SACİT ÖZDEMİR:AŞKIN BİN HALİ

AŞKIN BİN HALİ

Aşkın tek bir tarifi yoktur.

Kimi zaman bir insanın gözlerinde başlayan sessiz bir yolculuktur aşk. Kimi zaman hiç söylenmemiş bir cümlenin içinde saklanır. Bazen bir telefonun çalmasını beklemektir, bazen gelmeyeceğini bildiğin hâlde kapıya bakmaktır. Bazen bir şarkının tam ortasında birini hatırlamak, bazen kalabalığın içinde yalnızca onun sesini aramaktır.

Aşk, herkesin kalbinde başka bir biçimde yaşar.

Kiminin aşkı kavuşmaktır, kimininki beklemek.
Kiminin aşkı sarılmaktır, kimininki uzaktan sevmek.
Kiminin aşkı bir ömür sürer, kimininki birkaç ayda insanın bütün ömrüne sığacak kadar iz bırakır.

Çünkü aşkın ölçüsü zaman değildir.

Bazen yıllarca yanında olan biri kalbinde hiçbir iz bırakmaz; bazen birkaç dakika karşılaştığın bir insan, yıllar boyunca zihninden çıkmaz.

İşte aşk biraz da budur:
Bir insanın hayatına ne kadar süreyle girdiği değil, çıktıktan sonra içinde ne kadar süre kaldığıdır.

Aşkın bir hâli, ilk bakıştır.

Henüz hiçbir şey bilmeden bir insanın gözlerine bakıp içinden açıklayamadığın bir şeyin geçmesidir. Daha adını bile doğru düzgün bilmediğin birinin gülüşünü hafızana kaydetmektir. Onunla ilgili hiçbir hikâyen yokken, gelecekte anlatacağın bütün hikâyelerin başlangıcı olabileceğini hissetmektir.

Aşkın bir hâli, heyecandır.

Telefonuna gelen küçücük bir mesajın yüzünde istemsiz bir gülümsemeye dönüşmesidir. Onunla konuşacağın birkaç dakikayı bütün gün beklemektir. Söyleyeceğin cümleyi defalarca düşünüp yine de yanında kelimeleri unutmandır.

Aşkın bir hâli, meraktır.

“Bugün nasıldı?”
“Yemek yedi mi?”
“Uykusunu aldı mı?”
“Canı sıkkın mı?”
“Beni düşünüyor mu?”

İnsan âşık olduğunda, karşısındaki kişinin hayatındaki en küçük ayrıntılar bile önem kazanır.

Çünkü sevdiğin insanın mutluluğu, bir süre sonra kendi mutluluğunun bir parçası olur.

Aşkın bir hâli, alışmaktır.

Onun mesajlarına, sesine, varlığına, iyi geceler demesine, günaydın demesine alışmaktır. Sonra bir gün bütün bunlar olmayınca, hayatın içinde görünmeyen bir boşluk oluşur.

Kimse fark etmez.

Ama sen fark edersin.

Çünkü insan bazen birinin yokluğunu, varlığından daha fazla hisseder.

Aşkın bir hâli, özlemektir.

Özlemek yalnızca yanında olmayan birini istemek değildir.

Bazen aynı şehirde olup ona ulaşamamaktır.
Bazen sesini duyup yine de yetmemesidir.
Bazen eski bir fotoğrafa bakıp “Keşke o güne geri dönebilsem,” demektir.

Özlemek, geçmişin kapısını çalıp açılmayacağını bile bile beklemektir.

Aşkın bir hâli, beklemektir.

Ne zaman geleceğini bilmeden.
Gelecek mi, gelmeyecek mi emin olmadan.
Bazen umutla, bazen korkuyla.

Beklemek insanı yorar.

Ama sevdiğin kişi söz konusu olduğunda insan, yorulduğunu bile kendine itiraf etmek istemez.

Çünkü aşk bazen insana şöyle düşündürür:

“Biraz daha beklersem belki her şey düzelir.”

Aşkın bir hâli, umut etmektir.

Kırılmış olsan bile yarının bugünden daha güzel olacağına inanmaktır. Bir yanlış anlaşılmanın düzeleceğine, kırılan kalbin yeniden onarılabileceğine, iki insanın yeniden birbirine dönebileceğine inanmaktır.

Ama aşkın en tehlikeli hâllerinden biri de budur.

Çünkü bazen insan gerçeği değil, olmasını istediği şeyi sever.

Aşkın bir hâli, susmaktır.

Bazen söyleyecek binlerce cümlen vardır ama tek kelime edemezsin.

Çünkü bazı duyguların sesi yoktur.

Kırıldığını anlatamazsın.
Özlediğini söyleyemezsin.
Korktuğunu itiraf edemezsin.

