ÇOCUKLUĞUMA NOTLAR
O bisikletten düşmüştük ya hani, evin önündeki yokuştan inerken… Dizlerimiz kanamıştı. Korkma, ben o yaraları hep sardım.
Zaten sonra da hep koştuk. Çok yorulduk, kabul; ama hiçbir taş düşüremedi bizi. Hiç yüzünü kara çıkarmadım. Geç de olsa hayallerimizin peşinden koştum, bir bilsen yepyeni şeyler öğrendim… O yazdığımız ilk romanı otuz yaşımda yeniden okudum. Yine ilk günkü kadar güzeldi. Yanaklarım ıslandı o an. Üzüntüden değil inan, mutluluktan ağlamayı öğrendim diye.
Ağlamak demişken; yakında bahçedeki o erik ağacını, kurtlandı diye kesecekler. Artık tırmanacağın bir ağacın olmayacak. Ama sakın o kadar çok üzülme. O eriğin tadını bir daha hiçbir meyvede bulamasak da, bir sürü yeni tat deneyeceğiz seninle.
Hani o gizli yerimiz olan kahverengi, kırık dolap vardı ya; onu parçalayıp sobada yaktık. Yerine kırmızı, afilli bir dolap koyduk. Yeni gizli yerimiz rüyalarımız oldu artık. Sonra biz de çok kez kırıldık hayatta ama parçalanmadık; kırıklarımızla ayakta durabilmeyi öğrendik. Tıpkı o eski dolap gibi, zamanla güvendiğimiz pek çok şey parçalandı. Onları sobada yakamadık, yerine yeni dolaplar da koyamadık belki…
Ama son dönemeç kaldı kelebek. Orayı da dönersek, uçacağız.
