fakat onun baktığı yalnızca bir dağ değildi. O dağın yüksekliğini, bulunduğu yeri ve dünyanın ölçüsünü anlamaya çalışıyordu. İnsanlık çok eski zamanlardan beri gökyüzüne bakmıştı. Yıldızların hareketlerini izlemiş, Güneş’in doğuşunu ve batışını gözlemlemiş, mevsimlerin değişimini anlamaya çalışmıştı. Fakat gökyüzünü anlamanın yanında başka bir soru daha vardı. Üzerinde yaşadığımız dünyanın kendisi ne kadar büyüktü Dağların yüksekliği nasıl ölçülebilirdi Bir yerin başka bir yere olan uzaklığı nasıl hesaplanabilirdi Dünyanın şekli ve büyüklüğü hakkında doğru bilgiye nasıl ulaşılabilirdi Bu soruların peşinden giden büyük bilginlerden biri Ebû…