GİZEM GÖKMEN:Yarından Doğan Sabah: Küllerin Arasından Bir Cumhuriyet Hikâyesi

Yarından Doğan Sabah: Küllerin Arasından Bir Cumhuriyet Hikâyesi

Toprak kokusu ve barutla karışık bir sessizlik ve o sessizliğin ortasında hiç bitmeyen bir bekleyiş… Yıllarca yollara göz dikmiş, adı defterlerden silinmiş, nice evladını omuzlarında taşımış bir coğrafyanın çocuklarıydık biz. Akşam ezanları okunduğunda ocağında tencere kaynamayan, tarlasını kara sabanla, umudunu ise sadece gökyüzüne bakarak eken bir millet… Annelerin gözyaşlarını içine akıttığı, çocukların daha on beşinde büyük adamlar gibi düşünmek zorunda kaldığı o karanlık günlerde, insan olmanın, var olmanın o en yalın mücadelesi veriliyordu.

İşte Cumhuriyet, tam da o karanlıkların en dibinde yanan küçük bir kandil gibi doğdu. Harcında gözyaşı, inanç ve inat olan bir yeniden doğuş iradesiydi bu. Ve o iradenin başında, gözlerindeki mavilikte bir milletin kaderini yeniden yazan, masmavi bir umudu bu topraklara nakış gibi işleyen bir lider vardı: Mustafa Kemal Atatürk. O, yıkık dökük bir imparatorluğun küllerinden bir vatan çıkaran; “Benim naçiz vücudum elbette bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” diyerek inancını bu milletin kalbine mühürleyen başkumandanımızdı.

O, yalnız bir komutan değil; inandığı Türk evlatlarının vicdanına ve yüreğine gözü kapalı inanan bir öncüydü. Kendi yokluklarına rağmen cepheye mermi taşıyan anaları, çarık giymeden yollara düşen neferleri, gözlerinde tarifsiz bir ışık yanan o fedakâr Türk evlatlarını görünce; bu milletin makus talihinin döneceğini ilk o yüreğinde hissetmişti.

Bir yönetim biçimi kâğıt üstünde parlak cümlelerle yazılabilir; lakin Cumhuriyet, her şeyden önce bir insan onuru meselesidir. O, sokakta koşan bir çocuğun “ben de bu ülkenin yarınıyım” diyebilme cesaretidir. Bir kadının, adını tarihin altın sayfalarına kendi elleriyle yazabilmesinin, tarlada da kürsüde de başı dik yürümesinin adıdır. Bir gencin, cebinde sadece hayalleri olsa bile, geleceğini başka birinin iki dudağı arasında değil, kendi alın terinde bulabilmesidir.

Bugün takvimler yirmi dokuz ekimi gösterdiğinde, biz sadece bir tarihi kutlamıyoruz. Biz, o yorgun insanların ve o yorgun ama mağrur yüreklerin bize bıraktığı en güzel mirasa, o sessiz ahların ardından göğe yükselen hürriyet sesine ses katıyoruz. Atamızın izinde, küllerin arasından “Varız ve buradayız” diye haykıran o irade, bugün hâlâ damarlarımızda dolaşan en saf güçtür.

Çünkü Cumhuriyet, bu topraklarda yaşayan herkesin kendi kaderine sahip çıkması, kimsesizlerin kimsesi olan bu aziz vatanın, hepimizin evî olması demektir.

Kutlu olsun.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir