- Eser Sahibi Kimdir? Sizi Yakından Tanıyabilir miyiz?
Öncelikle selamlar. Ben Ahmet Servet Uluçay. 2003’ün Mayıs’ının 21’inde, Eskişehir’de doğdum. Beş yaşımdayken babamı kaybettim. Hayata böyle bir kayıpla başladım. Tabii o zamanlar bu kaybın farkında bile değildim fakat zaman geçtikçe nasıl bir kayıp verdiğimi daha iyi anladım.
Mahalle ortamında büyüdüm. Top oynadım çok; kavga ettim, güldüm, ağladım, eğlendim… Hayat boyu girişimde bulunduğum her alanda, kendimce çok güzel fırsatlar elde ettim fakat bir şekilde hiçbir fırsatım gerçekleşmedi. Bu yüzden dışarıdan pek de şanslı bir insan olduğum söylenemezdi. Hatta bu konu tüm çevremle aramda çoğu zaman eğlence konusu olmuştur. Çünkü gerçekten bir yere kadar “şanssızlık” kelimesinin beden bulmuş hâli gibiydim.
Okul hayatımda da çok örnek bir öğrenci değildim. Yani örnek değildim derken; bu eğitim sisteminin olması gereken normlarına uyamadım bir türlü. Ders harici her şey ilgimi çekiyordu okulda. Tabii bu durum öğretmenlerimin pek hoşuna gitmiyordu. Ama bu yalnızca ders konusunda böyleydi. Konular hoşuma gittiğinde dersle de seve seve ilgileniyor, sınavlardan sınıf tekrarı yapmayacak, sınıfı geçmeme yarayacak kadar notlar da alıyordum. Eğlencesindeydim ben genelde işin. Belki de bu yüzden, dayak yediğim hocamla dahi aramızda bir sevgi vardı. Çok şükür sevgiyle alakalı bir problemim yoktu yani.
Spor Lisesinden mezun oldum. Üniversite için At Antrenörlüğü bölümünü kazandım fakat bir şekilde ona da gidemedim, okuyamadım. Sonrasında kuryelik gibi çeşitli günlük işlerde çalıştım. Belli başlı bir işim de olamadı. Çünkü yapısal olarak aynı şeylerin sürekliliğinde aşırı sıkılan ve bu sıkılma yaşandığında hiçbir şekilde harekete geçemeyen birisiyim. Bu yüzden herhangi bir yerde maksimum 6-7 ay çalışabildikten sonra, artık beni orada kazandığım paranın çok oluşu dahi tutamıyor.
Zamanla bunu kendimle ilgili kabul etmem gereken bir özellik olarak görmeye başladım. Çünkü girdiğim yerde zaten seviyor, seviliyor oluyorum. Fakat sıkıldığım zaman bu sevgi bile beni orada tutacak bir sebep olamıyor. Kendimi zorlayarak devam ettiğimde ise normalde gösterdiğim performansı gösterememeye başlıyorum. Bu da sevdiğim insanlarla aramı bozabiliyor ve beni aslında olmadığım biri gibi gösterebiliyor. Bu yüzden artık en başından peşin peşin konuşup, ona göre belli bir süreliğine işlere giriyorum. Böyle olduğunda ben de, işverenim de üzülmemiş oluyoruz; herkesin işi olmuş oluyor.
Yani kısacası aslında çok da kitapla ilgisi olan, özellikle yazarlığın hayalini bile kurabileceğim bir hayat yaşamadım. Ama bundan sonrası için hayalini kurmayı değil, bizzat kendisini yaşamayı tercih ettiğim bir hayat yaşayacağım sanırsam.
İşte buraya kadar olan Ahmet Servet Uluçay, bu.
Bundan sonrası için ben de çok heyecanlı ve aşırı derecede meraklıyım…
2- Yazarlığa Adım Atmanızdaki Asıl Kırılma Noktası Ne Oldu?
Fiziken yaşadığım, fakat algısal olarak tamamıyla öldüğümü hissettiğim bir süreç yaşadım. Bu süreç içerisinde fiziken de ölmeyi isteyecek kadar bozuk bir dönemimdi kendimce.
Daha sonra bir şey oldu. Bunu nasıl tarif edebilirim bilmiyorum. Çünkü gerçekten bu hissiyatı kelimelerle belirtmek çok zor.
2-3 ay kadar bir odanın içerisinden çıkmadım. Bu odanın içerisinde her şeyi çok fazla düşünme fırsatım oldu. Uyku, yemek yemek, su içmek… Bunları yalnızca hayatta kalmama yetecek kadar tükettiğimi düşünün. Herkesten, her şeyden uzak; kendi içime doğru çıktığım çok derin bir yolculuktu.
Bu yolculuğu yaparken, ölen dediğim algımın aslında “ben” olduğunu keşfettim. Yani başına, sonuna, ortasına, merkezine “ben” koyduğum ne varsa; bunların birer birer çözüldüğünü, öldüğünü gördüm.
Bunları görürken içimde öylesine bir heyecan, öylesine sonsuz bir “Aşk” belirdi ki, bu hissiyatla ne yapacağımı bilemedim. Ve yazmaya karar verdim.
İlk yazdığımda zaten bunun bir kitap olacağını bile bilmiyordum. Elimde öylece duran bir yazıydı. Zaman geçtikçe bir şekilde kitaplaştırmaya karar verdim.
Ve işte iş, buralara kadar geldi.
3-Sizi İlk Kez Kalemi Elinize Almaya İten Özel Bir An Var mıydı?
Bir önceki soruda belirttiğim gibi aslında, yazar olmaktan da çok istediğim şey, hissettiklerimi aktarabilmekti. Bunun için yazmadan önce, ilk olarak insanlarla konuşmayı tercih ettim hatta. Sonra hissettiklerimi bu şekilde çok da tarif edemediğimi, aktaramadığımı gördüm ve bu yüzden yazmaya karar verdim.
“Yazmaya karar verdim” demektense, bir şekilde yazmaya itildim desem, daha doğru olur hatta.
4-Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Bu sorulara, hayatı kitap okumakla geçmiş, yazmakla hobi olarak ilgilenmiş birisi gibi cevap vermeyi isterdim fakat dediğim gibi, çok da bu şekilde bir hayat yaşamadım.
Ama bu soruya bir cevap verecek olursam; yazım dilimi ve üslubumu etkileyen şeyin, hislerim ve bu hisleri anlatma isteğim olduğunu söyleyebilirim. Bunu yaparken de çok şükür Türkçe gibi oldukça zengin bir dile sahibiz. Hislerimle Türkçenin bu zenginliğinin çok güzel bir yerde kesiştiğini düşünüyorum.
5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Dediğim gibi, hâlâ kararımın “yazar olmak” olduğunu söyleyemem. Özellikle böyle bir isteğim yok yani. Hissettiklerimin aşırı yoğun oluşundan dolayı yazmaya karar verdim.
Bu yoğunluğun ortaya çıkardığı yazı beni yazar yapar mı, bu hissiyatların yoğunluğu beni tekrar yazmaya iter mi —ki itecek gibi duruyor —, bunların sonucunda bir gün kendime tam anlamıyla “yazar” diyebilir miyim; bilmiyorum.
Gerçekten bunlar benim de şu anda kendime dair en çok merak beslediğim konulardan bazıları.
6-İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Umarım iyi bir yazar olabilirim.
7-Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
Şu an tek bir kitabım var zaten. Anlık olarak, ilk ve tek. Onun da adı “SESSİZLİK”.
8-Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
Bu soruya, tek kitabım olan “SESSİZLİK” üzerinden cevap vereceğim.
Kitabın konusu olarak çok bir şey söyleyemiyorum aslında. “Konusu direkt olarak budur.” gibi bir açıklama yapamıyorum. Ama beni bu kitabı yazmaya yönlendiren şeyin “Hakk” olduğunu biliyorum.
Çünkü değerlendirmeyi herhangi bir konu üzerinden yaptığımda, konu fark etmeksizin, bunun bir taraf doğuracağını biliyorum. Ama Hakk’ın bir tarafının olmadığını; haklılık içeren her şeyin veya herkesin yalnızca Hakk’tan olduğunu, buna karşın Hakk’ın herhangi bir tarafa ait olmadığını biliyorum.
