SEVDA ANLI:BİR KADININ GÖZÜNDEN CUMHURİYET

BİR KADININ GÖZÜNDEN CUMHURİYET

Sevda Anlı

Bir kadın için Cumhuriyet, takvim yapraklarında kırmızıyla işaretlenmiş bir günden çok daha fazlasıdır. Bazen eline aldığı bir kitabın sayfalarında, bazen kendi adını bir başarının altında gördüğünde, bazen de hiçbir kimseden izin almadan hayallerinin peşinden yürüyebildiğinde anlam kazanır. Cumhuriyet, bir kadının kendisine biçilen hayatın dışına çıkıp kendi hayatını kurabilme cesaretidir. Bu yüzden 29 Ekim, yalnızca bir milletin yönetim biçimini değiştirdiği tarihi değil, kadınların geleceğe başka türlü bakabilmesinin de simgelerinden birini temsil eder.

Bir zamanlar bir kız çocuğunun eğitim almasının, düşüncelerini özgürce ifade etmesinin, meslek sahibi olmasının ve toplumsal hayatta söz sahibi olmasının önüne türlü türlü engeller konulabiliyordu. Elbette Cumhuriyet’ten önce de hayallerinin peşinden yürüyen, kalemiyle, emeğiyle ve cesaretiyle kendi dönemine iz bırakan kadınlar vardı. Ancak Cumhuriyet, kadınların eşit yurttaşlar olarak toplumsal yaşama katılmaları için yeni bir kapı açtı. Eğitimden hukuka, çalışma hayatından siyasal haklara uzanan dönüşüm, kadınların yalnızca aile içinde değil, ülkenin geleceğinde de söz sahibi olabilmelerinin yolunu genişletti.

Bir kadının gözünden Cumhuriyet‘e baktığımda, en çok bir kız çocuğunun gözlerindeki ihtimali görüyorum. Önünde uzanan yolun yalnızca başkalarının kararlarıyla belirlenmediğini, kendi aklıyla düşünebileceğini, öğrenebileceğini, üretebileceğini ve kendi kararlarının sorumluluğunu taşıyabileceğini bilmesini istiyorum. Çünkü eğitim alan bir kız çocuğu yalnızca kendi hayatını değiştirmekle kalmaz; düşünceleriyle ailesine, emeğiyle toplumuna, cesaretiyle kendisinden sonra gelen kuşaklara da dokunur. Bir kadının eline verilen kitap, bazen bir ailenin geleceğini, bazen de bir toplumun kaderini değiştirebilecek kadar değerlidir.

Cumhuriyet‘in kadınlara açtığı yolda yürümek, elbette bütün sorunların kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Bugün hâlâ kadınların eğitim, çalışma hayatı, ekonomik bağımsızlık ve toplumsal eşitlik alanlarında aşması gereken engeller var. Kadınların şiddete maruz kaldığı, emeklerinin görünmez olduğu, düşüncelerinin küçümsendiği ve hayallerinin çeşitli gerekçelerle ertelendiği bir dünyada Cumhuriyet’in değerlerini yalnızca törenlerde anmak yeterli değildir. Çünkü bir ülkenin kadınlara verdiği değer, yalnızca özel günlerde söylenen güzel sözlerle değil, kadınların her gün ne kadar güvende oldukları, hangi imkânlara erişebildikleri ve kendi hayatları üzerinde ne ölçüde söz sahibi olabildikleriyle de ölçülür.

Cumhuriyet‘i anlamak, geçmişte kazanılan hakları hatırlamak kadar bugün bu hakların değerini bilmeyi de gerektirir. Kadının yalnızca bir anne, bir eş ya da bir evlat olarak değil, kendi düşünceleri, yetenekleri, beklentileri ve hayalleri olan bağımsız bir birey olarak görülmesi gerekir. Bir kadının meslek edinmesi, bilim üretmesi, sanatla uğraşması, kitap yazması, kürsüye çıkıp konuşması ya da hayatını yeniden kurması bir başkasının lütfu değildir. Bunlar, insan olmanın ve eşit yurttaşlığın doğal uzantılarıdır.

