GÜLNAZ OKUYAN:Sesten Söze

Sesten Söze

Önce ses vardı. Dünyaya gelmeden evvel, önce sesimiz duyulurdu. Ağlama sesiyle başlardı bütün hikayeler. Sahi insan dünyaya gelirken neden ağlardı?  Hikayemiz neden gözyaşı ile başlardı ki? Sonunda gülebilmek için miydi yoksa? Kim bilir belki de. Ses söze dönüşmeden, söz de satıra dökülmeden tek başına anlamlı olmazdı. Ve insan sesin söze, sözün de satıra dökülmesi için bulunmaz bir hazineydi. Bu alemde her canlı kendi lisanınca konuşur anlaşırdı. Bitkiler kendi dilinde, hayvanlar kendi arasında bizim bilmediğimiz bir dili konuşurdu. İnsan da kendi arasında bir dildi. Sesini söze dökerek, yeri geldiğinde sözün de ötesinde satırlara sığarak ve sığınarak anlatırdı merakını ve meramını.

Bazen dili susar sözcükleri konuşurdu insanın. O sözcükler ki, yürek imbiğimden damla damla süzülen, satırlara döküldükçe şekillenen  teselli kaynağımız olurdu. Tercüman olurdu hislerimize. Sesimizi duyurmak adına bir yolculuktu bizimkisi. Ve bu yolculukta sesimiz sözümüze, sözümüz satırlarımıza döküldükçe anlamlı oldu. Ve bir başkasında anlam buldu. İçimizden taşıp başkasına da ilham oldu sesten söze dönüşen cümlelerimiz. Sesimizin sustuğu yerde, hayat durur, renkler solardı. Solmayan ve durmayan sadece söze dökülmüş satırlardır. Ne mutlu ki, sesinde sözünü satırlara miras bırakanlara. O mirasa sahip çıkanlara. Sesiyle çığlık olup, sağır dünyayı uyandıranlara, geçici dünyaya kalıcı izler bırakanlara selam olsun! Sözcükleri utandırmadan, acıtmadan, kırmadan gönülden dökenlere selam olsun!

Gülnaz Okuyan

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir