İnsanın ömrü bir “Gün” müdür ?
Sabah ile başlayıp gece ile biten “bir gün”.
Ne güzel başlangıçlar vardır sabahın seherinde açarsın gözlerini yarı aralayarak bakarsın parlayan güneşe, için ısınır ruhun aydınlanır güneş sayesinde. Gözün görmez, kamaşır ışığın huzmesinden. İçin kıpır kıpırdır ve yeni bir gün vardır önünde umutlarla başlayan. Bebek gülümsemesi saklıdır dudakların kenarında. Dil konuşamaz vücut yenilenmiştir geceden silkelenip. Ayaklar da tutulmuştur basamaz yeni doğan gibi yeni doğan günde.
Sabah bebekliktir, yatak kucaklar ana kucağı gibi sallar, sarıp sarmalar bırakmaz. Bir orada dinlenir beden, susmuştur düşünceler bekleyiverir tüm diğer eylemler. Zaman durmaz ki yerinde, saatler eşlik eder, akrebi yelkovan sürükler yaşamdır adları. Çekiştirirler çekiştirirler saati ileri götürmek için. Bebeklik de bir yere kadar değil mi? Tay tay durma zamanından sonra ayaklarını basma, yürüme, koşma vaktidir, zaman durmaz ilerler.
Öğlen çocukluktur 12 den sonrası gençlikle bitecek olan kısa bir çocukluk. Büyümeyeyim çocuk kalayım diyemediğin bunu anlamaya yetişkinlikten başlayabileceğin bir çocukluk dönemi işte. Sıkışıp kalırsın güneş tam da tependeyken bebeklikle çocukluk, çocuklukla gençlik arasında. Bir saniye bile önemlidir öğlen sonrasında saklı olan gençliğini yaşamaya. Hep bir kovalamaca, yetişmeye çalışmak önden giden hayata, yine saatlerin sürüklemesiyle. Onlar da suçsuz. Yaşamın adı kovalamaca, güneş ayı kovalarsa yelkovan akrebin hızına yetişecek, gün dönecek ömür bitecek ilahi düzende hiçbir şey durmayacak işleyecek. Bir ömür “gün” gibi “bir gün” ömür gibi geçip gidecek.
Akşam olup da evlerin ışıkları sokak lambaları tek tek yanarken anlayacaksın gözün daha az görüp daha az seçtiğini, gölgenin diğer vakitlerden farklı olduğunu onun varlığını fark edince anlayacaksın. Yukarıya uzanan büyümeye çalışan ağaç dallarıydın gökyüzüne bakardı hep başın tüm hücrelerinle toplardın suyunu, güneşini havanı. Damarların dolmuş adından söz edilir bir ağaç olmuştun çoktan ve meyve verme zamanıdır şimdi. Akşam yetişkinliktir. Yetiştiğin için yetiştireceksindir yeni yeni yarışçı saatler eşliğinde yeni güne ve yeni bir günlük ömürden, bir yaşanacak ömüre. Zaten hep yetişmekle geçerken ömür yetişkinliğini anlamamışsındır. Aynalar yetişir bu arada bunu sana fark ettirmek için, yüzündeki çizgiler düşünceli haller, buğulu gözlerle. Saat sesini duyurur gizlendiği köşelerden bir gün duvarda dong, dong diye. Bir gün kolundan nahif nahif sesiyle. İnat etsen duymamak için gözlerin görür ona inat. Gözlerini kapatsan artık alışmıştır bedenin yine hissedersin. Saatin artık geç olduğunu geceye kucak açtığını gönlün de kararınca hissedersin işte.
Gece tüm karanlığıyla serilmiştir gözler önüne. Gözlerin seçemez sen dersin ki karanlıktandır. Ömür bu ya, her çıkışın bir inişi her gecenin bir sabahı olduğu gibi her sabahın da bir gecesi vardır. Gün ya bu hani, saatler kovalıyor, durur mu yerinde ? Gençliğin geçtiği gibi yetişkinlikte dönüverdi geceye ve gecenin adı yaşlılık oldu.
Sabahla başladık, öğlenle eğlendik, gençlikle coştuk, kaynadık yetişkinlikle sustuk durulduk, dinlendik. Ama gece biz bizeyiz bir komodinin kenarını, bir duvarın yüzeyini, bir bastonun sapını destek edeceğimiz bir gecedeyiz. Sanki ışıklar sönmüş el ayak çoktan çekilmiş hiçbir koşuşturmanın olmadığı bir sessizliğin kucağındayız. Bir rehavet, bir durgunluk, bir uyku hali bir o kadar da kendinle övünme hali koskoca bir gün bir koşuşturmadır ve bir göz açıp kapayıncaya kadar geçmiştir. Ve sen var olmuşsundur, bu düzende yarışmışsındır, kimi gün kurallarıyla kimi gün umursamazca. Zaten bitecekti bu gün de dersin. Kendince vermişsindir mücadeleni durmamışsındır duramazsın da zaten, zaman geçiyor, saat ilerliyor sen yerinde sayamazsın, gün dönüyor, dönüyor bak gece bile ne çabuk oluyor.
“Bir gün” insan ömrü müdür ?
Bebeklikle başlayıp yaşlılıkla biten bir “Gün” müdür ?
Mihrap ALTINTAŞ