Mustafa Kemal Atatürk‘ün öncülüğünde gerçekleştirilen Cumhuriyet devrimleri, kadınların toplumsal ve siyasal hayata katılımı bakımından tarihsel bir dönüşümün önünü açtı. Türk kadınları 1930’dan itibaren belediye seçimlerinde, 1933’ten itibaren muhtarlık seçimlerinde ve 1934’te kabul edilen düzenlemeyle milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme hakkını elde etti. Bu kazanımlar, kadınların ülkenin yönetiminde söz sahibi olabilmelerinin önünü açan önemli adımlardı. Ancak hakların kazanılması kadar onların anlamını kavramak, geliştirmek ve gelecek kuşaklara aktarmak da önemlidir.

Bir kadın olarak Cumhuriyet‘e baktığımda, geçmişteki kadınların sessizliğini değil, seslerini duyurabilmek için verdikleri mücadeleyi düşünüyorum. Okumak isteyen kız çocuklarını, meslek sahibi olmak için çabalayan genç kadınları, emeğiyle ayakta duran anneleri, bilimde ve sanatta iz bırakan kadınları görüyorum. Her birinin hikâyesinde farklı bir mücadele, farklı bir başlangıç ve ortak bir umut var. Bu hikâyeler bize özgürlüğün yalnızca bir kelime olmadığını, yaşanarak anlam kazandığını hatırlatıyor.

Cumhuriyet, bir kadının bütün hayatını kolaylaştıracağına dair verilmiş bir söz değildir. Ancak kendi hayatını kurabilmesi için önüne yeni yollar açan, ona yurttaşlık haklarıyla birlikte sorumluluklar da yükleyen tarihsel bir kazanımdır. Bu kazanımın değerini bilmek, kadınların karşılaştığı sorunları görmezden gelmek değil, tam tersine onların daha özgür, daha eşit ve daha güvenli bir yaşam sürebilmeleri için çaba göstermektir. Cumhuriyet’e bağlılık, yalnızca geçmişle gurur duymak değil, bugünün eksiklerini görebilmek ve yarının daha adil olması için sorumluluk almaktır.

Belki de bu yüzden 29 Ekim’de dalgalanan bayrağa baktığımda yalnızca bir ülkenin bağımsızlığını görmüyorum. O bayrağın altında okuyabilen, düşünebilen, çalışan, üreten ve kendi sesini duyurabilen kadınların hikâyelerini de görüyorum. Bir sınıfta öğrencilerine geleceği anlatan öğretmeni, laboratuvarda yeni bir keşfin peşinden giden bilim insanını, kalemiyle dünyasını kuran yazarı, emeğiyle ayakta duran işçiyi ve bütün zorluklara rağmen yeniden başlamayı seçen kadını görüyorum.

Çünkü Cumhuriyet, yalnızca geçmişte yaşanmış büyük bir değişimin adı değildir. Her kız çocuğunun hayal kurabilmesinde, her kadının kendi kararlarını verebilmesinde ve her insanın onuruyla yaşayabilmesinde yeniden anlam kazanan bir değerdir.

Bir kadın için Cumhuriyet, kendisine ayrılan yerle yetinmek zorunda olmadığını bilmektir. Kendi yolunu seçebilmek, düşüncesini ifade edebilmek, emeğinin karşılığını alabilmek ve geleceğini korkmadan kurabilmektir. Bir başka deyişle, yalnızca başkalarının hikâyesinde yer alan bir karakter değil, kendi hikâyesinin yazarı olabilmektir.

29 Ekim’de Cumhuriyet’i kutlarken geçmişin emanetini geleceğe taşımanın sorumluluğunu da hatırlamalıyız. Çünkü bir ülkenin gerçek aydınlığı, kadınlarının önüne kaç kapı açtığıyla, o kapılardan geçebilmeleri için ne kadar imkân sunduğuyla ve her çocuğun eşit bir başlangıç yapabilmesi için ne kadar çaba gösterdiğiyle de ilgilidir.

Bir kadının gözünden Cumhuriyet, kazanılmış hakların hatırası kadar henüz gerçekleşmemiş hayallerin de adıdır. Ve o hayallerin her biri, Cumhuriyet’in geleceğe uzanan cümlesine eklenen yeni bir kelimedir.

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.

SEVDA ANLI

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir