
Parkın kenarında, asfaltın gri sessizliğine tutunmuş küçücük bir beden gördüm.
Arkasında, hayalleri yerine, neredeyse kendisinden büyük, yük olmuş çuvallar vardı.
İçlerinde başkalarının unuttukları şeyler, onun hayat yükleriydi.
Karşısında ise henüz tanışmadığı, bambaşka bir dünya akıyordu.
Renkli kaydıraklardan kayan çocukların kahkahaları göğe karışıp,
salıncaklar gökyüzüne doğru hafifçe yükselip inerken, zaman sanki onlar için daha yumuşak, daha merhametli ilerliyordu.
Ama o küçük beden…
Sırtındaki yükle, kendi küçük dünyasının eşiğinde duruyordu.
Ne tam içine sığabilmiş, ne de dışında kalabilmiş, arafın gölgesindeydi.
Bir adım atsa ulaşacak gibi gördüğü dünyaya, görünmez bir ayak bağıyla bağlandığı eşikte dikiliyor, olduğu yere mıhlamış gibi hareket edemiyordu.
Başını hafifçe yana çevirmiş, gözleri yüksek sesle konuşmasa da çok şey anlatıyordu.
Bakışlarında ne bir isyan vardı ne de öfke… Sadece kimseyi incitmemeye çalışan, sessiz bir imreniş. Sanki yaşayamadığı çocukluğun ne olduğunu hatırlamaya çalışır gibi…
Ben o an deklanşöre bastım… ama kalbim o karenin altında kaldı.
Çünkü ben aslında bir fotoğraf çekememiştim.
Ben bir çocuğun yarım kalmış hikayesine şahitlik etmiş ve o anı ölümsüzleştirmiştim.
Bazen kamerayı tutarken, ağırlığından şikâyet ettiğim bir anım aklıma geldi ve o kamerayı tutan ellerim utançtan titredi.
Çünkü o küçük omuzlar taşınmaması gerekenden daha ağır bir yük ve hayatı taşırken ben, onun yanında bir dirhem etmeyen bir ağırlıktan şikâyet etmiştim.
Burnum sızladı, kalbim ince bir yerinden kırıldı.
Ve içimden mahcubiyetle karışık, küçük, sessiz bir dua geçti:
“Eğer çocukluğun senden erken alındıysa, dilerim hayat sana zamanı geçmeyen bir bahar borçludur. Dilerim bir gün sen de o bahar serinliği içinde, hiç kimsenin yükünü taşımadan, sadece kendin olarak, keyiften dört köşe olduğun bir oyunun içinde kaybolursun…”
Evet… O gün parkta biri kahkahalarla savrulan, diğeri uzaktan sessizce izleyen iki çocuk vardı ama, o an, benim içimde, derin bir yerde, bir utanca… bir vicdan hesaplaşmasına neden olmuştu.
Çünkü insan, bazen en çok da o izleyen bir çocuğun gözlerinde gördükleriyle büyürken yaşadığı hayatı sorguluyor.
