Düşüncenin Muhatabı Olmayınca
Son günlerde içimden yazmak gelmiyor.
Önce bunu yazacak bir şeyimin kalmamasına bağladım. Oysa düşünmeye devam ediyorum. Okuduklarım, yaşadıklarım, gördüklerim hâlâ içimde sorular bırakıyor.
Sonra fark ettim:
Belki yazmak istemiyorum değil; düşüncemi karşısına koyacak birini bulamıyorum.
Çünkü düşünce yalnızca insanın içinde büyümüyor. Bazen başka bir zihne çarparak şekilleniyor. Bir soru, bir itiraz, farklı bir bakış düşüncenin yönünü değiştirebiliyor.
Ben yazar değilim; en azından kendimi böyle tanımlamıyorum. Yazıyorum, çünkü bazı sorular benden kelime istiyor.
Fakat yazdığımda karşıma yalnızca bir beğeni çıktığında başka bir soru beliriyor:
Görülmek ile karşılık bulmak aynı şey mi?
Bir beğeni, yazının görüldüğünü gösterebilir.
Bir soru ise düşüncenin başka bir zihne ulaştığını.
Ben galiba ikincisini arıyorum.
Ama burada kendime de bakmam gerekiyor.
Muhatap bulamadığım için mi susuyorum, yoksa bana istediğim karşılığı verecek birini mi arıyorum?
Çünkü gerçek bir düşünsel karşılaşma her zaman hoşumuza gitmez.
Bazen itiraz eder.
Bazen eksik bıraktığımız yeri gösterir.
Bazen de doğru sandığımız bir düşünceyi yeniden düşündürür.
O hâlde aradığım şey gerçekten bir “karşılık” mı?
Yoksa beni onaylayan bir karşılık mı?
İkisi aynı şey değil.
Bir yazarlar topluluğunu da yeniden düşünmeye başladım.
Aynı yerde yazmak, birbirinin yazısını görmek ve beğenmek bir araya gelmek olabilir.
Ama düşünsel bir topluluk başka bir şeydir.
Orada insan yalnızca görülmez.
Karşılaşır.
Ve ben bir muhatap ararken kendime şu soruyu sormak zorundayım:
Ben başkasının düşüncesine ne kadar muhatap oluyorum?
Okuyor muyum?
Soruyor muyum?
İtiraz ediyor muyum?
Yoksa benden beklediğim şeyi başkasından beklerken, düşünsel ilişkinin diğer tarafını unutuyor muyum?
Belki aradığım topluluk, bana istediğim karşılığı verecek insanlardan önce, benim de gerçekten muhatap olmayı göze aldığım insanların olduğu yerdir.
Düşüncelerim bitmedi.
Sorularım da bitmedi.
Sadece onları nereye bırakacağımı yeniden düşünüyorum.
Çünkü insan bazen yazmaktan değil, düşüncesini taşıyacak bir muhatap bulamamaktan susuyor.
Ama belki asıl mesele başka:
Doğru muhatabı bulmak kadar, doğru muhatap olmayı da göze almak.
Remziye Gönenç Koşar
