RÖPORTAJ:HÜLYA GENÇER

1-Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

                Hülya Gençer; 1984 Trabzon doğumluyum. İş hayatımın 24. Yılında ilerliyorum. Pastacılık sektöründe lider firmalar ile çalıştım. Evli ve bir çocuk annesiyim.

2-Yazarlığa adım atmanızda ki asıl kırılma noktası ne oldu?

                Yazarlık çocukluktan beri hayalimdi. Ben çocukken filmlerin sonunu beğenmez kendi kafamda onlara yeni senaryolar yazardım. Ama bu işi ciddi bir noktaya getirmem özellikle arkadaşlarımın teşviki ile oldu.

3-Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

                Ben hipoglisemi hastasıyım. Bu hastalığım anlaşılmadan önce çocuk nöroloğu iyi bir doktor bana içimdeki sıkıntılarımı yazmamı öğütledi. Aslında yazma serüvenim böyle başlamış olabilir.

4-Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

                Ben çok iyi bir okurum. Hala bugün bile yazmaya ayırmam gereken zamanı okumaya ayırıyorum. Doğal olarak okumak insanın üslubunu ve kalemini güçlendiriyor.

5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

                Karaladıklarımı arkadaşlarım okuduktan sonra, beni çok desteklediler. Hem onlara hem kendime verilmiş bir söz ile yazmaya başladım.

6-İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

                Çok okumak derim ben. İnsan hayal gücü ve empati yeteneği yüksek yaratılmış olabilir ama bu düşünceleri kaleme almak için çok okumak şart diye düşünüyorum.

7-Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

                Aslında ilk yazdığım henüz basılmadı. Onu yazarken basılması ile ilgili çok fazla hayalim yoktu sanırım daha yolun başındaydım. Ama ‘Gidemeyen’i yazarken hep kitap olacağını hayal ederek yazdım. (kısa zaman sonra o hikayemi de kitap olarak göreceksiniz)

8-Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?

                Ben zor bir duyguyu yazıyorum. Merhamet… Örnek vermek istiyorum özellikle dev bütçeli bir film söyleyeceğim size Avatar; özündeki en gizli ve en güçlü duygu merhamet değil mi? Ben o küçük görülen merhamet duygusunu yüceltmeyi bütün kitaplarımda koruyacağım.

9-Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu? 

                Bazı yan karakterler kendi hikayesini yolda değiştirebiliyor. Ama benim için şu anda kendisini yolda değiştirmeyi başaran bir ana karakterim yok.

10-Size ilham veren şeyler nelerdir?

                İnsanlar, eski evler, ağaçlar, hayvanlar… Aslında konuşamayan bütün canlılar ve derdini yüreğindeki gibi anlatamayan insanlar. Bazı acılar sadece dilsiz kalır, ama birileri o acıları dile getirmeli.

11-En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?

                Ben kesinlikle sahneleri önceden hayalimde kurguluyorum. Bazen de olmadık bir anda olmadık bir cümle geçiyor kalbinizden; mesela ‘Gidemeyen’ kitabında çok sevdiğim bir cümle vardı. “İnsan beden denilen bavulda aklını ve kalbini taşıdığı sürece ne kadar uzağa giderse gitsin kaçtığı şey içinde değil midir?” Bu cümle mesela kırmızı ışıkta beklerken geldi.

12-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

                Kendi gücünü bulmak için. Kalbindeki sevgi ve merhamet kırıntılarını çoğaltmak için. Aslında sevginin bir yenilgi değil en güzel duygu olduğuna inanmak için.

13-Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

                İnsan olmak. Mesela haberleri izlerken beni çok duygulandıran şeyler vardır. Otobüs şoförü fenalaşan birisini hastaneye yetiştirir. Hepimiz alkışlarız değil mi, hoşumuza gider. Ben o kişi olmamızı istiyorum ve bunu hedefliyorum.

14-Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?

                Bütün yazar arkadaşlarımın en çok yalnız kaldığı konu belki de okur sayısının azlığıdır diye düşünüyorum. Yoksa üretim aşamasında bir yazar en fazla bir bölümde takılır, hikâyede bir şey eksik kalır onu düşünür. Ama asıl amacı okunmak olan kişinin okur azlığı en büyük sorunu sanırım.

15-Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

                Hayal gücü, sürekli düşünüyorsunuz. Ama ben zihnimi yeniden okuyarak dağıtıyorum. Okumak zihni açıyor ve sizi size kavuşturuyor.

16-Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?

                Özellikle sosyal medyaları bu konuda aktif olarak kullanmaya çalışıyorum.

17-Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?

                Henüz büyük bir fuar etkinliğine katılmadım. Ama okurlarımla buluştuğum veya sosyal medyadan aldığım dönüşler beni çok mutlu ediyor. Bu mutluluk da enerjiye dönüşüp yeni bir tohum üretiyor.

18-Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?

                Üzerinde çalıştığım projem var. İsmi henüz belli değil. Ama bizi doksanlı yılların ruhunda güzel ve soluksuz bir aşk hikâyesi bekliyor.

19-Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?

                Tanımadığım birisi kitabımı okuduğunda işsiz ve çok depresif bir anında olduğunu ama bu kitaptaki güzel kalplerin kendisini olumlu yönde etkilediğinde çok sevinmiştim. Birisinin kalbine dokunmuş olmak beni çok mutlu etti.

                Birde bir arkadaşım; sevdiğim bir yerden uzaklaşmak gibi hissettirdi finali demişti.

20-Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

                Hayalinizden ve kaleminizden asla vazgeçmeyin.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir