REMZİYE GÖNENÇ KOŞAR:Bir Kavanoz Bamya Turşusu ve “Ben de Yapabilirim” Hissi

Bir Kavanoz Bamya Turşusu ve “Ben de Yapabilirim” Hissi

10 Eylül’de Düşüncenin Muhatabı Olmayınca diye bir yazı yazmıştım.

Düşüncelerimi paylaşabileceğim, karşılığında yalnızca bir beğeni değil, başka bir düşünce, bir soru, belki bir itiraz bulabileceğim bir muhatabı arıyordum.

Sonra bir süre yazmak içimden gelmedi.

Aslında söyleyeceklerim bitmemişti. Zihnimde hâlâ sorular, gözlemler, hayatın içinden geçen düşünceler vardı. Ama onları yazıya dönüştürmek için kendimi eskisi kadar istekli hissetmiyordum.

Belki de bazen insan düşünmekten değil, düşüncelerini sürekli bir yere taşımaya çalışmaktan yoruluyor.

Ben de başka bir şey yaptım.

Bamya turşusu kurmaya karar verdim.

Daha önce hiç yapmamıştım.

Belki de bu kararın arkasında sandığımdan daha eski bir duygu vardı.

Otuz yıl resmi kurumda çalışmıştım. Ev işlerinde ise aynı deneyime sahip değildim. Bazı şeylerde kendimi yeterli görmediğimi fark ediyordum. Başka kadınların ellerinden çıkan üretimlere baktığımda imrendiğim oluyordu.

İçimden bir soru geçti:

“Bir başkasının ürettiği bir şeyi ben de yapabilir miyim?”

Bunun cevabını düşünerek değil, deneyerek öğrenmek istedim.

Önce malzemeleri araştırdım. Turşu kurma yöntemini öğrendim. Her turşunun aynı olmadığını gördüm. Kornişon ya da biber turşusundan farklı olarak bamyanın kendi yapısı nedeniyle daha dikkatli olmak gerekiyordu.

Sonra bamyaları güzelce yıkadım.

Kurutttum.

Sap kısımlarını aynı ölçüde kestim.

Tuzunu, sirkesini ayarladım. Mayalanmaya yardımcı olması için nohut kullandım. Tat dengesi için biraz şeker ve limon tuzu ekledim.

Kıtır olması için de sabırla üç hafta beklemem gerekiyordu.

Bütün bunları yaparken fark ettiğim şey, yaptığım işin küçüklüğüyle benim için taşıdığı anlamın aynı şey olmadığıydı.

Cam kavanozların içinde kendi üretimimi izliyordum.

İyi olacak mı?

Beklediğim gibi çıkacak mı?

Bilmiyordum.

Ama bir süre sonra bunun eskisi kadar önemli olmadığını fark ettim.

Çünkü mesele artık turşunun iyi ya da kötü olması değildi.

Ben yapmıştım.

Önceleri başka kadınların ellerinde imrendiğim bir üretimi şimdi kendi ellerimle yapıyordum.

Belki de uzun zamandır içimde dolduramadığım bir boşluğa küçük bir meltem rüzgârı gibi geldi bu.

Bana şunu düşündürdü:

Belki de bazı konularda yetersiz değildim. Sadece o konularda kendime hiç deneme fırsatı vermemiştim.

Ve ilginç olan şu ki, bu deneyim beni yeniden yazmaya döndürmedi.

Hâlâ yazmak içimden gelmiyor.

Ama başka bir alanda bir şey üretmek, üretme duygusunu yeniden hatırlattı bana.

Belki de ihtiyacım olan şey o sırada yeni bir yazı yazmak değil, elimden başka bir şey çıkabileceğini görmekti.

Bir kavanozun içinde bekleyen bamyalar, bana bunu düşündürdü.

Yazmaktan uzaklaştığım bir dönemde, hiç bilmediğim bir şeyi yapmaya çalışırken yeniden üretmenin ne demek olduğunu hatırladım.

Araştırdım.

Denemeye cesaret ettim.

Ölçtüm, bekledim.

Sonra ortaya çıkan şeye kendi gözlerimle baktım.

Belki yazmak da biraz böyle.

Bir düşünceyi alıyorsun.

Araştırıyorsun.

Ayıklıyorsun.

Bir araya getiriyorsun.

Emek veriyorsun.

Sonra bekliyorsun.

Ortaya ne çıkacağını her zaman önceden bilemiyorsun.

10 Eylül’de düşüncenin muhatabını arıyordum.

Şimdi ise bir süre düşüncenin peşinden gitmek yerine hayatın içindeki küçük bir üretimin peşinden gittim.

Yazmak hâlâ içimden gelmiyor.

Ama artık bunun beni üretmekten alıkoymadığını biliyorum.

Elimde bir kavanoz bamya turşusu var.

Ve onun içinde, yalnızca üç haftalık bir bekleyişi değil, uzun zamandır kendime söylemediğim bir cümleyi de görüyorum:

Ben de yapabilirim.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir