Bir Ömür Nasıl Tükenir?
Deneme
Ben hangi kapının kilidiyim sahi? Kuyulardan kuyulara düşüyorum. Ateşlerden bir ateşte yanıyorum. Sabırlardan bir hırka giyiyorum.
Alsalar ya beni de içeri. Davetin en güzeline layık olsam ya. Araftayım sanki! Gitsem ayaklarım izin vermez, kalsam yüreğim el vermez. Bir yarış var içimde bitmek bilmeyen. Dört nala giden ama bir türlü varamayan bir istikametin eşiğindeyim işte. Doludizgin akıp giden zamana inat, vuslata bitap düşen bir ben var benden öte…
Yolcuyum her misafirhanede. Geçebilsem o eşiği belki tanırdım cenneti. Varlığın içinde bir yokluktan ibaretim halbuki. Varlık mayasını tadamadım ki meftunu olayım. Yokluğu katık ettim mideme. Kanaatimce doyurdum kendimi habire. Azdan azdım da çokluğa hiç alışamadım ki. Çokluğun içinde hep yokluktum. Çokluk öyle bir eşikti ki isteyene veriyor beni veresiye defterine yazıyordu! Borçlu kalıyordum böylelikle. Herkesin güle oynaya geçtiği o yerde , çeşitli ikramlar sunulurken ben bir köşede hüznümü döküyordum sessizce. Kapısında kul köle olduğum eşikten bir adım atabilsem, sevincimi gözyaşı misali dağıtsam ve görünse gökyüzünün mavisi ah görünse! Zifiri bir karanlık var sadece önümde. Nafile bir çabayla ve dikmeye çalıştığım kırk yamayla büyütüyorum yalnızlığımı. Koştukça yetişmediğim bir yol vardı önümde. Su misali akan zaman çarkının içinde demlendikçe demlenen yüreğimi sabırla yoğuruyordum habire. Dilde niyet, yürekte gayret gidiyordum bilinmeze. O bilinmez ki savuruyordu bir rüzgar gibi yerden yere. Nasıl bir eşikti ki bu, herkesi misafir ederken, beni kapıda bekletiyordu. Bu bekleyişin sonu nerde bitecekti? Ayaz üşüttü, sıcak kavurdu. Mevsimler döndü durdu. Takvimler eskidi eskimedi nasip eşiği. Zamansız bir yolculukta nasibin eşiğinde tükeniyordu en güzel yaşları. Düğümünü çözemediği o gizemli eşikten, ne zaman içeri girecekti kim bilir?
Gülnaz Okuyan
