Kırıklarımla Büyüyen Cümle
İçimdeki odaların kapısını sürgüleyip anahtarını derin bir kuyuya attığımdan beri zaman, yalnızca günlerin devretmesinden ibaretti benim için. Susmak; emniyetli bir sığınak, kalabalıklar arasında giyilmiş görünmez bir zırh gibiydi. Oysa insan ne kadar uzağa kaçarsa kaçsın, adımlarını takip eden o gölgeyle, yani kendi hakikatiyle elbet bir gün ıssız bir sokak başında yüz yüze geliyor. Kendimden alacaklı olduğum o kadar çok duygu, o kadar çok heba edilmiş an var ki, hesaplaşmanın vaktinin gelip çattığını artık inkâr edemiyorum.
Geriye dönüp baktığımda, başkalarının kalıplarına sığabilmek uğruna kendi kenarlarımdan ne kadar çok kırptığımı görüyorum. Başkaları kırılmasın diye tuttuğum nefesler, zamanla kendi boğazımı sıkan bir ilmeğe dönüştü. Ne garip; insan en çok kendini ihmal ederken adil olduğunu sanıyor. Dünyayı memnun etme telaşıyla harcanan o yıllarda, asıl sadakati kendime borçlu olduğumu unutmuşum. Şimdi aynadaki o yabancı gözlere bakarken sormadan edemiyorum: Hakiki sen nerede kaldın? Hangi hevesin yarım bırakıldığı gün terk ettin bu bedeni, hangi korkunun gölgesinde vazgeçtin yaşamaktan?
İçimizdeki çatlakları kapatmak için sürdüğümüz her boya, bizi aslımızdan biraz daha uzaklaştırıyor. Yaraları saklamak onları iyileştirmiyor, sadece üzerlerini karanlıkla örtüyor. Benim yüzleşmem tam da bu karanlığın tam ortasında başlıyor işte. Ağlamaktan korktuğum gecelerin, içime atıp yuttuğum o acı kelimelerin, “iyiyim” derken titreyen sesimin hesabını soruyorum kendimden. Kendime verdiğim ama hiçbirini tutmadığım o süslü sözlerin yükü altında ezilmeyi bırakıyorum artık.
Bu yazı, bir teslimiyet değil; aksine, kırıldığım yerlerden yeniden doğma cesaretidir. Mükemmel olma illüzyonunu yırtıp atıyorum. Yanılmaya, düşmeye, içimdeki o zayıf ve kırılgan çocuğun elinden tutmaya izin veriyorum kendime. Çünkü hayat, ertelediğimiz o samimi kırılmaların arkasında gizli. Hakiki bir özgürlük, ancak kederimizle ve hatalarımızla göz göze gelip “Seni gördüm, seni kabul ediyorum” diyebildiğimizde başlıyor. Bugün, o tozlu aynanın karşısına geçip kendimle barışmak için ilk adımı atıyorum; ne eksik ne fazla, sadece olduğum gibi.
