BULVARDA BİR SABAH
Deneme
Sami Başar
Yürümek istedim. Kalabalıkların içerisinde, yalnız… Tek başınaydım. Yalnızlığı seviyordum; hem kendime dosttum hem düşman.
Tam Adliye Parkı’nın önünden geçeceğim, gözüme kocaman bir reklam panosu takıldı. Önünde bizim simitçi. “Müdürüm simit taptaze, yeni getirdim!” diyor. Bir simit alıyorum, çıtır çıtır ağzımda… Güzel bir tatil sabahı, aylardan eylül. Yoldan tek tük otomobiller geçiyor.
Trafik polisleri gelip parkın önünde durdu. Tam o sırada derinden bir motor sesi: Pat! Pat! Pat! Trafik polisi motorluyu anında kenara çekti. Ne de güzel yaptı! Bizimki motosikletin egzozunu açtırmış, ortalığı inletiyor. Sanırım motoru bağlayacak, cezayı da kesecek. Sabah sabah egzozla oynamasa bu kadar patırtı çıkmazdı zaten.
Biraz ileride, pastaneler sırasında belediyenin çöp arabası durmuş, çöpler toplanıyor. Bir kedi çöp arabasına doğru süzüldü, ardından üç yavrusu annelerinin peşinden gözüktü. Bir kuaför dükkânını açtı. Hemen kapının önüne havlularını astığı aparatını koyup birkaç havlu serdi üzerine. Geçerken bakıyorum; kuaför aynada saçlarını elleriyle şöyle bir düzeltti, baktı olmadı, tarağı eline alıp sağdan sola güzelce ayırdı. Elleriyle tekrar düzeltip üstüne bir de sprey sıktı. Hah, saçlar tamam! Dükkânın önüne çıkıp çevresine şöyle bir göz attı. Beni geçerken görünce de “Günaydın müdürüm!” dedi. “Günaydın!” diyerek yürümeye devam ettim. Gökyüzünün maviliği bugün bir başka güzel. Bir okul otobüsü son hızla geçti yoldan. Durakta bir minibüs durdu, bekleyen birkaç kişi hızlıca bindi. İki pastane daha kepenklerini açtı. Hayat buydu işte! Sabahın ilk saatleri…
Kaç kez yürüdüm bu yoldan? Siz kaç kez yürüdünüz? Kendimizin dışında, hayatın tam ortasındayız. Anı yaşıyoruz; şu andı hayat…
Eski vergi dairesi heybetiyle duruyor karşımda. “Yıkıldım, yıkılacağım” der gibi… Vergi dairesi boştu fakat altındaki dükkânlar cıvıl cıvıl faaliyette. Küçücük bir çay ocağını işleten gençten bir arkadaşın gözleri hâlâ uykulu. Bana bir çay getirdi. Biraz önce aldığım çıtır simitle çayımı yudumlamaya başladım. Lokanta açılmıştı, gelen giden eksik olmuyordu. Telefoncular birer birer dükkânlarını açtı. Biraz ilerideki fırından yükselen taze ekmek kokuları mis gibi çay ocağına kadar geldi. Hamamın arkasındaki ağaçlardan gelen kuş sesleri oturduğum yerden duyuluyordu. Yeni yeni kendisini gösteren güneşe karşı bir köpek kıvrılmış uyuyordu. Derken bir taksi yanaştı; bagajından çıkardığı salatalık çuvalını, domatesleri, elmaları, armutları arabanın arkasına açtığı brandanın üzerine dizdi. İleride tostçu, gelen iki müşterisine tost hazırlıyordu.
Eski vergi dairesinin altında oturmuş, çevreyi gözlemliyordum. Bu arada tanıdığım bir avukat selam vererek geçti. Gözlerim sadece etrafta olup bitende ve hayattaydı. Hayatımız belki de yaşadıklarımız, gördüklerimiz ve gözlerimizdi. Gözlerimde hayatı ve mutluluğu görüyordum. Sabahın güzelliği vardı gözlerimde; hayat bulvardaydı.
Yavaş yavaş iş yerine gidecekler yollara düşmüştü. Öğrenci otobüsleri vızır vızır… Her on dakikada bir gelen dolmuşlar… Bankalar saat dokuza doğru açılır; sabahın erken saatinde iki banka çalışanı Adliye Parkı’nın önündeki ATM’ye para koymaya çalışıyordu. Elektrikli bisikletli iki çocuk ile ardından iki kız kıkırdayarak geçti. Güneş kendisini iyice göstermeye başladı artık. Ben kendime bir çay daha söyledim. Kuş sesleri çoğaldı. Köpek de biraz önce yattığı yerden kalkıp gitti.
Çayocakçı benim yanıma tabureler ile küçücük masaları çıkardı. İki öğrenci ellerinde çantalarını sallaya sallaya yanımdan geçti. Memur oldukları her hallerinden belli iki kişi yeni çıkarılan taburelere oturdu, iki çay istedi. Kalktım yerimden. İki çay bedeli olan yirmi lirayı verdim. Çay, çay ocaklarında ucuzdu ve her daim taze çay bulmak mümkündü; ben sırf bu yüzden çay ocaklarımızı seviyordum. Yürümek istiyordum yeniden. Bulvarda hayat tam anlamıyla başlamıştı.
Yürüdüm bulvarda. Birkaç çay ocağının önünden geçtim. Tanıyanlar sağ olsun, çaya davet ettiler; selamlayarak geçtim. Sabahtan piyangocunun önünde birkaç kişi bilet alıyor, iki kişi oynadıkları loto kuponunu yatırmaya çalışıyordu. Bir yandan da hararetli bir maç tartışmasına tutuşmuşlardı. Lotocunun yanında balıkçı… Balıklar kızartılıyordu, önünden geçerken nefis kokular geliyordu burnuma.
Akaryakıt istasyonuna bir araba girdi, ardından bir araç daha. Biri benzin aldı, diğeri arabasını yıkamaya koyuldu. İstasyonun arkasında başka bir kahveye girdim. Kahvede benden başka birkaç kişi daha vardı. Cam kenarında bir köşeye oturdum, bir çay da burada içtim. Sonra çıktım yine bulvar yolculuğuna. Kendi halinde yürüdüm. Amaçsız, tatlı bir yürüyüşü bu.
Yürüdüm, yürüdüm… Gökyüzü masmaviydi, bulvar ise olabildiğince güzel.
