SAMİ BAŞAR:ELLİ YIL ÖNCE AKŞEHİR

ELLİ YIL ÖNCE AKŞEHİR

Sami Başar

Yağmur yağmıştı. Soğuk bir hava. Çamura, çirkefe bata çıka yürüyorduk. Bazen düşer gibi oluyorduk. Sokak köşelerinde soğuk hava, rüzgâr tokadını suratımıza yapıştırıyor, yağmur göz açtırmıyordu.

Yağmurda okula gitmek zorundaydım, gitmeliydim. Nerede elli yıl öncesinin okul servisleri? Bizim kuşak okula yürüyerek gidip gelen bir kuşaktı. Elimde kocaman bir çantam, diğer yanımda arkadaşım vardı. Rüzgârın sesinden, yağmurdan sesini duyuyordum ama arkadaşımın sesini anlamıyordum. Yağmurda çok yavaş ilerliyorduk.

1975’li yıllar. Sene olmuş 2026. Kaç yıl geçmiş? 1975’ten 2000’e yirmi beş yıl, üzerine bir de 26 ekle, etti mi sana tam 51 yıl. Dile kolay!

Çok yavaş ilerliyorduk, hatta ilerleyemiyor, geri geri gidiyorduk. Yollar, hatırladığım kadarıyla taştan yollardı, sonra bir ara asfalt oldu. Taş yapıldı, yollar kötü oldu; asfalt yapıldı, yine kötü oldu.

Yalnız 51 yıl öncesi Akşehir, şimdiki halinden çok daha güzeldi. Her zaman, her zaman yürüdüğüm bu Hıdırlık Yolu ne güzel bir yoldu.

Bakın, şimdi Hıdırlık Yolu’ndan şehre doğru inerken burada lunapark kurulurdu. Yine bu yol üzerinde, geliş yönünde sol tarafta, o zamanlar henüz Kantarcıların evi filan yapılmamış; o kısımlar bahçeydi. Biraz ilerleyince Hacı Yahyaların bahçesi vardı, içerisinde meyve ağaçları ve mısırlar…

Bu bahçenin Kızılca’ya çıkan yolunun üst kısımları sağlı sollu boştu. Buralarda mahallenin gençleri top oynardı.

Neyse, başka bir zaman da Kızılca’ya doğru çıkarız, bugün şehre doğru yol alalım. Hıdırlık Yolu’nda yürüyelim. Her zaman gittiğimiz yol. Gülüşerek, itişerek, oyunlar oynayarak gittiğimiz bu okul yolu.

Bu yol, Bandocu Ahmet Ağabey’in bakkal dükkânından üç yola birden ayrılırdı. Şimdi kafe olan yer. Tam da bu köşe başında Bandocu Bakkal Ahmet Ağabey’in bakkal dükkânı vardı ki tüm mahallenin, hatta Akşehirlilerin sevdiği bir ağabeyimizdi.

Bandocu ismini, Akşehir Belediyesi’nde bando takımından emekli olmasından almıştı. Akşehirli, tanınan ve sevilen bir ağabeyimizdi. Benim ilkokul yıllarında ilk Gırgır dergilerini aldığım ağabeyim.

Yine bu yol üzerinde Kılınçlar Apartmanı vardı, yolun sol tarafında. Sağ tarafındaki apartmanlar sonradan, yıkılanların yerine yapılmıştır ki bu apartmanların arka kısmında da bir boşluk vardı. Artık yıkılan evlerle birlikte bu boşlukta yapılan evlerle yok olmuştur.

Biraz ileride emniyetten emekli bir bekçi ağabeyin bakkal dükkânı, onun ilerisinde yine bir bakkal dükkânı ve İmaret Camii sizi karşılardı.

Sınıfa girdim. Ne yağmur ne kar ne rüzgâr. Elli yıl öncesinin yollarını düşünün; ne tümsek var ne çukur ne engebe. Yollar bozuk ama son elli yıl kadar bozuk değildi bu yollar.

Taş mı yollar, taş olsun; asfalt olsun. Fakat yol yol değil. Atıyorum, yağmur yağmış, göçmüş yol. Girdin mi arabayla ne rot kalacak ne balans. Hızlı isen Allah muhafaza… Git anlat derdini Marko Paşa’ya…

Toz. Toprak. Ciğerlerin toz toprak soluyor. Bu nedir? Tamir-bakım mı? Bulmaca gibi. Ben anlamıyorum. Bir yol dörde ayrılıyor. Üçü kapalı. Geçtim birinden, akşam döneyim desen açık olan kapalı. Dön baba, dönelim babam.

