RÖPORTAJ:TUĞÇE ŞEN

1. Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

Cevap: Ben Tuğçe Şen. İzmir’in o neşeli enerjisiyle dünyaya gözlerini açmış, eğitim hayatını Antalya ve Denizli’nin farklı dokularında solumuş, İstanbul’da uzun yıllar dijital dünyanın kalbinde reklam ajansı işletmiş bir iletişimci ve içerik üreticisiyim. Şu sıralar hayatımın ve kariyerimin merkez üssü Adriyatik’in büyüleyici ülkesi Karadağ (Montenegro).

Kendimi bildim bileli kelimelerle, hikayelerle ve insanlara dokunan içeriklerle iç içeyim. Yıllarca köşe yazıları, dijital stratejiler ve seyahat rotaları üzerinden anlattığım hikayeleri, nihayet edebiyatın o derin ve büyüleyici sularına taşıdım. Özetle; dünyayı gezerek keşfetmeyi, dijital trendleri yakalamayı ve tüm bu deneyimleri ruhu olan hikayelere dönüştürmeyi seven biriyim. Ve tabii ki, taze fırından çıkmış Pentimento romanının heyecanlı yazarıyım!

2. Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?

Cevap: Benim hayatım hep “cesur adımlar” ve “keskin dönüşler” üzerine kuruldu. İlk büyük dönüm noktam, 2014 yılının Ocak ayında İstanbul’da kendi dijital reklam ajansımı kurarak girişimcilik dünyasına adım atmamdı. Reklamcılık bana insan psikolojisini, kitleleri ve bir duygunun insana nasıl aktarılacağını öğretti.

İkinci ve belki de en radikal dönüm noktam ise geçirdiğim bir rahatsızlık dönemi oldu. Bu süreç bana durup hayatı, önceliklerimi sorgulama fırsatı verdi; daha sakin, daha huzurlu bir yaşamın peşine düşmek istedim. Bu arayışla ani bir karar alarak Karadağ’a (Montenegro) taşındım. Coğrafya değiştirmek insana dışarıdan kendine bakma şansı tanıyor. Balkanlar’ın o tarihi, çok kültürlü ve melankolik dokusu, ruhumdaki o sakinlikle birleşince içimdeki yazma arzusunu iyice tetikledi.

Yazarlığa yönelmemdeki en büyük etken ise, hayatta hiçbir şeyin göründüğü gibi tek katmanlı olmadığını fark etmemdi. Bir şeyleri silip üzerine yenisini yazsak da altından hep eski izler çıkıyor. İşte bu farkındalık beni dijital metinlerin hızından, edebiyatın o kalıcı ve iyileştirici gücüne doğru itti.

3. Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?

Cevap: Dijital dünyada milyonlarca kelime tükettim, yıllarca farklı platformlarda köşe yazarlığı yaptım, senaryolar, konseptler yazdım… Ama konu “edebiyat” ve “roman” olunca, evet, Pentimento benim ilk göz ağrım, ilk basılı eserim.

Bu yüzden yeri bende çok ayrı. İlk eserimin bir ilk roman acemiliğinden ziyade, yıllardır içimde biriken, gözlemlediğim, seyahatlerimde topladığım insan hikayelerinin olgunlaşmış bir meyvesi olduğunu hissediyorum.

4. Bu ilk adım size ne hissettirdi?

Cevap: Muazzam bir hafifleme ve aynı zamanda tatlı bir panik! (Gülüyor). Yıllarca başkalarının markalarını, hikayelerini büyüttükten sonra, tamamen kendime ait bir dünyaya kapı açmak ve o dünyanın ilk fiziksel baskısını (hele ki Karadağ’daki evime ilk ulaştığı anı) elimde tutmak tarifsiz bir duyguydu.

Sanki uzun süredir içinizde tuttuğunuz bir sırrı, artık tüm dünyayla paylaşmışsınız gibi bir özgürlük hissi. Ama en çok da “Evet Tuğçe, tam olarak olman gereken yerdesin” dedirten o içsel tatmin duygusu hakim.

5. Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?

Cevap: Pentimento kelime anlamı olarak; bir ressamın tuvalde yaptığı hatayı kapatmak için üzerini boyaması, ancak zamanla üstteki boyanın aşınmasıyla alttaki ilk çizimin, yani o “pişmanlığın” veya değişimin ortaya çıkması demek. İşte benim eserimdeki en büyük tema bu: Katmanlar, geçmişin silinmeyen izleri ve insan ruhunun dönüşümü. Beni yansıtan karakterlere gelirsek… Hikayedeki her karakterde benden bir parça, bir gözlem mutlaka var. Özellikle olaylara rasyonel yaklaşmaya çalışan ama içten içe sezgileriyle hareket eden, kendi ayakları üzerinde duran güçlü erkek ve kadın figürlerinde benim o İzmirli, pes etmeyen, dinamik yapımı net bir şekilde görebilirsiniz. Seyahat etmeyi, dünyayı keşfetmeyi seven biri olarak, karakterlerimin de statik kalmamasını, sürekli bir arayış içinde olmasını seviyorum.

6. Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?

Cevap: Olmaz mı? Bazen bir karakterin ağzından bir cümle yazıyorum ve durup bilgisayar ekranına bakarak “Aman Tanrım, bunu geçen hafta ben de düşündüm!” diyorum. Yazar ne kadar saklanmaya çalışırsa çalışsın, mürekkep eninde sonunda yazarın kendi ruhuna damlar. Özellikle karakterlerin kriz anlarında verdikleri bazı tepkilerde, o hırslı veya sorgulayan taraflarında kendimle çok fena yüzleştiğim anlar oldu. Karakterlerim benim farklı versiyonlarım gibi; biri daha cesur, diğeri daha temkinli ama hepsinin kökü aynı toprağa bağlı.

7. Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?

Cevap: Dijital pazarlama, ajans dünyası ve köşe yazarlığı geçmişim nedeniyle bugüne kadar milyonlarca kelime ürettim ama edebiyat raflarındaki ilk göz ağrım, ilk göz bebeğim: Pentimento. Pentimento, okuyucuyu insan ruhunun o gizemli derinliklerine, silindiği sanılan ama aslında hep orada duran geçmişin izlerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Sadece bir karakter draması değil; atmosferiyle, İstanbul ve İzmir’in dokusuyla ve psikolojik derinliğiyle okuyucuyu içine çeken, katman katman açılan bir içsel keşif romanı.

Bununla birlikte, okuyucularıma taze ve çok heyecanlı bir haber de vermek isterim: Üzerinde tam iki yıldır büyük bir titizlikle çalıştığım ikinci kitabım “Yarım Kalan Yolculuk” da nihayet bitti! Benim için anlamı çok büyük olan, adeta en önemli eserim olmaya aday bu yeni romanım da inşallah bu yılın sonuna doğru baskıya girecek ve okuyucuyla buluşacak. Yani raflarda çok yakında iki imzam birden yer alacak.

8. Bu kitapların sizin için anlamı nedir?

Cevap: Pentimento benim için bir “başarı sertifikası” değil, bir “özgürlük ilanı”. Yıllarca hep başkalarının markalarını, hikayelerini büyütmek ve dijital dünyanın o tüketime dayalı hızına ayak uydurmak için yazdım. Bu kitap ise tamamen bana ait, zamansız ve kalıcı bir imza. Karadağ’daki evime ilk fiziksel baskıları ulaştığında ve o yedi kitabı elime aldığımda hissettiğim şey tam olarak şuydu: “Evet, hayatımın bu dönemine kalıcı bir çentik attım.” Benim için sınırları aşmanın, cesaretin ve kendime verdiğim bir sözü tutmanın somut hali.

9. Yazarken size ilham veren şey nedir?

Cevap: Benim ilham kaynağım masa başında oturup gökten ilham perisi beklemek değil; tamamen sokaklar, coğrafyalar ve insan hikayeleri. Yeni bir şehre gitmek, örneğin Belgrad’ın tarihi sokaklarında kaybolmak ya da Karadağ’da Adriyatik’e karşı bir kahve içip insanları izlemek beni inanılmaz besliyor. Bir de tabii ki müzik ve sessizliğin o garip kontrastı. Ama en çok “yaşanmışlıklar” ilham veriyor; bir masada içilen rakının sohbeti de, yakın arkadaşlarımla paylaştığım o sıcak anlar da bir anda hikayenin yapı taşına dönüşebiliyor.

10. Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?

Cevap: O an genellikle bir “Merak” ve “Peki ya öyle değilse?” sorusunun zihnime düştüğü andır. Bir durumu, bir insan ilişkisini veya bir olayı görürüm ve zihnim hemen arkasındaki görünmeyen katmanları kurcalamaya başlar. Eğer o fikir beni geceleri uyutmayacak kadar dürrtüyorsa, içimde bir heyecan dalgası yaratıyorsa, biliyorum ki o artık sadece bir fikir değil, yazılması gereken bir hikayedir. Beni tetikleyen şey, o hikayenin anlatılma zorunluluğu hissi.

11. Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?

Cevap: Ajans geçmişinden gelen biri olduğum için aslında disiplinli bir üretim sürecim var, yani “ilham gelsin de yazarım” konforuna pek inanmıyorum. Yazma dönemine girdiğimde kendime günlük kelime veya sayfa hedefleri koyarım. Dijital işlerimi ve içerik üretimlerimi planladıktan sonra, günün belli bir bölümünü tamamen kitaba kapatırım. Telefonlar sessize alınır, kahve demlenir ve ben o yarattığım dünyanın içine gömülürüm. Yani dünyayı tamamen sessize alırım. 

12. Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?

Cevap: Kesinlikle gece insanıyım. Dünyanın el ayak çektiği, dijital bildirimlerin sustuğu, o gece yarısından sabaha karşı olan saatler benim en verimli zamanlarım. Ritüelim ise oldukça sade ama net: Filtre kahvem (veya duruma göre güzel bir bitki çayı), fonda kelimelerin ritmini bozmayacak enstrümantal veya lo-fi müzikler ve masamın üzerinde bana eşlik eden kedilerimin mırıltıları. O sessizlik ve odaklanma anı benim için adeta bir meditasyon.

13. Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?

Cevap: Sanırım dijital dünyanın getirdiği o “hız” alışkanlığından sıyrılmak. Reklamcılıkta ve içerik üreticiliğinde her şeyi hemen üretip tüketmeye alışkınız. Bir tweet atarsınız, bir video yüklersiniz ve saniyeler içinde reaksiyon alırsınız. Ama roman yazmak sabır işi. Aylarca tek başınıza bir evde, kimsenin henüz bilmediği bir dünyayı inşa ediyorsunuz ve o geri bildirimi almak çok uzun sürüyor. Bu sabrı göstermek ve bazen yazdığınız koca bir sayfayı “Bu olmadı” diyerek tek kalemde silmek (gerçek bir Pentimento anı!) sürecin en zorlayıcı ama en öğretici kısmıydı.

14. Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?

Cevap: “Vazgeçmek” benim lügatimde pek yer bulan bir kelime değil ama “Yoruldum, acaba biraz ara mı versem?” dediğim anlar tabii ki oldu. Sonuçta koca bir dünyayı tek başınıza inşa ediyorsunuz. Fakat asıl büyük sınavı ve o tatlı geri çekilmeleri Pentimento’dan ziyade, şu an üzerinde titrediğim başka bir hikayede yaşıyorum.

Buradan okuyucularınıza ilk kez küçük bir sufle vermiş olayım: Yaklaşık iki yıldır üzerinde çalıştığım, benim için anlamı çok büyük olan ve adeta en önemli eserim olmaya aday “Yarım Kalan Yolculuk” adında bir dosyam var. İki yıldır ona dokunmaya, onu gün yüzüne çıkarmaya hem kıyamıyorum hem de biraz korkuyorum. Çünkü o kadar içten, o kadar benden bir parça ki, her ayrıntısının tamamen mükemmel olmasını istiyorum. İşte o mükemmeliyetçilik hissi insanı bazen “Acaba hiç açmasam mı bu kutuyu?” noktasına getirebiliyor.

Ama Pentimento’nun o ilk fiziksel baskıları elime ulaştığında anladım ki; hiçbir yolculuk yarım kalmamalı. Yazarın vazgeçişleri aslında sadece bir sonraki büyük sıçrayışın hazırlık evresidir. Yakında o yarım kalan yolculuğu da hep birlikte tamamlayacağız, sinyalini vermiş olayım!

15. Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?