Beni buna iten şey aslında haksızlıklardı. Ama itildiğimde şunu da anladım: Haksızlığı görmesem zaten, Hakk’ı bu kadar iyi tanıyamazmışım.
Bu yüzden bu tanışıklığa karşı beslediğim şey, isyandan öte minnete dönüştü.
Bu kitap da tam olarak bu dönüşümün sonucu oldu aslında.
9-Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Şu an bir hikâye kitabım yok tabii. Dediğim gibi, hâlihazırda tek bir kitabım var. Ama bunun dışında kendimce denediğim, yazmak istediğim yazılarım oluyor.
Bunları yazarken de önceden planladığım veya düşündüğüm pek bir şey olmuyor. Genelde kalemi elime aldığımda, akışa gösterdiğim teslimiyetle, kendi kendine oluyor her şey.
10-Size ilham veren şeyler nelerdir?
Aslında doğrudan “Bana ne ilham veriyor?” diye düşünmüyorum. Çünkü böyle söylediğimde, sanki ilham almak şahsıma ait özel bir güçmüş ve beni diğer insanlardan ayıran bir özellikmiş gibi geliyor. Fakat ben öyle düşünmüyorum.
Bence önce ilham almak istenmeli. Çünkü bu istek olduğunda, artık neye baktığınızın veya ne duyduğunuzun çok da bir önemi kalmıyor. Basit bir sandalye bile insana çok şey düşündürebiliyor. Bir halı deseni bile belki hayatınızın ilhamını verebiliyor. İnsanların gözünde saçma görünen bir şey, sizin için hayati bir anlam, hayati bir ilham taşıyabiliyor.
Bu yüzden beni diğer insanlardan illa ayıracak bir şey olursa, bu ilham alıyor oluşum değil, ilham almak istiyor oluşum olurdu. Bunun daha doğru olduğunu düşünüyorum.
Zaten bunu istedikten sonra da dediğim gibi; gördüğüm, baktığım, duyduğum ne olursa olsun, ilham yerine geçebiliyor.
11-En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
En çok geceleri yazmayı seviyorum. Bunun neden olduğunu ben de tam olarak bilmiyorum ama karanlık ve sessizlikten ötürü olduğunu düşünüyorum. Hatta geceleri, yine bu yüzden yürüyüş yapmayı da çok seviyorum.
Bunu yaparken zamanın durduğunu ve odaklanmam gereken şeye kendimi tamamen verebildiğimi hissediyorum. Dışarıdaki her şey bir anlığına durmuş da, yalnızca ben ve odaklandığım şey kalmış gibi.
Zaten bunu hissedebildiğim yerde, aslında en büyük motivasyon kaynağıma da erişmiş oluyorum: Kendimi, yaptığım şeye tamamen verebilmek.
12-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Çünkü okuduklarında gördükleri şeyin herhangi birinin hayatı, herhangi birinin düşünceleri ya da herhangi bir taraf değil; kendileri, kendi hayatları olacağını düşünüyorum.
Bunu yalnızca benim bir iddiam olduğu için söylemiyorum. Şimdiye kadar “SESSİZLİK”i okuyanların genelde kendi çevremden insanlar olması ve ben de hepsiyle olmasa bile çoğuyla sonrasında konuşma fırsatı bulduğum için bunu söyleyebiliyorum.
Çünkü bu konuşmalarda dikkatimi çeken bir şey oldu: İnsanlar benimle kitaptan çok, kendi hayatları hakkında konuşmaya başladılar. Okudukları şeylerin kendi hayatlarındaki karşılıklarından, kendilerinde gördüklerinden bahsettiler.
Bu yüzden “SESSİZLİK”i okuduklarında benim hayatımı veya yalnızca benim düşüncelerimi değil, bir şekilde kendilerini ve kendi hayatlarını da görebileceklerini düşünüyorum.
13-Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Kitabımın ana fikri; insanın yalnızca biyolojik yapısından ibaret olmadığı, aynı zamanda bir Hakk tecellisi olduğudur.
Bunun belirginleşebilmesi adına vermek istediğim mesaj ise; bunun herhangi bir tarafla, herhangi bir fikirle veya herhangi bir oluşumla değil, yalnızca “insanlık”, “iyilik” ve Hakk’a yönelişle mümkün olduğudur.
Tabii ki bu, benim yazdığım için okuyucunun kabul etmesi gereken bir şey değil. Bunun kararı benim yazımda değil; okuyacak olanın, kendi özgür iradesiyle vereceği karardadır.
14-Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Kendi açımdan bazı zamanlar odak problemi yaşayabiliyorum. Ama bunun yazmakla ya da yazar olmanın zorluğuyla alakalı olduğunu düşünmüyorum. Tamamen benden kaynaklı bir durum olarak görüyorum.
Çünkü bazen bir konuya çok fazla kafa yorsam dahi, bunu yazıya dökmek için gereken odağı kendimde toplamam gereğinden fazla zaman alabiliyor. Fakat sonuca vardığımda, aslında bunun da bir sorun olmadığını fark ediyorum.
Çünkü o zamana kadar geçen sürede, farkında olmadan o sonuç için hazırlandığımı görüyorum. Böyle olduğunda ortaya çıkan şey de benim için normalde olacağından çok daha tatmin edici hâle gelebiliyor. Bu da bir sonraki yazım için beni daha motive ve daha istekli yapıyor.
Çünkü görüyorum ki, “beklemek” sandığım şey aslında bir hazırlık süreci oluyor.
15-Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Böyle bir tıkanıklık veya duraksama yaşadığımda, genelde şarkı söylemeyi ya da müzik dinlemeyi tercih ediyorum. Bunun ardından durum hâlâ aynı şekilde devam ediyorsa, o an tamamen bırakıyorum. Çünkü o an öyle olması gerektiğine inanıyorum.
Her şey kusursuz devam ederken birden böyle bir şey yaşıyor olmam ve o an bunun üstesinden gelemiyor oluşum, üzerine gittikçe beni sıkmaya başlıyor. Diğer soruda da söylediğim gibi, sıkılgan bir yapım var; bu, çok sevdiğim bir şey söz konusu olduğunda bile böyle. Bu yüzden kendimi zorlayarak, çok sevdiğim bir şeyden kopmak istemem.
Başka bir şeye yönelmek, bu açıdan benim için bir kurtuluş oluyor. Zaten sonrasında, yarım bıraktığım şeyin devamı da illaki bir şekilde geliyor.
Dediğim gibi aslında; her an ne olması gerekiyorsa, o oluyor. Bunu her seferinde sonuç aldığımda görmek de, bu düşünceme tekrar tekrar eminlik kazandırıyor.
16-Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Aslında bu benim ilk kitabım ve hayatım boyunca bu sektörle pek bir alakam olmadığı için, tamamıyla yabancı olduğum bir alan. Bu yüzden bunun için çok fazla şey yaptığım veya yapabildiğim söylenemez. “Ne yapacağımı henüz tam olarak bilmiyorum.” demem daha doğru olur bence.
Örneğin bu röportaj da tamamen sizin ulaşımınız sayesinde oldu. Çünkü böyle bir şeyin varlığından bile haberim yoktu ve karşıma çıktığında ben de katılmak istedim.
Bunun dışında Instagram’da paylaşımlar yapıyorum. Benim dışımda, bu şekilde yayımlanmış kitapları kendi sayfalarında tanıtan birkaç sayfaya denk geldim ve onlar da kitabımı reklam şeklinde yayımladılar.
Yani aslında şu an için yaptığım şey, karşıma çıkan imkânları değerlendirmeye ve olabildiğince fırsatları kaçırmamaya çalışmak. Çünkü gerçekten daha neler yapabileceğimi tam anlamıyla bilmiyorum.
17-Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Daha böyle bir şey hiç yaşamadım fakat bunun iki taraf açısından da çok güzel ve sağlıklı olacağını düşünüyorum.
Çünkü okurun düşüncelerini birebir, tüm mimikleriyle ve samimiyetiyle dinlemek; aynı şekilde ona aynı samimiyetle cevap verebilmek ve kitap hakkında yüz yüze konuşabilmek, iki taraf için de çok daha farklı bir iletişim oluşturabilir.
Yazının kıymeti her ne kadar çok olsa da, yüz yüze iletişimin çok daha farklı boyutlara ulaşabildiğini düşünüyorum. Örneğin okuduğum herhangi bir yorumu, belki hiç alakası olmadığı hâlde sert bir yorum olarak algılayabilirim. Ya da aynı şekilde benim yazdığım bir şeyden, vermek istediğim duygu tam olarak anlaşılmayabilir.
Ama yüz yüze iletişimde, bazen ufacık bir gülümseme bile tüm olayın aydınlatılmasına yardımcı olabilir.
18-Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Evet, şu an üzerinde çalıştığım bir proje var. Hâlihazırda yazıyorum fakat bu bir kitap mıdır, öylece bir yazı mıdır, yoksa bambaşka bir şeye mi dönüşecektir; bunu bittiğinde ben de görmüş olacağım.
Bu yüzden şu an bununla ilgili net bir şey söylemem yanlış bilgi vermeme sebep olabilir. Çünkü dediğim gibi, ben de henüz tam anlamıyla neye dönüşeceğini bilmiyorum.
Bittiğinde inşallah, bakar görürüz.
19-Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Dediğim gibi, şu anda çok geniş kitlelere ulaşmış değilim. Okurlarım da genelde kendi çevremden oluşuyor. Üstelik ilk okurlarımın çoğu bütün yaşantıma şahitlik etmiş ve benden böyle bir şey çıkmasını hiç beklemeyen insanlar. Bu yüzden aslında çoğunu hâlâ kitabı okumaya ikna edemedim.
Zaten bunun olabileceğini bildiğim için kitabı yaklaşık 20 sayfalık kısa bir metin hâlinde tuttum. Bu kadarı yetti diyelim. Çünkü özellikle kendi çevremden ve kendimden de bildiğim üzere, şu anda birine kitap okutmak gerçekten çok zor. En azından “Ahmet nasıl kitap yazmış?” diye merak edilip, “20 sayfa da okunabilir aslında.” algısı oluşsun istedim. Bu yüzden 10-15 dakikada bitirilebilecek bir hâlde tamamladım.
Ama okuyanlardan aldığım dönüşler, özellikle de benden hiç beklenmeyen bir şey olduğu için, kendimce çok güzeldi. En çok da vermek istediğim fikrin bu kadar anlaşılabilmiş olması beni etkiledi.
Bunu insanların bana kitap hakkında konuşmaktan çok, kendi hayatlarını anlatmaya başlamalarından; okuduklarının içerisinde kendilerini gördüklerinden bahsetmelerinden anlayabildim.
Bu yüzden şu an benim için mesele milyonlara ulaşmak değil. Anlayabilmiş iki kişinin bile kendinde bir şey görmesi, belki bir dönüşüme açık hâle gelmesi; bu düzenin içerisinde beni gerçekten çok mutlu etti.
Ne yalan söyleyeyim, çok da duygulandırdı…
20-Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Aslında sorunun içinde benim de tarifim bulunuyor. Ben de bu yolculuğun başında olan biriyim. Hatta çok başında.
Bu yüzden yolun başındakilere bir şey diyemem belki ama başlamak isteyenlere bir şey söyleyebilirim:
Kim olduğunuz, ne yaptığınız, bugüne kadar ne olduğunuz hiç fark etmiyor. Düşündüğünüz ya da bulduğunuzu düşündüğünüz herhangi bir fikriniz varsa, o fikrin karşısında artık geçmişteki kişiliğinizin, hatalarınızın veya doğrularınızın hiçbir önemi kalmıyor.
Bunu da ancak başlamak istediğiniz şeye gerçekten başlayarak, önce kendinize ispatlayabiliyorsunuz.
Evet, dış dünyanın size karşı bakışının değişmesi biraz zorlayıcı ve zaman alıcı olabiliyor. Ama siz bunu kendinize ispatladıktan sonra, dış dünyanın ne düşündüğünün artık eskisi kadar bir önemi kalmıyor.
Başlamak isteyen herkese başarılar.
Unutmayın; başlamadan, başaramazsınız…