Sınıf ne kadar sıcaktı. İçim ısındı. Sınıf öğretmenimiz Müzeyyen Yaman’ın bugün de ne güler yüzü vardı. Yağmurlu, soğuk havayı ve adeta sınıfı ısıtıyor, odayı aydınlatıyordu.

Öyle çalışkan bir öğrenci değildim, tembel bile sayılırdım. Hasan ile aynı yolu yürürdük, yaz kış. Hıdırlık Yolu’ndan Cumhuriyet İlkokulu’na.

O yıllardan kimler kalmış hatırımda? Soner vardı, Muhammed, Hanife, Mehmet. İsmail… Anımsayabildiklerim. Sınıfın birincisi kimdi, kim ikincisiydi hiç hatırlayamıyorum.

Bundan elli yıl kadar önce hatırladığım, Akşehir elli yıl sonrasından yolları ile daha güzeldi, arkadaşlıkları ile dostlukları ile bence çok daha güzel!

O gün okuldan çıktığımda şehirde vitrinleri seyrederek yürüdüm. Hava soğuktu, ya olsun! Ellerimi birbirine sürterek bu şekilde soğukluğunu gidermeye, ellerimi ısıtmaya çalışıyordum.

“Sinemalarımız,” dedim. Biraz ileride Saray Sineması’nın dükkânının önü, merdiven çıkışı, kaldırımın başından on ayak merdivene kadar dolmuş taşmıştı. Sinemanın müziği Anıt Alanı’nı kaplıyordu…

Ya şimdi yürüdüm boş Anıt Alanı’nda…

Farklı ve garip düşünceler içerisinde Güvendiklerin yazlık sinemasının önünden aşevine doğru yürüdüm. Tenha bir sokağa saptım. Toprak damlı evler, küçük birkaç katlı apartmanlar vardı.

Evin yolundaydım. Elli yıl önce bu yol çok daha güzeldi diye içimden geçirdim. Gene yağmur yağıyordu evime dönerken. Yıllar öncesini hatırladım. Bu yollar, bu evler ve yağmur. Sanki her şey eskisi gibiydi.

Eskinin, elli yıl öncesinin Akşehir’i daha güzeldi. Bu şehirde yitirdiğimiz çok şey vardı. Şimdi ne yazlığı vardı Saray Sineması’nın ne kışlığı, ne Uzay Sineması vardı ne Uğur Sineması. Hatta ne eski belediye binası vardı ne eski belediye düğün salonu. Ne eski otogarı ne şehrin ortasındaki kütüphanesi…

Eskinin Akşehir’i çok güzeldi.

Yıllar geçti anılarla. Güzel günlerle. Yıllar en güzel günlerimizi ve sanırım şehrimizin güzelliklerini de bizden aldı götürdü. Sabah işimize, akşam evimize dönüyoruz, bazen anılarımıza. Gençliğimiz geçti gitti, şehrimizin de sanırım eski gençliği, güzelliği kalmadı.

Yağmur da öyle bir güzel yağıyordu ki. Ara sokaklardan, çamurlardan, yağmur sularından soluk soluğa Yaşar Cenikoğluların evinin önünden, Fatma Bakırellerin sokağının önünden, Erkök Avcıoğlu Ağabeylerin evinin önünden, Cumhuriyet İlkokulu’nun, sonra Makinist Mavililerin evinin önünden, Gazeteci Ahmet Şener ve İğneci Nuri Efendilerin evinin önünden geçtim.

Bütün evlerin ışıkları yanıyordu. Bir evden radyo sesi geliyor, yine bir evin mutfağından yemek kokuları dar sokağı kaplıyordu.

Uzun uzun kapıyı çaldım. Annemin terlik sesi hâlâ kulaklarımda. Kapıyı açtı. Han kapısı gibi kapının gıcırtısı Çay Mahallesi’ni kapladı.

“Gel bakalım!” dedi.

İçeri girdim. Babam gelmiş.

“Gir!” dedi.

Odaya girdim. Çocukluğum ve Akşehir artık yıllar öncesinde kalmıştı. Elli yıl geçmiş çocukluğumdan. İçimde bir burukluk, bir üzüntü duydum.

Sonra mı? Unutamamışım ki oturdum, yazdım.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir