Kendimi Yeniden Kurmak
Bazı insanların hayatımıza doğrudan girmesi gerekmez. Bazen uzaktan izlediğimiz bir hayat, dönüp kendi hayatımıza bakmamıza neden olur.
Klinik Psikolog Hatice Nilgün benim için böyle bir isim oldu.
Pandemi günlerinde ve 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından toplum olarak çok zor zamanlardan geçerken yaptığı Instagram canlı yayınlarını hatırlıyorum. İnsanların korku ve belirsizlik yaşadığı günlerde insanlara ulaşmaya, konuşmaya ve umut vermeye çalışıyordu.
Bende iz bırakan yalnızca bunlar değildi. Yaşadıklarını kendi içinde taşımakla kalmayıp, başkalarına fayda sağlayabilecek bir şeye dönüştürmesi beni düşündürdü.
Bir insanın yaşadıkları, hayatının son cümlesi olmak zorunda mıydı?
Bu soru bir süre sonra beni kendi hayatıma götürdü.
Peki ben?
Ben hayatımın bundan sonraki bölümünü nasıl yaşayacağım?
Uzun zamandır öğreniyorum. Okuyor, araştırıyor, düşünüyorum. Merak ettiğim bir konunun peşinden saatlerce gidebiliyorum. Öğrenmek bana iyi geliyor.
Ama bir noktada kendime başka bir soru sormam gerekti:
Hayat hakkında bu kadar çok düşünürken hayatın kendisinin içinde ne kadarım?
Hastalıklarla geçen dönemlerde enerjim düştü. Bazı sabahlar gözümü açtığımda kalkmak istemedim. Ağlamak, biraz daha yatmak, günü öylesine geçirmek istedim. Kendime kahvaltı hazırlamak bile zor geldi.
Çünkü enerjik olamıyorum.
Tam iyileşmiş de değilim.
Böyle zamanlarda hayatın fark etmeden küçülebildiğini gördüm. Benim hayatım da küçüldü. Ev, araştırmalar, düşünceler ve öğrendiklerim hayatımın büyük bölümünü kapladı.
Ama içimde başka bir istek vardı:
Ben artık hayatın içinde olmak istiyorum.
Tamamen iyileşmeyi beklemeden.
Her gün enerjik olmayı beklemeden.
Hayatın bütün koşullarının değişmesini beklemeden.
Çünkü yaşamayı sürekli “daha iyi olduğum bir zamana” bırakırsam, o zamanın ne zaman geleceğini bilemeden hayatı erteleyebilirim.
Bu karar benim için yalnızca dışarı çıkmak ya da daha fazla insan görmek anlamına gelmiyor.
Kendimle olan ilişkimi de yeniden düşünmem gerekiyor.
Bunu yakın zamanda yaşadığım küçük bir olayda fark ettim.
Yaşlı annemi doktora götürmüştüm. Bir teknisyen bana sert bir şekilde uyarıda bulundu. Ben de aynı sertlikle karşılık verdim.
O anda kendimi haklı buluyordum.
Daha sonra aynı teknisyenin film çekilirken bize yardımcı olduğunu gördüm. Ayrılırken kendisine teşekkür ettim.
Fakat benim için asıl önemli olan bundan sonra başladı.
Kendi tepkime baktım.
Bana sert davranıldığında ben de sertleşiyor muyum?
Cevabım hoşuma gitmedi.
Ama kendimi haklı çıkarmaya çalışmadım.
Sadece gördüm.
Sonra bunun yalnızca o güne ait olmadığını düşündüm. Genel iletişimimde yüksek sesle konuştuğumu da fark ettim.
İnsanları değerlendirirken kendime bakmayı ne kadar ihmal ettiğimi düşündüm.
Belki kendini yeniden kurmak, önce kendini değiştirmeye çalışmak değil; önce kendini görmeye razı olmak.
Ben şimdi bunu deniyorum.
Öğrendiklerimi de yalnızca bilgi olarak bırakmak istemiyorum.
Koçlukta öğrendiğim soru sorma sanatını önce kendi hayatımda sınamak istiyorum.
Bir insanı gerçekten dinliyor muyum?
Karşımdakine alan bırakıyor muyum?
Bir sorun çıktığında hemen tepki mi veriyorum?
İnsanların arasında bir problem olduğunda çatışmayı büyütmek yerine daha barışçıl bir iletişim kurulmasına katkı sağlayabilir miyim?
Bunların cevabını yalnızca düşünerek bulamayacağım.
Yaşayarak göreceğim.
Çünkü artık öğrenmenin ölçüsünü de değiştirmek istiyorum.
Bir şeyi kaç kitap okuyarak öğrendiğim değil;
hayatımda ne kadar uygulayabildiğim.
Kendime nasıl davrandığım.
İnsanlarla nasıl konuştuğum.
Bir çatışmada ne yaptığım.
Hayatın içine ne kadar girdiğim.
Ve bütün bunların içinde ne kadar keyif alabildiğim.
Bunların hepsi bana kendim hakkında bir şey söyleyecek.
Kendimi yeniden kurmak benim için artık başka bir anlam taşıyor.
Kendimi baştan yaratmak değil.
Geçmişimi silmek değil.
Başka biri olmak değil.
Kendimle, hayatla ve insanlarla kurduğum ilişkiyi yeniden kurmak.
Bunu yaparken kendimi sürekli düzeltilmesi gereken bir problem gibi görmek de istemiyorum.
Bazı günler kendimle aram hâlâ soğuk olabilir.
İçimde adını koyamadığım bir eksiklik olabilir.
Tam iyileşmemiş olabilirim.
Enerjim yetmeyebilir.
Bunların hepsi hayatımın şu anki hâlinin bir parçası.
Ben bu hâlimle de hayatın içinde olmayı öğrenmek istiyorum.
Henüz kendimi yeniden kurmadım.
Yolun başındayım.
Ama artık yalnızca iyileşmeyi bekleyerek yaşamak istemiyorum.
Yaşayarak görmek istiyorum.
Hatice Nilgün’ün hikâyesine döndüğümde artık onda yalnızca başkalarına umut veren bir insan görmüyorum.
Kendi hayatım için de bir soru görüyorum:
İnsan yaşadıklarının sonucu olarak kalmak zorunda mı, yoksa yaşadıklarının içinden kendisi için yeni bir hayat kurabilir mi?
Ben bu sorunun cevabını henüz bilmiyorum.
Belki de bilmem gerekmiyor.
Çünkü bazı cevaplar düşünerek değil, yaşayarak bulunuyor.
Ben şimdi kendi hayatımın bu sorusunun peşinden gidiyorum.
Ve hayatımın bundan sonraki bölümünü yalnızca düşünmek değil,
yaşayarak yazmak istiyorum.
Remziye Gönenç Koşar
