
1-Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Ben İdris Kenç. 1977’de Ağrı’da doğdum. İktisat okudum ama rakamların değil, kelimelerin peşine düştüm. İstanbul’da uzun yıllar mali müşavirlik yaptım; sonra Rusya’da ticaret, şimdi de Avustralya’da bir kafe işletiyorum. Evliyim, biri kız iki çocuğum var. Hayatım hep göçle geçti: Ağrı’dan İstanbul’a, oradan Rusya’ya, sonra Avustralya’ya… Her durak bana başka bir insan yüzü, başka bir hikâye sundu. Kafemin kapısından giren her kültür, yazdığım satırlara sızıyor. Yazmak benim için kendimi onarma, geçmişin küfünü silme ve geleceğe umut ekme biçimi. Datça’da Solucan gazetesinde köşe yazarlığı yapıyorum; siyasetten uzak, insana dair yazıyorum. Ortaokuldan beri yazıyorum; masallar, yoksunluk hayalleri ve uzun kış geceleriyle büyüdüm.
2- Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?
Çocukluğumdaki yoksunluklar, ulaşamadığım şeyleri hayalle çağırma ihtiyacı… Ağrı’nın soğuk gecelerinde anlatılan masallar, içimde biriken yarım kalmışlık duygusu. Üniversite yıllarında ilk yazılarımı dergilere gönderdiğimde aldığım olumlu dönüşler beni cesaretlendirdi. Ama asıl kırılma, İstanbul’da mali müşavirlik yaparken hissettiğim yalnızlık ve içsel boşluktu. Rusya’da dört yıl ticaret yaparken farklı kültürlerle karşılaşmak, Avustralya’ya yerleşip kafe açmak… Her göç, beni yeniden yazmaya itti. Kaybetmeler, ayrılıklar, söylenememiş sevgiler… Hepsi kalemi elime aldıran dönüm noktalarıydı. Yazmak, o anlarda kendimi yeniden inşa etmenin yolu oldu.
3- Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız İlk eseriniz neydi?
Ortaokuldan beri yazıyorum. Üniversitede gençlik dergisine ve sonrasında edebiyat sitelerine yazmaları saymazsak ilk yayımlanan eserim, 2022’de çıkan Gardenia Çiçeği öykü kitabıydı. 11 öyküden oluşuyor; Datça’da iki yaralı kalbin hikâyesinden, Pınar Gültekin’e adadığım “Avukat” öyküsüne kadar, gerçekle kurgunun iç içe geçtiği bir ilk adım.
4- Bu ilk adım size ne hissettirdi?
Hem korku hem özgürlük. Yıllarca içimde birikenleri nihayet dışarı vurmak, bir nevi doğum gibiydi. Okurlardan gelen “Bende de aynı yara var” mesajları, yalnız olmadığımı hissettirdi. Eksikliklerimle yüzleştim ama aynı zamanda kendimi tedavi ettim. Gardenia Çiçeği, benim için bir parfüm gibiydi: Kendi kokumla iyileştim, sonra başkalarına sundum.
5- Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?
Evet. Yarım kalmış duygular (söylenmemiş teşekkürler, geç kalmış özürler, bastırılmış sevgiler), göç ve aidiyet, geçmişle yüzleşme, ölüm-zaman-bellek, adaletsizlik (kadın cinayetleri, ötekileştirme, mülk gaspı) ve baba-çocuk ilişkisi. Karakterlerim genellikle yaralı ama dirençli: Kerem (Gardenia Çiçeği), Ahmet (Bir Nefeslik Zaman), Baran (Kökler ve Kanatlar)… Hepsi bir şekilde “geç kaldım” diyor ama yine de bir nefeslik umut arıyor.
6- Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?
Her karakterimde bir parçam var. Ahmet’in ölüm anındaki pişmanlığı, Baran’ın annesinden kopuşu, Nur’un “Bulutlarımı yaz” çığlığı… Hepsi benden izler taşır. Ama birebir ben değilim; ben, o duygunun etrafına bir karakter örüyorum. Yazarken kendimi değil, tanıdığım acıları, özlemleri, yüzleşmeleri yazıyorum.
7- Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz
-Gardenia Çiçeği (2022): 11 öykü. Yarım kalmış aşklar, adaletsizlik, yüzleşme.
–Kökler ve Kanatlar (2025): Göçmen hikâyeleri, köklerle kanatlar arasında sıkışan insanlar.
–Bir Nefeslik Zaman (Ekim 2025): İlk roman. Zaman ve Ölüm’ün aynı odada olduğu, bellekle iç içe geçen bir ölüm anı.
–Kendimden Notlar (yakında): Deneme, felsefi sorgulama, kişisel gelişim. 206 sayfa, “kendine yazılmış mektuplar”.
8- Bu kitapların sizin için anlamı nedir?
Her biri bir nefes. Gardenia Çiçeği iyileşmemdi, Kökler ve Kanatlar göçmenliğimdi, Bir Nefeslik Zaman vasiyetimdi, Kendimden Notlar ise içsel yolculuğum. Hepsi, çocuklarıma ve geleceğe bıraktığım miras. Yazmak, benim için eksik kalan yerleri onarma biçimi.
9- Yazarken size ilham veren şey nedir?
Koku, ses, doku. Özgür olma isteği, ekmeğin sıcaklığı, Ağrı’nın kar kokusu… Kafemde bir müşterinin gözündeki hüzün, Datça’da dalga sesi, çocukluğumdaki çınar ağacı… Hayatın küçük anları, büyük duyguları barındırıyor.
10- Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?
Geç kalmışlık hissi. Bir cümle söylenmemişse, bir özür dilenmemişse, bir sevgi bastırılmışsa… O an, kalemi elime aldırır. Yazmak, o eksik cümleyi tamamlamanın yolu.
11- Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?
Düzensiz ama sürekli. Kafede sabah erken saatlerde not alırım, gece çocuklardan sonra yazarım. Datça’daki köşe yazılarım aylık, ama öykü ve romanlar duygunun yoğunluğuna göre gelir. Bazen bir koku, bazen bir cümle… Durduramam.
12- Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?
Açıkçası yok
13- Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?
Duyguyu sade ama derin tutmak. Çok şey söylemek isterken, kelimeleri boğmamak. Okuru sıkmadan kalbine dokunmak. Bir de, gerçekle kurgu arasındaki o ince çizgiyi korumak.
14- Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?
Evet. İlk kitapta eksiklerimi gördüğümde, “Bu kadar mı?” dedim. Ama bir okurun “Beni anladığınızı hissettim” demesi, her şüpheyi sildi. Vazgeçmek, susmak demek. Ben susamam.
15- Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir
-Hiçbir şeyi ertelemeyin. Söyleyin, haykırın, yaşayın.
-Geçmişle barışmadan geleceğe uçulmaz.
–Her yara, bir hikâyedir. Hikâye anlatılırsa, iyileşir.
–Zaman bir nefesliktir; o nefeste sevgi, özür ve bağ kalmalı.
16-Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?
Bir sızı, bir tebessüm, bir düşünce. “Ben de geç kaldım” ya da “Şimdi tam zamanı” hissi. Kalbinde bir iz, zihninde bir yankı.
17- Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Çünkü kendi hikâyelerini bulacaklar. Her satırda bir tanıdık yara, bir tanıdık umut var. Sade ama içten. Okurken yalnız hissetmeyecekler.
18- Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?
Çok mekanlı, çok kültürlü, çok dilli bir bakış. Ağrı’dan İstanbul oradan Rusya ve Avustralya’ya uzanan bir göçmen gözüyle yazıyorum. Duyusalım: Koku, doku, ses, toplumsal sorunları işleyen… Ve her zaman gerçekle kurgu arasında bir köprü kuruyorum.
19- Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?
Yazın. Susmayın. Kendi acınızı, kendi kokunuzu yazın. Kimse sizin gibi yazamaz. Eksikliklerinizle başlayın; mükemmeliyet sizi durdurur. Ve en önemlisi: Okuyucuya değil, kendinize yazın. Gerisi gelir.
20- Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?
“Korkma, kalemi eline al; çünkü senin hikâyen, henüz kimsenin anlatmadığı bir hikâyedir.”