Cevap: Benim anlatmak istediğim en temel şey; hayatta hiçbir şeyin göründüğü kadar doğrusal veya tek katmanlı olmadığı. İnsanız; hata yaparız, üstünü örteriz, unutuldu sanırız ama o izler bizi biz yapan en değerli parçalarımızdır. Pentimento’da da, o bahsettiğim ve üzerinde titrediğim iki yıllık gizli projem “Yarım Kalan Yolculuk” dosyamda da ana fikir hep aynı yere çıkıyor: Kendinden kaçamazsın ve ne kadar uzağa gidersen git, kendi içsel katmanlarınla yüzleşmeden gerçekten özgür olamazsın. Geçmiş bir yük değil, ruhumuzun derinliğidir; mesajım tam olarak bu derinliği kucaklamakla ilgili.

16. Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?

Cevap: Kitabın kapağını kapattıklarında derin bir nefes almalarını ve kendi hayat tuvallerine bakmalarını isterim. “Ben bugüne kadar nelerin üzerini boyadım, neleri silmeye çalıştım?” diye kendilerine sorsunlar. Okuyucunun zihninde bir yanıttan ziyade, çok güzel, sarsıcı ve iyileştirici bir “soru işareti” bırakmak beni çok mutlu eder. Hikaye bitse bile, o karakterlerin onlarla yaşamaya devam ettiğini hissetsinler.

17. Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Cevap: Eğer seyahat etmeyi, yeni yerler keşfetmeyi seviyorsanız; sayfaları çevirirken burnunuza o şehirlerin kokusu gelsin istiyorsanız bu kitap tam size göre. Pentimento, okuyucuyu İstanbul’un o büyüleyici kaosu ile İzmir’in köklü, derin enerjisi arasında mekik dokuyan bir yolculuğa çıkarıyor.

Ama bu sadece bir arka plan değil. Eğer edebiyatta Dan Brown tarzı o yüksek tempolu gizem algısını, her köşede şaşırma hissini ve okurken adeta bir olayın tam ortasındaymış gibi nefes nefese kalmayı seviyorsanız, bu romanda aradığınız o ritmi bulacaksınız. İşin içinde tarih var, çözülmesi gereken bulmacalar var… Ve en önemlisi; eğer hayatınızda kendinize bile itiraf edemediğiniz, içinizde saklayıp bir türlü açığa vuramadığınız sırlar ve katmanlar varsa, bu kitap size o kapıyı aralatacak. Hem entelektüel bir macera yaşamak hem de kendi içinizdeki gizemlerle yüzleşmek için bu hikayeye dahil olmalısınız.

18. Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?

Cevap: Ben tek bir beslenme çantasından beslenmiyorum; çok kültürlü bir masam var. Yıllarca İstanbul’da reklam ajansı yönetmenin getirdiği o insan analizi yeteneği, dijital dünyanın hızı ve dinamizmi, köşe yazarlığının getirdiği o rafine üslup ve şu an Karadağ’da yaşamanın, dünyayı gezmenin getirdiği o geniş vizyon… Tüm bunlar benim kalemimde birleşiyor. Ne sadece fildişi kulesinde oturan geleneksel bir yazarım ne de sadece anlık içerik üreten bir dijitalci. İkisinin tam kesişim kümesinde, zamansız hikayeleri modern bir ritimle anlatıyorum. Sanırım bu hibrid yapı beni biraz farklı kılıyor.

19. Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?

Cevap: “Mükemmel” kelimesinin sizi felç etmesine izin vermeyin. Yazın, sadece yazın. Gözlemleyin, sokaklara çıkın, insanları dinleyin, seyahat edin. Dünyanın en iyi fikri bile bilgisayarınızın masaüstünde bir dosya olarak kaldığı sürece hiçbir şey ifade etmez. Ben bugün Karadağ’daki evimde Pentimento’nun ilk fiziksel baskılarını elime alıp o kokuyu içime çekebiliyorsam, bunun tek sebebi cesaret edip o ilk kelimeyi yazmış olmamdır. İçinizdeki sesin sesini kısmayın, ona alan açın.

20. Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?

Cevap: “Silmekten, üzerini boyamaktan ve o boyanın altından çıkacak ilk çiziklerden asla korkma; çünkü senin asıl hikayen tam olarak o katmanların arasında gizli.”

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir