1) Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Serhat Sungur. Halfeti’de doğdum; çocukluğum Mezopotamya’nın çok dilli, çok kültürlü, çatlaklı coğrafyasında geçti. Yazdıklarımın çoğu bu kırılmaların içinden konuşur. Tarih, bellek, kimlik ve suskunluk; edebiyatımın temel eksenleri. Yazıyı bir estetik uğraşın ötesinde, vicdani bir alan olarak görüyorum.
2) Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?
Erken yaşta tanık olduğum toplumsal eşitsizlikler, bastırılmış hikâyeler ve aile içi suskunluklar beni yazıya yaklaştırdı. Üniversite yıllarımda politik okumalarla edebiyat birleşti. Asıl dönüm noktasıysa, anlatılmamış kadın hikâyeleriyle karşılaşmam oldu.
3) Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?
Hayır. İlk yayımlanan eserim şiirdi. Ardından şiir kitaplarım geldi( Muhalif Düşler, Marîn, Yitirilmemiş Kadınlar). Roman yolculuğum “30 Saklı Kadın” ile daha görünür hale geldi.
4) Bu ilk adım size ne hissettirdi?
Hem korku hem özgürlük. Kendi sesimle kamusal alana çıkmak, insanın çıplak kalması gibi bir şey.
5) Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?
Kadınlar, bastırılmış hafıza, kimlik, aidiyet, suskunluk ve yüzleşme. Karakterlerim genellikle sessizdir; ama içlerinde büyük bir tarih taşırlar.
6) Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?
Evet. Her karakter biraz yazardır. Bazen bir bakışta, bazen bir suskunlukta kendimi yakalarım.
7) Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?
Şiir kitaplarım Muhalif Düşler, Marîn ve Yitirilmemiş Kadınlar. Romanım 30 Saklı Kadın, 1915 sonrası Urfa-Halfeti hattında bırakılan kız çocuklarının izini sürüyor; bugüne uzanan bir bellek anlatısı.
8)Bu kitapların sizin için anlamı nedir?
Her biri bir yüzleşme alanı. Hem kendi içimle hem kolektif hafızayla.
9)Yazarken size ilham veren şey nedir?
İnsan hikâyeleri. Özellikle de kimsenin anlatmadıkları.
10) Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?
Adaletsizlik hissi. Bir hikâye içimde uzun süre kalıyorsa, yazıya dönüşür.
11) Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?
Disiplinden çok sezgiyle çalışırım. Notlar alırım, uzun süre düşünürüm, sonra yoğun yazma dönemleri gelir.
12) Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?
Gece daha verimliyim. Sessizlik benim ritüelim.
13) Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?
Gerçek acılara temas etmek. Özellikle çocuk ve kadın hikâyelerinde.
14) Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?
Oldu. Ama yazı hep geri çağırdı.
15) Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?
Unutulanları hatırlamak. Susturulanlara alan açmak.
16) Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?
Bir soru ile. Rahat bir kapanış değil, içsel bir sarsıntı.
17) Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Çünkü bu kitaplar sadece hikâye anlatmıyor; yüzleştiriyor.
18) Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?
Yerel hikâyelerden evrensel bir dil kurmaya çalışmam. Politik olanı duygusal olanla buluşturmam.
19) Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?
Kendinize sadık kalın. Modaya değil, vicdanınıza yazın.
20) Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?
“Kimsenin duymak istemediği hikâyeleri yazmaya cesaret edin.”