Sadece susarsın.

Karşındaki insan senin sessizliğini anlamıyorsa, sen de kelimelerin hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini düşünürsün.

Ve aşk bazen iki insanın arasında söylenmemiş cümlelerden kocaman bir duvar örer.

Aşkın bir hâli, kırılmaktır.

Sevdiğin insanın söylediği küçük bir sözün bile kalbine ağır gelmesidir.

Çünkü insan, değer vermediği birinden gelen sözleri kolayca unutabilir.

Ama sevdiğinden gelen bir cümle bazen günlerce zihninde dolaşır.

Aşkın bir hâli, affetmektir.

Fakat affetmek unutmak değildir.

Bazen insan affeder ama eskisi gibi güvenemez.
Güler ama içinde bir yer hâlâ acır.
Devam eder ama yaşananları tamamen geride bırakamaz.

Çünkü bazı kırgınlıklar kalpte yara bırakmaz sadece;
insanın sevme biçimini değiştirir.

Aşkın bir hâli, güvenmektir.

Bir insanın yanında kendin olabilmektir.

Rol yapmadan.
Kendini saklamadan.
Güçlü görünmeye çalışmadan.

“Ben buyum,” diyebilmektir.

Ve karşısındaki insanın seni olduğun hâlinle kabul edeceğine inanmaktır.

Aşkın en güzel hâllerinden biri belki de budur:
Birinin yanında kendini eksik hissetmemek.

Aşkın bir hâli, fedakârlıktır.

Bazen kendi istediğinden vazgeçip sevdiğinin mutluluğunu düşünmektir.

Ama fedakârlığın da bir sınırı vardır.

Çünkü aşk, insanın kendisini tamamen yok etmesi değildir.

Birini sevmek, kendini kaybetmek anlamına gelmemelidir.

Gerçek aşk iki insanın birbirinin hayatını güzelleştirmesidir; birinin diğerinin hayatında kaybolması değil.

Aşkın bir hâli, kıskançlıktır.

Sevdiğini başkasının yanında görmekten korkmaktır.

Ama kıskançlık sevginin ölçüsü değildir.

Sevgi güvenle büyür, korkuyla değil.

Aşkın bir hâli, gururdur.

Bazen insanın içinden “Gitme,” diye bağırmak gelir ama dudaklarından yalnızca “Yolun açık olsun,” çıkar.

İşte gurur ile sevgi arasındaki en acı mesafe budur.

Kalbin kal derken, aklın gitmeyi seçmesidir.

Aşkın bir hâli, vazgeçememektir.

Herkese “Bitti,” deyip geceleri hâlâ onu düşünmektir.

Fotoğrafları silip anıları silememektir.

Numarasını telefondan kaldırıp zihninden çıkaramamaktır.

İnsan bazen birinden değil, onunla kurduğu hayallerden vazgeçemez.

Çünkü bazı insanlar hayatımızdan gider ama onların bizim için temsil ettiği gelecek uzun süre bizimle kalır.

Aşkın bir hâli, pişmanlıktır.

“Keşke daha önce söyleseydim.”
“Keşke o gün gitmeseydim.”
“Keşke biraz daha sabretseydim.”
“Keşke onu kırmasaydım.”

Aşk bittikten sonra insanın zihni, geçmişteki bütün “keşke”leri yeniden yazmaya başlar.

Fakat geçmiş, ne kadar özlenirse özlensin geri dönmez.

Aşkın bir hâli de kabullenmektir.

Bazı insanların hayatımıza kalmak için değil, bize bir şey öğretmek için geldiğini anlamaktır.

Bazı hikâyelerin mutlu sonla bitmemesinin, o hikâyeyi değersiz yapmadığını kabul etmektir.

Çünkü her aşk sonsuza kadar sürmek zorunda değildir.

Bazı aşklar kısa sürer ama insanın içinde uzun yaşar.

Aşkın bir hâli, yalnızlıktır.

Kalabalıkların içinde bile bir kişiyi aramaktır.

Herkes konuşurken onun sessizliğini düşünmektir.

Bir masada onlarca insan varken, boş kalan tek sandalyenin neden bu kadar ağır geldiğini anlamaya çalışmaktır.

Aşkın bir hâli, hatırlamaktır.

Bir sokaktan geçerken onu düşünmek.
Bir kokuda onu bulmak.
Bir şarkıda onun sesini duymak.
Bir mevsimde onunla yaşadığın bir günü yeniden hatırlamak.

İnsan bazı anıları unutmaz.

Sadece onlarla yaşamayı öğrenir.

Aşkın bir hâli, yeniden başlamaktır.

Kalbin daha önce kırılmış olsa bile bir gün yeniden birine güvenmektir.

“Bir daha asla,” dediğin hâlde yeniden heyecanlanmaktır.

Çünkü insanın kalbi, kırıldığı için sevmeyi tamamen bırakmaz.

Sadece daha dikkatli sever.

Aşkın bir hâli, olgunlaşmaktır.

Eskiden bir mesajın gelmemesine saatlerce üzülürken, zamanla insanların davranışlarının sözlerinden daha önemli olduğunu anlamaktır.

Birinin seni sevdiğini söylemesinden çok, sana nasıl davrandığına bakmaktır.

Çünkü aşk yalnızca güzel sözler değildir.

Aşk;
zor zamanında yanında kalmaktır,
sözünün arkasında durmaktır,
sana saygı göstermektir,
seni olduğun kişiyle kabul etmektir.

Aşkın bir hâli, sessizce sevmektir.

Bazen karşılık beklemeden.

Bazen sevdiğin insanın mutlu olduğunu bilmenin sana yetmesidir.

Ama insanın kendisine de bir şey sorması gerekir:

“Ben bu aşkın içinde mutlu muyum?”

Çünkü sevgi, yalnızca birini kaybetmemek için kendinden vazgeçmek değildir.

Aşkın bir hâli de kendini sevmektir.

Kırıldığında kendini toparlamak.
Değer görmediğinde kendi değerini hatırlamak.
Birinin gitmesinin seni eksiltmediğini anlamak.

Çünkü insanın hayatındaki en uzun ilişki kendisiyle olan ilişkisidir.

Ve belki de aşkın en büyük hâli budur:

Sevdiğin birini kaybetsen bile kendini kaybetmemek.

Aşkın bin hâli vardır.

Bazen bir gülüşte saklanır.
Bazen bir gözyaşında.
Bazen bir “iyi geceler” mesajında.
Bazen yıllarca söylenmeyen bir “seni seviyorum” cümlesinde.

Bazen kavuşmaktır aşk.
Bazen ayrılmayı kabullenmek.

Bazen el ele yürümektir.
Bazen uzaktan iyi dilekler göndermektir.

Bazen bir ömrü paylaşmaktır.
Bazen bir ömrün içinde yalnızca birkaç sayfayı birlikte yazmaktır.

Ama aşkın hangi hâlini yaşarsak yaşayalım, bize bıraktığı şey aynıdır:

Bir insanı gerçekten sevdiğimizde, onun hayatımızdaki yeri değişir.

Artık bazı şarkılar onun olur.
Bazı sokaklar.
Bazı kokular.
Bazı mevsimler.
Bazı saatler.
Bazı cümleler.

Ve insan, hayatının geri kalanında hiçbir şey eskisi kadar sıradan gelmez.

Çünkü aşk, bir insanı hayatına almakla başlamaz yalnızca.

Aşk, o insanı hayatının anlamlarından birine dönüştürdüğün anda başlar.

Belki de bu yüzden aşkın bin hâli vardır.

Çünkü insanın kalbi tek bir duygudan oluşmaz.

Sevinç vardır içinde.
Korku vardır.
Özlem vardır.
Umut vardır.
Kırgınlık vardır.
Sabır vardır.
Gurur vardır.
Affetmek vardır.
Vazgeçmek vardır.
Yeniden başlamak vardır.

Ve bütün bunların ortasında, insanın kalbine dokunan o tek duygu vardır:

Sevmek.

Belki aşkın en güzel tanımı da budur:

Bir insanın yanında kendini tamamlanmış hissetmek değil;

onun yanında kendi hâlinle var olabilmek…

Ve bir gün yollarınız ayrılırsa bile, yaşadığınız güzel şeyleri inkâr etmeden yolunuza devam edebilmek.

Çünkü bazı insanlar hayatımızdan çıkar.

Ama bazı sevgiler, insanın içinde kalır.

Ve bazı aşklar bittiğinde bile tamamen bitmez.

Sadece şekil değiştirir.

Bir zamanlar “gel” diye atan kalp,
bir gün “mutlu ol” demeyi öğrenir.

İşte aşkın bininci hâli belki de budur:

Sevdiğin insan artık yanında olmasa bile, onun için kötü bir şey dilemeyecek kadar büyümek.

Çünkü gerçek sevgi bazen sahip olmak değil,
bazen bırakabilmektir.

Bazen konuşmak değil,
bazen susabilmektir.

Bazen kalmak değil,
bazen gitmeyi bilmektir.

Ve bazen aşk…

Bir insanın hayatında kalmak değil,

onun hayatından çıktıktan sonra bile ona güzel bir iz bırakmış olmaktır.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir