Köşe Blog Yazıları

Şeymanur Gündüz:Kabul Etmenin Tam Vakti

Kabul Etmenin Tam VaktiSanırım kabullenmeyi öğrenmeliyiz. Sürekli kendi kendimize insanları aklamak yerineonları kendilerini yansıttıkları şekliyle kabul etmek gerekiyor. Diğer türlü yaptığı hiçbirşeyin sorumluluğunu almayan ve sürekli sizden durumu düzeltmeyi bekleyen insanlarlaömür geçirmek zorunda kalıyorsunuz. Öyle dönemlerden geçiyoruz ki kimse hayatını 2kişilik yaşamayı hak etmiyor. İki kişilik düşünmek, iki kişilik yaşamayı normalleştirmeyeçalışmak, kararları iki kişi adına vermek, bütün her şeyi +1 olarak yaşamaya kendini iknaetmeye çalışmak gerçekten zordur.Bunun zorluğunu ne ölçüde aktarabilir insan bilmiyorum. Kendi hayat yorgunluğunabir hayat daha eklemenin ağırlığının altında ezilmek. İnsan yeri geliyor bir hayatınortasında kalakalıyor. Bunun üstüne kat kat şeyler eklemek bir şeyleri daha zor halegetiriyor.Çok üzülüyorum…

Emiliya İzzət :”Ömrümə gül-çiçək əkən yaşımdır” 

“Ömrümə gül-çiçək əkən yaşımdır”  Emiliya İzzət Mənim yollarıma çıxan hər daşı, Yığıb bir gözəl ev tikən yaşımdır.  Ömrümə yamaqtək yapışanları Özüm öz əlimlə sökən yaşımdır. Oturub-durmaram tale sözüylə, Tanrıma güvənib dua gücüylə Lap istər teziylə, istər geciylə Fələyin əlini bükən yaşımdır.  Günəş də qısqansın parlaqlığımı,  Heç vaxt itirməyim şıltaqlığımı,  Keçirib saçımdan barmaqlarımı Naz ilə çiynimə tökən yaşımdır. Eybi yox, desinlər: ” Nə ərköyündür!” ,  “Ağlı havadadır, ağlı göyündür”, Demə :”Ağır yeri, yol böyüyündür”, Mənim ceyran təki səkən yaşımdır. Nəğmələr oxuyub hey bülbül kimi,  Hörüb saçlarımı lap sünbül kimi,  Mənim dodağıma qızılgül kimi Şövq ilə al boya çəkən yaşımdır. Əsalı olsam da,…

ESENGÜL DAYAN:ÇOCUKLUĞUMA NOTLAR

ÇOCUKLUĞUMA NOTLAR O bisikletten düşmüştük ya hani, evin önündeki yokuştan inerken… Dizlerimiz kanamıştı. Korkma, ben o yaraları hep sardım. Zaten sonra da hep koştuk. Çok yorulduk, kabul; ama hiçbir taş düşüremedi bizi. Hiç yüzünü kara çıkarmadım. Geç de olsa hayallerimizin peşinden koştum, bir bilsen yepyeni şeyler öğrendim… O yazdığımız ilk romanı otuz yaşımda yeniden okudum. Yine ilk günkü kadar güzeldi. Yanaklarım ıslandı o an. Üzüntüden değil inan, mutluluktan ağlamayı öğrendim diye. Ağlamak demişken; yakında bahçedeki o erik ağacını, kurtlandı diye kesecekler. Artık tırmanacağın bir ağacın olmayacak. Ama sakın o kadar çok üzülme. O eriğin tadını bir daha hiçbir meyvede bulamasak…

11.sayı

VK 11. Sayıİndir

GİZEM GÖKMEN:TAKVİM YAPRAKLARI

Takvim Yaprakları Ahşap çekmecenin en dibinde, unutulmuş bir köşede duruyordu o eski takvim. Sararmış yapraklarının her biri bir nefes, bir anı, bir fısıltı gibiydi. Onu ilk bulduğumda sadece bir eşya sanmıştım. Hatta atmak istemiştim. Ama zamanla anladım ki o, yaşanmışlıkların, umutların ve sessiz vedaların şahidiydi. Her yaprak bir damla gözyaşı İlk dokunduğum yaprak, nisan yağmurlarının hüznünü taşıyordu. O gün, bir ayrılık yaşanmıştı bu evde. Pencereden süzülen damlalar, kalbin çatlaklarına sızmış, her biri bir ağıt olmuştu. Takvim yaprağı, o günkü göğün rengini almıştı; sanki gri ve kasvetli. Kenarında minik bir leke, kurumuş bir gözyaşının iziydi belki de. O yaprağın üzerinde, “unutulmaz”…

ÖZNUR KÖSELİÖREN:BUNU DA HALLEDERİM!

Bunu da hallederim! Bu benim ilk aldanışım değil, bunu da hallederim! İnsan bünyesi tahmininden daha dayanıklı, yaşadıkça farkına varıyorsun. Ben bununla nasıl başa çıkacağım diye kara kara düşündüğün günlerin üstünden bir bakmışsın yıllar geçmiş. Su durulmuş, su akmış gitmiş, köprüler bile yıkılmış… Ama o su akıp giderken senden de bir şeyler alıp götürüyor. Eksile eksile yol alıyorsun, Yol, yola çıktığın gibi kalmıyor, Hatta bazen yol bile kalmıyor, Sen kalmıyorsun, Ne amaçla çıkmıştın bu yola, Kimle çıkmıştın, Ne ummuştun, Ne bulmuştun … Hepsi bir bir anlamını yitiriyor.  Hayattayım diyebilmek için hayattasın sadece aslında! Eksildin, kırıldın , parçalandın  Eğilip parçalarını tekrar topladın,…

Remziye Gönenç Koşar:Kendimi Yeniden Kurmak

Kendimi Yeniden Kurmak Bazı insanların hayatımıza doğrudan girmesi gerekmez. Bazen uzaktan izlediğimiz bir hayat, dönüp kendi hayatımıza bakmamıza neden olur. Klinik Psikolog Hatice Nilgün benim için böyle bir isim oldu. Pandemi günlerinde ve 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından toplum olarak çok zor zamanlardan geçerken yaptığı Instagram canlı yayınlarını hatırlıyorum. İnsanların korku ve belirsizlik yaşadığı günlerde insanlara ulaşmaya, konuşmaya ve umut vermeye çalışıyordu. Bende iz bırakan yalnızca bunlar değildi. Yaşadıklarını kendi içinde taşımakla kalmayıp, başkalarına fayda sağlayabilecek bir şeye dönüştürmesi beni düşündürdü. Bir insanın yaşadıkları, hayatının son cümlesi olmak zorunda mıydı? Bu soru bir süre sonra beni kendi hayatıma götürdü. Peki…

AYŞE BEDEVİ:EYLÜL

EYLÜLGeldi gelmekte olan… Eylül ayı. Benim ayım. Eylül ayı, güzel günler getirir. Kargaşayı bir kenara atar, sakinliği getirir. Öyle bir severim ki Eylül ayını… Kendine aşık olan bir insanın bu ayı sevmemesi mümkün müdür? Eylül güzel şeyleri getirir, mucize insanları doğurur. Ben gibi… Evet, bu ayın benim için en özel anlamı kendim. Kendime verdiğim sözler, yol aldığım biletler, sağa sola savrulduğum günler, her şeye rağmen tekrar ayağa kalkıp mucizelere inandığım saatler… Evet. Eylül mucizeler getirir; ben gibi. Eylül’ün bir de sert bir tarafı vardır. Rüzgârı ile savurur, acıları hatırlatır. Bedeni üşütür, ruhu boğar. Renkler solar, günler matemleşir. Ama bir hayran…

İLAYDA ÇALIŞKAN:BEKLEYİŞİN KOKUSU

Bekleyişin Kokusu Her şeyin sustuğu anlar vardır…İnsan, kendi kalbinin sesini ilk kez orada duyar.Ufuk, sessiz bir dua gibi uzanır önüne;Rüzgâr ise yalnız Allah’a anlatılmış cümleleri taşır. İnsan bazenEn çok beklerken büyür.Elleri boş görünür amaYüreğinde koca bir tevekkül taşır.Çünkü bilir;Allah, hiçbir duayı vakitsiz bırakmaz. Bir gömlek kadar inceydi bazen umut.Bir kuyu kadar derindi yalnızlık.Yine de hiçbir karanlık,Allah’ın yazdığı sabahı geciktiremedi. Yusuf’un sabrı geçti aklımdan;Kuyu da gördü, ayrılığı da, özlemi de…Ama Rabbine olan güvenindenBir harf bile eksilmedi.Demek ki insanı kurtaran,Yolun kolaylığı değil,Kalbin Allah’a teslim oluşuydu. Rüzgâr her estiğindeİçime tanıdık bir koku doluyor.Sanki çatlamış toprağın değil deSabrın sesi yükseliyor ufuklardan. Belki de hayat,İstediğimiz…

TOLGA ÖZDOĞAN:2026 Edebiyatında Çok Seslilik ve Sessizliğin Direnişi

2026 Edebiyatında Çok Seslilik ve Sessizliğin Direnişi Ağustos ayının son günlerini uğurlayıp edebiyat dünyasının en verimli mevsimi olan sonbahara adım atarken, raflardaki yeni yayın hareketliliği ve The Booker Prize 2026 ile The International Booker Prize etrafında dönen uluslararası tartışmalar, kurgunun dönüştürücü gücünü bir kez daha gözler önüne seriyor. Eylül ayıyla birlikte başlayacak büyük yayın sezonunun ayak sesleri duyulurken; dünya edebiyatında farklı diller, kültürler ve çeviriler arasında kurulan çok sesli köprüler, edebiyatın sınırları aşan evrensel hafızasını güçlendiriyor. Çağdaş romanın son dönemdeki seyrine baktığımda, anlatının tek bir merkeze ya da baskın bir kültürel bakış açısına hapsolmayı reddettiğini görüyorum. Farklı coğrafyalardan yükselen özgün…