SEVDA ANLI:Bir İnsan Ne Zaman Vazgeçer?

Bir İnsan Ne Zaman Vazgeçer?

Bir insan ne zaman vazgeçer? Bir sabah uyanıp “Artık yeter.” dediğinde mi? Yoksa vazgeçmek, o cümleden çok daha önce mi başlar?

Belki de insan bir anda vazgeçmez. Önce biraz susar. Sonra biraz daha bekler. Bir şeylerin düzeleceğine inanır. Kendince bahaneler bulur. “Zamanla geçer.” der. “Beni anlar.” der. “Biraz daha sabredeyim.” der. Ve fark etmeden, içindeki umuttan küçük parçalar bırakmaya başlar.

Vazgeçmek çoğu zaman bir kapıyı çarpıp çıkmak değildir. Bazen bir insanın yanında otururken artık hiçbir şey anlatmak istememektir. Bazen eskiden heyecanla beklediğin bir mesajın gelmemesini önemsememektir. Bazen kırıldığında açıklama yapmak yerine susmayı tercih etmektir. Bazen de yıllarca peşinden koştuğun bir hayalin karşısında durup, ilk kez kendine şu soruyu sormaktır:

“Ben bunu gerçekten istiyor muyum, yoksa sadece vazgeçmiş görünmekten mi korkuyorum?”

Çünkü insanın en zor vazgeçtiği şey, çoğu zaman bir insan değildir, bir ihtimaldir. Bir gün değişir diye beklediğimiz bir insan, bir gün düzelir diye tuttuğumuz bir ilişki. Bir gün gerçekleşir diye ertelediğimiz bir hayal, bir gün bizi fark eder diye verdiğimiz emek…

İnsan bazen gerçeği değil, gerçeğin olmasını istediği hâlini sever. Ve belki de en uzun bekleyişlerimizi, gerçekleşmeyeceğini bildiğimiz ihtimallerin önünde yaparız.

Toplum bize vazgeçmeyi pek öğretmedi. Bize mücadele etmemiz söylendi. Sabretmemiz söylendi. Dayanmamız söylendi. “Pes etme.” dendi.

Oysa kimse bize her mücadelenin sürdürülmeye değer olmadığını anlatmadı. Bazı kapılar zorlandıkça açılmaz. Bazı yollar yürüdükçe kısalmaz. Bazı insanlar ne kadar severseniz sevin, sizi görmeyi öğrenmez. Bazı hayaller ise ne kadar emek verirseniz verin artık size ait değildir. Bunu kabul etmek kolay değildir. Çünkü vazgeçtiğimizde başarısız olduğumuzu düşünürüz.

Oysa bazen vazgeçmek, başarısızlık değil; kendini fark etmektir. Nereye kadar gidebileceğini değil, nerede durması gerektiğini bilmektir insanın gerçek olgunluğu.

Bir kadın düşünün. Yıllarca herkesi mutlu etmeye çalışmış. Evinin yükünü taşımış, çocuklarını büyütmüş, işine yetişmiş. Herkesin derdini dinlemiş, kendi ihtiyaçlarını hep biraz daha ertelemiş.

Bir gün aynanın karşısına geçmiş, yüzünde yılların yorgunluğunu görmüş ve ilk kez kendisine sormuş:

“Peki ben ne zaman yaşayacağım?”

İşte bazen vazgeçmek tam da burada başlar. Başkalarının senden beklediği kişiden vazgeçtiğin anda, herkesi memnun etme çabandan vazgeçtiğin anda. Sana iyi gelmeyen bir ilişkide yalnız kalmaktan korkmamaya başladığın anda, kendini sürekli açıklamak zorunda hissetmediğin anda…

“Hayır.” demenin suç olmadığını anladığın anda, insan bazen bir başkasından değil, kendisine yıllardır giydirdiği kimlikten vazgeçer ve belki de en zor vazgeçiş budur.

Peki vazgeçmek her zaman doğru mudur? Hayır elbette.

Bazen erken vazgeçeriz. Bir başarısızlığı son sanırız. Bir reddedilmeyi kader zannederiz. Bir kötü günün, bütün hayatımızın özeti olduğuna inanırız.

Bu yüzden her yorulduğumuzda vazgeçmemeliyiz ama her yorulduğumuz hâlde de devam etmek zorunda değiliz.

Aradaki farkı anlayabilmek önemli.

Çünkü mücadele etmek ile kendini tüketmek aynı şey değildir. Sabretmek ile kendinden vazgeçmek aynı şey değildir. Sevmek ile kendini yok saymak aynı şey değildir. Sadakat ile bir yerde mecbur kalmak aynı şey değildir. Ve en önemlisi…

Vazgeçmek ile yenilmek aynı şey değildir.

Bazen insan kazanmak için değil, kendisini kaybetmemek için gider.

Belki de insanın vazgeçtiği an, artık hiçbir şey hissetmediği andır. Çünkü öfke bile bir bağdır. Kırgınlık bile bir beklentinin izidir. Bir insan hâlâ anlatmaya çalışıyorsa, hâlâ anlaşılmayı umuyordur. Ama bir gün anlatmayı bıraktığında, bir gün hesap sormayı bıraktığında, bir gün “Neden?” diye sormadığında. Bir gün gidişinin ardından dönüp bakmadığında, belki de asıl vazgeçiş o zaman gerçekleşmiştir.

Sessizce. Kimse fark etmeden, büyük cümleler kurmadan. Çünkü bazı vedaların sesi yoktur.

Hayat bize bazen kalmayı öğretir ama gitmeyi de öğrenmemiz gerekir. Bir yerde artık kendimiz değilsek, bir ilişkide sürekli eksiliyorsak, bir hayalin peşinden koşarken kendimizi unutuyorsak. Her gün biraz daha susuyor, biraz daha küçülüyor, biraz daha kendimizden uzaklaşıyorsak. Belki de sormamız gereken soru “Ne kadar daha dayanabilirim?” değildir.

Belki soru şudur:

“Burada kalırsam kendimden ne kadar daha vazgeçmek zorunda kalacağım?”

İşte o zaman bazı cevaplar kendiliğinden gelir ve insan anlar:

Bazen gitmek, kaçmak değildir. Bazen gitmek, kendine dönmenin tek yoludur.

Bir insan ne zaman vazgeçer?

Belki artık sevmediğinde değil, belki artık beklemediğinde.

Belki artık kırılmadığında değil, belki artık kırılmayı önemsemediğinde.

Belki artık umudu kalmadığında değil, belki umudunu yanlış yerde aramaktan vazgeçtiğinde.

Ve belki insanın en büyük vazgeçişi, bir başkasından değil; kendisini tüketen hâlinden vazgeçmesidir.

Çünkü bazı şeyleri bırakmak, hayatın sonu değildir. Bazen bir şeyden vazgeçtiğiniz gün, kendinize yeniden yer açarsınız. Ve belki hayat, tam da o boşlukta yeniden başlar.

Bazen vazgeçmek, kaybetmek değil; kendini yeniden seçmektir.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir