
1📌 Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Burcu Erdem Polat. İstanbul’da doğup büyüdüm, ilk ve ortaöğretimimi burada tamamladım. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü mezunuyum. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi’nde yaşam koçluğu eğitimi aldım. Evli ve bir çocuk annesiyim.
2📌 Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?
Yazmak, hayatım boyunca içimde var olan bir ihtiyaçtı. Ancak özellikle toplumsal yaralara, insanın psikolojik ve sosyolojik dünyasına dair gözlemlerim beni kaleme daha da yaklaştırdı. Bir annenin, bir kadının ve aynı zamanda bir yaşam koçunun duyarlılığıyla yaşadıklarımı yazıya aktarma ihtiyacı hissettim.
3📌 Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?
Evet, ilk kitabım “Leyla’nın Son Mektubu”.
4📌 Bu ilk adım size ne hissettirdi?
Benim için tarifsiz bir gururdu. Yıllardır içimde büyüyen bir hayalin ete kemiğe bürünmesi gibi hissettirdi.
5📌 Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?
Toplumun görmezden geldiği yaralar, psikolojik çıkmazlar ve insanın iç dünyası en sık işlediğim temalar. Karakterlerimde bazen kendi hayatımdan, bazen de gözlemlediğim insanlardan izler bulabilirsiniz.
6📌 Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?
Evet. Bir parçam mutlaka onlarda yaşıyor. Çünkü her yazar gibi ben de yazarken hem kendimi hem de insanlığı anlatıyorum.
7📌 Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?
Şu an tek kitabım var: “Leyla’nın Son Mektubu.” Toplumun psikolojik ve sosyolojik yaralarına ışık tutan, farkındalık yaratmayı hedefleyen bir roman.
8📌 Bu kitabın sizin için anlamı nedir?
Hayallerimin gerçekleşmiş hali. Aynı zamanda topluma söylemek istediğim sözleri taşıyan bir köprü.
9📌 Yazarken size ilham veren şey nedir?
İnsan… İnsan ruhunun derinlikleri, yaşanmışlıklar, toplumsal yaralar ve hayatın içindeki küçük ayrıntılar bana ilham oluyor.
10📌 Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?
İçimde “artık susmamalıyım” duygusu kabardığında yazıya sarılıyorum.
11📌 Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?
Gün içinde sessizlik bulduğum her anı değerlendirmeye çalışırım. Çalışma hayatı, annelik ve yazarlığı dengelemek kolay değil, ama yazmak benim için nefes almak gibi.
12📌 Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?
Gece, herkes uyuduğunda yazmayı çok seviyorum. Sessizlik bana ilham veriyor. Yanımda mutlaka kahvem olur.
13📌 Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?
Zor olan, kelimelerin hakkını vermekti. Anlatmak istediklerimin okuyucuya doğru yansıyıp yansımayacağı hep düşündürdü.
14📌 Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?
Evet, oldu. Ama kalemimden vazgeçemedim. Çünkü yazmak benim için bir yük değil, bir iyileşme yolculuğu.
15📌 Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?
Toplumsal yaraları görmezden gelmemek, insanın iç sesini duymak ve farkındalıkla yaşamak.
16📌 Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?
“Ben de değiştirebilirim, ben de iyileştirebilirim” duygusuyla.
17📌 Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Çünkü satırlarda kendi hayatlarına, toplumun sessiz çığlıklarına ve gözden kaçan gerçeklere dair izler bulacaklar.
18📌 Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?
Bir yaşam koçu olarak insan ruhunu anlamaya çalışmam ve bunu edebiyatın diliyle harmanlamam. Gerçekliğin içinden çıkıp gelen karakterlerim ve içtenliğim belki de en belirgin farkım.
19📌 Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?
Hiçbir cümlenizi küçümsemeyin. Her kelime bir gün yerine oturur.
20📌 Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?
“Yazdıkların önce seni iyileştirecek, sonra başkalarının yarasına merhem olacak.”

