Esra Yılmaz

HÂFÎ

Esra Yılmaz

1-Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

Günlük hayatın içinde çalışan, sorumluluk taşıyan biriyim. Hayatımın önemli bir kısmı
disiplin, düzen ve gerçeklikle temas ederek geçti. Somut olanla, ölçülebilenle,
planlanabilenle iç içe bir yaşamım var.
Ama bunun yanında içimde her zaman daha sessiz bir alan vardı. Dışarıdan bakıldığında
daha sakin ve ölçülü görünebilirim; fakat iç dünyam hep kelimeyle düşündü. Yazı benim için
sonradan seçilmiş bir yol değil, içimde zaten var olan bir hâlin ifadesi.
Yaşadığım kırılmalar, yüzleşmeler ve iç hesaplaşmalar beni yazıya yaklaştırdı. Kendimi
büyük sıfatlarla tanımlamam. Daha çok yaşadığını içinde tartan, susarak düşünen biriyim.
“Hâfî” ismi de biraz bunu anlatıyor aslında. Saklı olan, derinde duran… Yazı benim için
görünür olmak değil; içeride olanı temiz tutma çabası.
Yazmak benim için bir iddia değil; bir denge hâli.

2- Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?

Yazarlık benim için bir meslekten çok bir iç süreçti. Ama bazı kırılma anları bu süreci
görünür kıldı.
İnsanın en çok sustuğu dönemler bazen en çok düşündüğü zamanlar oluyor. Benim için de
dışarıdan çok içeriye döndüğüm dönemler belirleyici oldu. Anlaşılmadığımı düşündüğüm
zamanlar, uzun iç konuşmalar, kendi içimde verdiğim cevaplar…
En belirgin dönüm noktası, kırıldığım yerde sertleşmemeyi seçmeye çalıştığım zamandı.
Çünkü kırılmak hayatın içinde var; ama o kırılmanın insanı neye dönüştüreceği bir tercih
alanı bırakıyor.
Yazı o tercihin içinde netleşti.

3- Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?

“Hâfî”, yayımlanan ilk kitap.
Ama yazmak bu kitapla başlamadı. Yıllar boyunca defterlerde kalan, kimseyle
paylaşılmayan metinler oldu. O yazılar bir kitap niyetiyle yazılmadı; sadece içimde birikenin
kaydıydı. Kırıldığım, düşündüğüm, kendimi tarttığım zamanların sessiz tanıklarıydı.
“Hâfî” o birikimin ilk kez görünür olması. Bir cesaret anından çok, bir tamamlanma hâli gibi.
Yazmak hep vardı; yayımlamak ise sözün artık saklanmaması gerektiğini kabul etmekti.
Bu yüzden ilk eser diyebilirim. Ama arkasında uzun bir susuş ve olgunlaşma süreci var.

4-Bu ilk adım size ne hissettirdi?

Büyük bir coşku değil.
Daha çok bir sükûnet.
Uzun zamandır içimde duran bir şey yerini bulmuş gibiydi. Gururdan çok iç huzuru
diyebilirim.
Bu adım benim için bir başlangıçtan çok, içimde devam eden bir yolculuğun görünür hâli
gibi.

5- Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?

Evet, bazı temalar doğal olarak tekrar ediyor.
Sessizlik en belirgin olanı. Ama içine kapanmak anlamında değil; insanın kendisiyle baş başa
kalabildiği anlar olarak. Çünkü insan en çok kendi içinde değişiyor.
Yalnızlık da sıkça geçen bir izlek. Eksiklik gibi değil; arınma ve berraklaşma zemini gibi.
Kalabalık bazen dağıtıyor, yalnızlık toparlıyor.
Şiir doğrudan karakter kurmaz belki ama her metnin içinde bir duruş var. Kırıldığında
sertleşmemeye çalışan, hüküm vermeden önce kendine bakan bir insan hâli.
Kendimi tamamen bir metnin içine yerleştirmem. Ama yazdığım her şiirde içimden geçmiş
bir iz mutlaka vardır.

6- Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?

Şiirde klasik anlamda karakter kurmuyorum. Ama her metinde bir ruh hâli var ve o hâle
yabancı değilim.
Bazı şiirler yaşanmış bir duygunun izi. Bazıları daha çok gözlem. Ama içimde karşılığı
olmayan hiçbir cümleyi yazamıyorum.
Kendimi bütünüyle bir metne yerleştirmem. Çünkü şiir yalnızca kişisel hikâye değildir;
ortak hâllere de dokunur. Ama yazdığım her satırdan ben de geçtim.
Belki şöyle söylemek daha doğru: Yazdığım metinler beni anlatmaz; ama beni saklamaz da.

7- Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?

Şu an yayımlanmış tek kitap var: Hâfî.
Seksen şiirden oluşan, kendi içinde tematik bir akışı olan bir çalışma. Rastgele bir toplam
değil; metinler bir araya gelirken bir bütünlük oluştu.
Kırılmalardan başlayıp kabullenişe doğru ilerleyen bir çizgi var. Her bölüm farklı bir ruh
hâlini taşıyor.
Benim için Hâfî, yaşadığım bir dönemin kaydı gibi.

8- Bu kitapların sizin için anlamı nedir?

“Hâfî” benim için sadece yayımlanmış bir kitap değil; yaşadığım bir dönemin görünür hâli.
Uzun süre içimde taşıdığım duyguların, yüzleşmelerin kelimeye dönüşmüş hâli. Bu yüzden
anlamı, dışarıdan gelecek bir başarı ölçüsünden önce kişisel.
Bu kitap, kırıldığım ama kararmamaya çalıştığım yerlerin kaydı.
Bir varış değil; bir yolun o döneme ait izi.

9- Yazarken size ilham veren şey nedir?

İlhamı romantik bir yerden görmüyorum.
Genellikle yoğun bir iç hâl yazıya dönüşüyor. Bazen bir cümle günlerce zihnimde dolaşır.
Bazen bir susuş, bir bakış ya da küçük bir kırılma anı.
Dile gelmeyen şey bir süre sonra kelimede yer arıyor.
Yazı benim için dışarıdan gelen bir esin değil; içte biriken bir hâlin ifadesi.

10- Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?

Bir düşünce gelip geçebilir. Ama bazı cümleler kalır.
Eğer bir duygu günlerce içimde dönüyorsa, orada yazıya dönüşecek bir şey var demektir.
Genellikle bu anlar sessizdir.
Yazıya dönüşen şey, o duyguya artık susamamaktır.
Kelime bastırılan değil; olgunlaşan duygudan çıkar.

11-Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?

Belirlenmiş saatlerim yok.
Yazı benim için planlı bir üretimden çok, içte yerini bulan bir hâlin görünür olması.
Her gün masa başına oturmam. Çünkü kelime zorlandığında değil, olgunlaştığında gelir.
Yazı masada başlamaz. İçte pişer; masada sadece şekil bulur.

12- Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?

Kesin bir saatim yok.
Kalabalıkta yazamam. Gürültü sadece dış ses değil; insanın içini de dağıtıyor. Yazı için önce
içeride bir toparlanma gerekiyor.
Gece ya da seher vakitleri bana daha yakın. Dünyanın biraz geri çekildiği zamanlar.
Ritüel demem belki ama bir hassasiyet var. İçimde yer açmadan yazmam.

13- Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?

En zor olan yazmak değil; kelimenin yönünü korumak.
Bazen bir cümle gelir, sade ve yerli yerindedir. Sonra zihin devreye girer. Daha etkili olsun,
daha güçlü dursun diye müdahale etmek ister.
Benim için zor olan, kelimenin içte durduğu yerden çıkmasına izin verebilmek.
Metni “güzel” yapmak değil; doğru yerden çıkarmak önemli.

14- Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?

Yazmaktan vazgeçmeyi düşünmedim. Çünkü yazı benim için bir tercih değil; içte karşılığı
olan bir şey.
Ama görünür olmak konusunda tereddüt ettiğim zamanlar oldu.
Her his yazılmalı mı? Her yazılan görünmeli mi? Bazen susmak da bir sorumluluk gibi
geliyor.
Bu yüzden bekledim. Yazının içimde tamamlanmasını.
Vazgeçmedim ama acele de etmedim.

15-Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?

Mesaj verme niyetiyle yazmıyorum.
Yazı benim için açıklama değil; bir sürece eşlik etme biçimi.
Metinlerde tekrar eden hâller var: sessizlik, yalnızlık, kırılma… Ama bunlar bir fikir değil;
yaşanmış bir süreç.
Yazı kimsenin önünde yürümez.
Yanında yürüyebilir belki.

16- Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?

Bir metnin okurda nasıl yer bulacağını belirlemek mümkün değil.
Ben bir sonuç cümlesi bırakmak istemem. Ama metnin içte küçük bir duraklama
oluşturmasını kıymetli bulurum.
Ne kadar kaldığı değil; nasıl değdiği önemli.

17- Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

“Okumalı” demem.
Ama insan bazen kendi içinden geçerken yalnızlaştığını zanneder. Yazı bazen o isimsiz
yerlere eşlik edebilir.
Eğer biri kendi içinden kaçmıyorsa, sessizlikten daralmıyorsa, bu metinler tanıdık gelebilir.

18- Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?

Kıyas yapmayı doğru bulmam.
Yazarken dikkat ettiğim şey, kelimeyi büyütmemek. Etki bırakma telaşına kapılmamak.
Belki fark buradadır.
Yazı dışarıyı etkilemek için değil; içeride yerini bulduğu için var.

19- Genç yazarlara ne söylemek istersiniz?

Benim geç öğrendiğim bir şey var: Acele, kelimeyi dağıtıyor.
İçinden geçmediğim hiçbir duygu yazıda yerini bulmadı.
Teknik öğrenilir ama içtenlik zaman ister.
Yazı kelimeden önce bir dikkat meselesi.

20- Yazmaya yeni başlayanlara mektup yazsanız ilk cümle ne olurdu?

“Yazmak istiyorsan, önce kendinden kaçmamayı öğren.”
Çünkü yazı kelimeyle değil, yüzleşmeyle başlıyor.
Cümle kurmak mümkün. Ama insan kendi karanlığından kaçmadığında yazı derinleşiyor.
Yazmak konuşmaktan farklı.
Konuşurken savunursun.
Yazarken soyunursun.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir