Remziye Gönenç Koşar:Yaşam Amacını Bulma Baskısı

Yaşam Amacını Bulma Baskısı

Bir süredir insanlara aynı şey söyleniyor:

Yaşam amacını bul.

Ne istediğini keşfet. Hayatının anlamını bul. Kendini geliştir. Eksiklerini tamamla. Bir hedef belirle.

Bunların hiçbirinde ilk bakışta yanlış bir şey yok. İnsan kendini tanımak, öğrenmek, gelişmek ve hayatının nereye gittiğini anlamak ister.

Ben de aradım.

Ama bugün geriye dönüp baktığımda önemli bir ayrım görüyorum:

Ben yaşam amacımı aramaya, yaşam amacı diye bir şey olduğunu öğrendiğim için başlamadım.

Duymadan önce de zaten öyleydim.

Bir şeyleri anlamaya çalışıyor, soruların peşinden gidiyor, bazen ne aradığımı bilmeden arıyordum.

Belki gerçek arayış biraz böyledir.

İnsan neyi bulacağını bilmeden yola çıkar. İçinde bir soru, bir merak, nedenini tam açıklayamadığı bir çekim vardır.

Sonra bir gün bütün bunların bir adı olduğunu öğrenirsin:

Yaşam amacı.

Ve fark etmeden başka bir şey başlar.

Artık yalnızca aramıyorsundur.

Bulman gerektiğini de düşünmeye başlarsın.

Aramakla bulmak zorunda olmak arasındaki fark burada ortaya çıkar.

Aramakta belirsizliğe yer vardır. Denersin, yanılırsın, bir yere gidersin, sonra başka bir yere dönersin.

Bulmak zorunda olduğunu düşündüğünde ise arayışın içine hırs, kaygı ve yük girer.

“Artık bulmuş olmam gerekmiyor mu?”

“Doğru şeyi mi yapıyorum?”

“Hayatımı boşa mı geçiriyorum?”

Bir noktadan sonra insan yaşamaktan çok, yaşadığı hayatın doğru olup olmadığını kontrol etmeye başlayabilir.

Oysa bazı şeyler yaşanmadan bilinmez.

Bazı yolların bizi nereye götüreceğini ancak yürüdükten sonra anlarız.

Belki de bilmemek bir eksiklik değil, keşfin doğal parçasıdır.

Bu düşünce beni bugün başka bir yerde de düşündürüyor.

İnsanlar eğitimden eğitime koşuyor. Yeni bir şey öğreniyor, ardından başka bir eğitim, başka bir beceri, başka bir sertifika geliyor.

Öğrenmek elbette kıymetli.

Ama bazen insan öğrenmekten çok kendisine yüklenmeye başlıyor.

Sanki mevcut hâli yeterli değilmiş gibi.

Bir eğitim bitiyor, fakat “yetmiyor” duygusu bitmiyor.

Belki mesele bilgi eksikliği değil.

Kendimizi sürekli eksik görmeye alışmış olmak.

Burada kendime şu soruyu soruyorum:

Bir şeyi gerçekten merak ettiğim için mi öğreniyorum, yoksa henüz yeterli olmadığımı düşündüğüm için mi?

İkisi birbirine benzeyebilir ama aynı şey değildir.

Meraktan öğrenmenin içinde keşif vardır.

Kendine yüklenerek öğrenmenin içinde yetişme telaşı.

Biri insanı genişletebilir; diğeri yorabilir.

Belki de günümüz insanının yükü yalnızca yaşam amacını bulmak değil.

Bir de bulduğu amaca layık olabilmek için sürekli daha iyi olması gerektiğine inanmak.

Daha çok bilmek, daha başarılı olmak, daha donanımlı olmak, daha üretken olmak…

Peki insanın bir süreliğine sadece olmasına ne zaman izin verilecek?

İnsan bir proje değil.

Her gün tamamlanması gereken bir eksikler listesi de değil.

Öğrenebiliriz, değişebiliriz, gelişebiliriz. Ama bütün bunları kendimizi sürekli yetersiz hissederek yapmak zorunda değiliz.

Belki yaşam amacını bulmakla ilgili en büyük yanılgı, onu bir hedef gibi düşünmek.

Sanki bir gün bir yere ulaşacak ve:

“İşte buldum.”

diyeceğiz.

Oysa insan değişiyor. Merakları değişiyor. Hayatındaki sorular değişiyor. Bir dönem peşinden gittiği şey, başka bir dönemde yerini başka bir şeye bırakabiliyor.

Sonra yıllar geçiyor ve geriye baktığında, birbirinden kopuk sandığın uğraşların arasında bir çizgi görüyorsun.

Belki yaşam amacı dediğimiz şey, o çizgi.

Ama insan o çizgiyi yolun başındayken göremiyor.

Görmesi de gerekmiyor.

Çünkü bazı şeyleri önceden bilmek değil, yaşamak gerekiyor.

Ben bugün hâlâ arıyorum.

Ama artık arayışımı bir eksiklik olarak görmemeye çalışıyorum.

Her şeyi şimdi bilmek zorunda değilim.

Nereye varacağını bugün görmek zorunda değilim.

Bir şeyin hayatımdaki anlamını hemen adlandırmak zorunda da değilim.

Belki bazı cevaplar, ancak onları yaşayacak kadar zaman geçtiğinde görünür.

Bu yüzden artık kendime “Yaşam amacımı buldum mu?” diye sormaktan çok şunu soruyorum:

Beni tekrar tekrar kendisine çağıran ne?

Çünkü belki insanın yönü, gelecekte bulacağı büyük bir cevapta değil; bugün tekrar tekrar döndüğü şeylerde saklıdır.

Belki yaşam amacı, insanın bir gün bulup eline aldığı bir cevap değildir.

Yaşarken kendisini yavaş yavaş gösteren bir yöndür.

Ben artık aramayı bir başarısızlık değil, keşfin kendisi olarak görmeye daha yakınım.

Çünkü belki de insanın her zaman bilmesi gerekmiyor nereye varacağını.

Bazen bilmeden de yürüyebilir.

Yeter ki yürürken kendi sesini kaybetmesin.

Remziye Gönenç Koşar

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir