Feveran
Her ruh, kendi coğrafyasının sessiz bir volkanıdır. Yüzeyde sakin, yeşermiş yamaçlar, gündelik hayatın patikaları ve alışkanlıklarının kökleşmiş ağaçları gökyüzüne kadar uzanır. Kimse derinde, binlerce yıllık ağrılıkla sıkışmış, erimiş halde bekleyen o magmayı hissetmez. O magma ki; söylenmemiş sözlerden, yutulmuş hıçkırıklardan, ertelenmiş hayallerden ve çiğnenmiş sınırlardan birikmiştir. Sessizlik, bu volkanın en tehlikeli fısıltısıdır.
Yıllar boyu biriktiririz. Nezaket adı altında sunulan zehri, anlayış maskesi takmış kayıtsızlığı, “zamanla geçer” denen ama içimizde kömürleşen her anıyı titizlikle yerin merkezine doğru iteriz. Orada, kimsenin görmediği o karanlık ve sıcak çekirdekte, her şey birbirine karışır. Kırgınlıklar, öfkeyle; özlemler, pişmanlıkla birleşir. Artık neyin ne olduğunu ayırt edemediğimiz, tanımsız, kızgın bir lav gölüne dönüşürler. Bu, içimizdeki dünyanın tektoniğidir. Levhalar yavaşça ama durmaksızın birbirine sürtünür, basınç artar. Dışarıdan bakıldığında her şey stabildir; oysa içeride, yer kabuğu çatlamak için doğru anı kollamaktadır.
Ve o an gelir. Bazen en beklenmedik, en sudan sebeple gelir. Belki bir bakış, belki yarım kalmış bir cümle, belki de sadece bardağı taşıran o son görünmez damla… işte o an, yerin binlerce kat altındaki o mahşer uyanır. Bu bir öfke patlaması değildir, çok daha fazlasıdır. Bu bir feverandır.
Feveran, kontrolün sona erdiği yerdir. Barajın değil, barajın ardındaki bütün bir gölün toprağı yırtarak kendine yeni bir yatak açmasıdır. Yıllardır usul usul suladığınız nezaket çiçeklerini kökünden söker, özenle inşa ettiğiniz sabır duvarlarını kumdan kaleler gibi devirir. Ağızdan çıkan kelimeler artık seçilmiş değil, kusulmuştur. Gözlerden akan yaşlar, bir üzüntünün değil, ruhun bütün birikmiş basıncının buharıdır. Hareketleriniz size ait değildir; onlar, magmanın yeryüzüne çıkarken parçaladığı kayalardır.
Bu anın dehşet verici bir güzelliği de vardır. Maskeler eriyerek düşer, roller unutulur, stratejiler anlamsızlaşır. Geriye sadece en ham, en çıplak, en filtresiz “ben” kalır. Yıllardır susturulmuş o varlığın, sağır edici çığlıdır bu. Etrafınızdakiler şaşkınlıkla, korkuyla izler. Sizi, o sakin, uysal coğrafyayı tanıyamazlar. Çünkü onlar sadece yüzeyi görmüşlerdi; dağın altındaki ateşten habersizdiler.
Feveran dindiğinde, geriye bambaşka bir manzara kalır. Her yer küllerle kaplıdır. Eski patikalar yok olmuş, bazı ağaçlar yanmıştır. Hava, kesif bir kükürt kokusuyla doludur. Yıkım büyüktür. Ama aynı zamanda, yeni bir şey de doğmuştur. O kızgın lav, soğuduğunda en verimli topraklardan birini yaratır. Her şeyin yok olduğu o çıplak arazide, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının ve olmaması gerektiğinin kesin bilgisi vardır.
Korkmayın feverandan. O, ruhun kendini iyileştirme, zehrini dışarı atma yöntemidir. Sahte bir sükûnetin ağırlığı altında ezilmektense, kendi hakikatin yakıcı ama dürüst lavlarıyla yeniden doğmaktır. Her volkan eninde sonunda patlar. Önemli olan, o küllerden hangi yeni hayatı yeşerteceğinizdir.
