ZEYNEP YILDIRIM:KİTAPLARLA BİRLİKTE HAYATA KARIŞMAK

KİTAPLARLA BİRLİKTE HAYATA KARIŞMAK

Çocukluğumdan beri kitapların arasında dolaşıyorum. Kitap okumaya nasıl başladığımı tek bir güne, tek bir kitaba bağlayamıyorum. Çünkü kitaplar hayatıma yavaş yavaş yerleşti. Önce okul kitaplıkları, sonra evde biriken kitaplar, ardından kendi kitaplıklarım… Okudukça merakım arttı, merak ettikçe kitapların peşine düştüm.

Okul yıllarında kütüphanelere özellikle giderdim. Rafların arasında dolaşmayı, kitapların sırtlarını tek tek okumayı, hiç tanımadığım yazarlarla karşılaşmayı severdim. Bir kitabı elime alır, arka kapağını okur, birkaç sayfasını karıştırır, sonra başka bir kitaba geçerdim. Kütüphanede saatler geçirebilirdim. Bazen okumaktan çok orada bulunmak bile yeterdi bana. Çünkü kütüphaneler benim için yalnızca kitapların bulunduğu yerler değildi; her raf başka bir dünyaya açılıyordu. Başka insanların hayatlarını, düşüncelerini, hayallerini, acılarını ve sevinçlerini kitapların sayfalarında tanıyordum. Çocukken okuduğum hikâyelerde anlatılan hayatların gerçekten yaşandığını düşünürdüm. Kurgu ile gerçek arasındaki ayrımı henüz bugünkü gibi bilmiyordum. Sonradan bunların kurgu olduğunu öğrendim; ama her hikâyenin içinde yaşanmışlıklardan, gerçek hayatlardan ve insan deneyimlerinden izler bulunduğunu fark ettim. Kitapların beni en çok etkileyen yanı buydu: Hiç tanımadığım insanların dünyalarına giriyor, onların hayatlarına dokunuyor ve kendi dünyamdan farklı hayatları tanıyordum. Kitap toplama aşkım da böyle gelişti. Okudukça daha fazlasını istedim. Bir süre sonra kitaplarım çoğaldı, kitaplıklarım oluştu. Cenneti de bu yüzden büyük bir kitaplık olarak hayal etmişimdir hep. Bazen düşünüyorum: İnsan kendi cennetini biraz da sevdiği şeylerden, meraklarından ve ilgilerinden mi kuruyor? Benim cennetim, büyük ihtimalle sonsuz rafları olan bir kütüphane olurdu. Çünkü insan nereye giderse gitsin kendi dünyasını içinde taşıyor. Kitap da insanın yanında taşıdığı dünyalardan biri. Bir kitabı açtığınızda yalnızca sayfaların arasına girmiyorsunuz; başka bir zihne, başka bir zamana, başka bir hayata geçiyorsunuz. Bazen yıllar, hatta yüzyıllar önce yazılmış bir cümle, bugün sizin hayatınızın tam ortasına düşebiliyor.

Hayatım boyunca kitaplar yanımdan hiç eksik olmadı. Okuyup bitirmem gereken, “Bir an önce okuyayım.” Dediğim kitaplar oldu; uzun süre beklettiğim, zamanını kolladığım kitaplar da… Odamda benimle birlikte yaşayan, raflarda sessizce sırasını bekleyen kitaplar… Bir dönem “Önce kitapları alayım, sonra hepsini okurum.” Düşüncesiyle hareket ettim. Kitapçı raflarının önünde kendimi tutamadığım, okumak istediğim her kitabı kütüphaneme katmak istediğim zamanlar oldu. Sonra bunun zamanla bir kitap kalabalığına, hatta bir kitap kaosuna dönüşebildiğini fark ettim. Çünkü insanın ömrü bütün kitapları okumaya yetmiyor. Dünyada okunmayı bekleyen kitaplar, tek bir insan ömrünün çok ötesinde. Belki iyi bir okurun biraz da bu gerçekle yüzleşmesi gerekiyor. Ne kadar sevsek de bütün kitapları okuyamayacağız. Bu yüzden seçmek de okurluğun bir parçası. Nasıl giyeceğimiz kıyafeti, izleyeceğimiz filmi seçiyorsak, okuyacağımız kitabı da seçmeliyiz. Ben de zamanla daha nitelikli bir okur olmaya, kitaplığıma alacağım kitaplarda daha seçici davranmaya başladım. Kitaplığımı sadeleştirmemin nedeni de biraz bu. Çok kitap sahibi olmaktan ziyade, dönüp yeniden bakacağım, beni besleyecek ve hayatımda karşılığı olacak kitaplarla yaşamayı tercih ediyorum.

Şimdi bir kitabı elime aldığımda yalnızca onu okuyup okumayacağımı değil, bana ne söyleyeceğini, bende nasıl bir karşılık bulacağını da düşünüyorum. Kitap benim için artık yalnızca okunup rafa kaldırılan bir nesne değil; bazen bir düşüncenin başlangıcı, bazen bir cümlenin peşinden giden uzun bir yol, bazen de insanın kendine yeniden bakmasını sağlayan bir ayna. Şiirlerime, metinlerime ve farklı edebiyat türlerinde yazdığım çalışmalara da buradan besleniyorum. Okuduğum her kitap, zihnimde ve içimde başka bir kapı aralıyor. Bu yüzden kitaplığımı da sadeleştirdim. Şiirden romana, öyküden denemeye, düşünce kitaplarından felsefeye, dinî metinlerden farklı türlerde eserlere kadar, dönüp dönüp bakacağımı bildiğim kitapları yanımda tutuyorum. Sabahattin Ali’ler, Sait Faik Abasıyanıklar, Sezai Karakoçlar, Cahit Zarifoğlular, Nuri Pakdiller, Rasim Özdenörenler… Onlar benim için yalnızca raflarda duran isimler değil; hayatımın farklı dönemlerine eşlik etmiş, okurluğumun ve düşünce dünyamın oluşmasına katkıda bulunmuş insanlar. Üstelik bazılarıyla hayattayken tanışma bahtiyarlığına da eriştim. Sezai Karakoç’la ve Rasim Özdenören’le tanışmış olmak, kitaplardan tanıdığım, cümleleriyle hayatıma eşlik eden insanlarla aynı zamanda ve aynı dünyada karşılaşabilmekti benim için. Bu yüzden onların isimleri kitaplığımda olduğu kadar, hafızamda da ayrı bir yerde duruyor. Elbette bunlar yalnızca birkaç isim. Hayatımın farklı dönemlerinde kitaplarıyla bana eşlik eden, cümleleriyle iz bırakan daha nice yazar ve şair oldu. Bazı kitaplar bir döneminizde sizi buluyor, bazılarına yıllar sonra dönüyorsunuz. Aynı kitabı yeniden okuyorsunuz ve bu kez başka bir cümle sizi yakalıyor. Değişen çoğu zaman kitap değil, siz oluyorsunuz.

Yanımda kitap taşımayı da hep sevdim. Dışarı çıkarken çantama mutlaka bir kitap koyduğum zamanlar oldu. Bir kafede otururken, yolculukta ya da günün herhangi bir boşluğunda birkaç sayfa okuyabilmek için… Özellikle uzun bir yolculuğa çıkacağım zamanlarda çantama kitap koymadan çıkamazdım. Bazen o kitap çantama fazladan bir ağırlık, omzuma fazladan bir yük olurdu. Ama bunu hiç dert etmezdim. Çünkü kitabı yanımda taşımak, okuyamasam bile bana huzur verirdi. Yol boyunca kitabın kapağını bile açamadığım olurdu; yine de onu yanımda götürmek, dönüşte yeniden çantama koyup eve getirmek bana iyi gelirdi. Sanırım bu biraz da kitap sevgisinin insanda bıraktığı, dolayısıyla bende de yer eden güven duygusuyla ilgili. Yanımda bir kitap olduğunda, sanki yalnız değilmişim gibi hissederdim. Çantamda, gerektiğinde açıp içine sığınabileceğim başka bir dünya taşırdım. Bunun yalnızca kendime ait bir alışkanlık olmadığını da düşünüyorum. Kitaplarını hayatın içine taşıyan, onları çalışma masasının sınırlarında bırakmayan yazarlar da var. Örneğin Alexander McCall Smith, W. H. Auden’in Collected Shorter Poems kitabını üniversite yıllarında keşfettikten sonra seyahatlerinde bu kitabı bavulunda taşımaya devam ettiğini anlatıyor.  Bu düşünce beni hep etkiliyor: Kitap yalnızca okunmak için elimizde tuttuğumuz bir nesne değil; yolculuğa, bekleyişe, sessizliğe ve gündelik hayatın küçük anlarına eşlik eden bir yol arkadaşı. Bazen bir düşünce kitabı taşıdım, bazen roman, öykü ve çoğunlukla şiir. Çünkü kitapların hayatın arasına karışabilmesini seviyorum. Sokakta gördüğüm bir şey, bir insanın söylediği bir söz, bir manzara ya da sessizlik, okuduğum bir cümleyi yeniden hatırlatabiliyor. Böylece kitap hayatın kendisine karışıyor.

Ve yıllar sonra, bir gün kendi kitaplarım çıktı.

Bu, benim için başka türlü bir mutluluktu. Bir zamanlar okul kütüphanelerinde rafların arasında dolaşan, kitapları çantasına koyup eve götüren çocuk, yıllar sonra kendi yazdığı kitabın bir başkasının çantasına girebileceğini gördü. Birinin benim kitabımı yanında taşıması… Bir kafede, otobüste, parkta ya da evinin bir köşesinde benim yazdığım sayfaları okuması… Bir cümlemin başka birinin zihninde yeni bir düşünceye dönüşmesi… Yazmanın beni en çok mutlu eden taraflarından biri de bu. Bir zamanlar başkalarının kitaplarını taşıyan insan, bir gün kendi kitabının da başka insanların hayatlarına eşlik ettiğini görüyor. Üstelik bunu çocukken de bir şekilde biliyordum. Kütüphanelerde saatler geçirirken, defterlerin kenarlarına notlar alırken, şiirler ve düz yazılar karalarken içimde hep bir inanç vardı: Bir gün kendi cümlelerim de benden çıkıp başka insanlara ulaşacaktı. Bir kitaplığın rafında yer bulacak, bir çantaya girecek, bir yolculuğa eşlik edecek, belki bir kalbe yerleşecekti. Düşüncelerimin güzel duygulara, güzel düşüncelere vesile olmasını istiyordum. Yazdıklarımdan ve kelimelerimden güzellikler çıkmasını istiyordum. Şimdi bunun gerçekleştiğini görmek, benim için tarifsiz bir mutluluk. Kitaplığıma baktığımda yalnızca kitapları görmüyorum. Çocukluğumu, gençliğimi, okuduğum cümleleri, altını çizdiğim satırları, sevdiğim yazarları ve hayatımın farklı dönemlerini görüyorum. İnsanın kitaplığı biraz kendi hayatının arşivi gibidir. Benim cennetim büyük bir kitaplıksa, o raflarda yalnızca kitaplar olmayacak. Çocukluğum, unutamadığım hikâyeler, sevdiğim yazarlar, yazdığım kitaplar ve bütün bunlarla birlikte geçirdiğim hayat da orada olacak. Çünkü kitaplara baktığımda, bir bakıma kendi hayatıma da bakıyorum. Yıllar içinde okuduklarım, yazdıklarım ve yaşadıklarım birbirine karıştı. Başkalarının dünyalarına açılan kitaplardan geçerek kendi dünyamı kurdum. Şimdi o dünyayı okurlarla paylaşabilmek, kendi cümlelerimin başka hayatlara dokunmasına tanıklık etmek benim için büyük bir mutluluk. Nasıl ki yıllar boyunca okuduğum kitaplar kendi dünyalarını bana açtıysa, benim dünyamın da okurlara açılması benim için aynı ölçüde kıymetli. Birilerinin cümlelerimde kendinden bir şey bulması, yeni bir düşünceye ulaşması ya da birkaç dakika olsun başka bir dünyanın içinde nefes alması… Bir zamanlar başkalarının kitaplarından kendime dünyalar kurarken, bugün kendi kitaplarımdan başka insanların kendilerine bir dünya kurabilme ihtimali, yazmaya devam etmem için başlı başına bir sebep.

“Ben yaşadım, vardım, var oldum ve yazdım. Ben de hayattayım. Benim dünyam bu.”

Bunu söyleyebilmek, sanırım bir yazar için en güzel duygulardan biri. Ve şimdi merak ediyorum: Sizler hangi kitapları günlük hayatınızda yanınıza taşırsınız? Hangi kitaplar çantanıza girer, sizinle birlikte sokağa çıkar, bir kafede sizinle oturur, yolculukta size eşlik eder? Hangi kitaplar sizinle birlikte hayata karışır? Belki de hepimizin yanında taşıdığı, kendi küçük cennetinden bir kitap vardır. Benimki ise okuduğum, yazdığım ve hayatıma karışan bütün o cümlelerin arasında saklı. Bir daha dünyaya gelsem, yine o cümlelerin peşinden giderdim. Yine okur, yine merak eder, yine yazar ve yine kendi dünyamı kelimelerle kurmak isterdim. Çünkü kitaplarla büyüdüm; kitaplarla kendimi buldum ve sonunda kendi dünyamı da kitapların arasına bıraktım.

Zeynep Yıldırım

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir