SACİT ÖZDEMİR:AŞK VE GÜVEN ARASINDAKİ BAĞLAM

Bazı kelimeler vardır; onları ne kadar çok duyarsanız duyun, her karşılaşmanızda yeniden düşünmeye başlarsınız. “Aşk” da o kelimelerden biridir. Dört harften oluşur ama insan ömrünün tamamını içine sığdırabilecek kadar geniştir. Bir çocuğun ilk masalında, bir şairin son dizesinde, yaşlı bir adamın yıllarca sakladığı mektupta, bir annenin gözlerinde ve iki yabancının tesadüfen kesişen bakışlarında aynı kelime farklı anlamlarla yeniden doğar.

Belki de bu yüzden aşkı tanımlamaya çalışan herkes eksik kalır. Çünkü aşk, tarif edildiği anda biraz eksilir. Kelimeler onu anlatmaya çalışırken, o çoktan başka bir kalbin içinde bambaşka bir biçime bürünmüştür.

İnsan, doğduğu günden itibaren bir bağ kurmaya ihtiyaç duyar. Önce annesinin sesiyle, sonra ailesiyle, arkadaşlarıyla ve zamanla kendi seçtiği insanlarla… Belki de aşk, bu bağ kurma ihtiyacının en güçlü hâlidir. Fakat çoğu zaman aşkı yalnızca heyecan sanırız. Kalbin hızlanmasını, ellerin titremesini, geceleri uykunun kaçmasını aşkın kendisi zannederiz. Oysa bunlar sadece başlangıcın işaretleridir. Aşk, ilk heyecan geçtikten sonra geriye kalan şeydir.

Birini sevmek kolaydır. İnsan bazen bir gülüşe, bazen bir söze, bazen de yalnızca bir bakışa kapılır. Fakat o insanı tanıdıkça, eksiklerini gördükçe, kırgınlıklarına şahit oldukça aynı sevgiyi koruyabiliyorsa, işte o zaman aşk gerçek yüzünü göstermeye başlar.

Çünkü gerçek sevgi kusursuz insan aramaz. Kusurların arasında kaybolmayan kalbi arar.

Bugünün dünyasında insanlar birbirlerini tanımaktan çok birbirlerini etkilemeye çalışıyor. Fotoğraflar, kısa mesajlar, beğeniler ve birkaç saniyelik videolar… Her şey çok hızlı. Oysa aşkın tabiatı hız değildir. Bir ağacın kök salması gibi yavaş ilerler. Sabır ister. Beklemeyi öğretir. Emek ister. Vazgeçmemeyi öğretir.

Belki de bu yüzden modern insan aşkı bulmakta değil, onu taşımakta zorlanıyor. Çünkü kalıcı olan her şey emek ister. Emek ise sabırsız ruhların en çok kaçtığı yerdir.

Aşk, yalnızca mutlu günlerin ortaklığı değildir. Asıl sınav, hayat ağırlaştığında başlar. Hastalıkta, yoksullukta, başarısızlıkta, uzun sessizliklerde… İnsan sevdiğinin en güçlü zamanında yanında olmakta zorlanmaz. Önemli olan, en güçsüz anında da elini bırakmamaktır.

Bazen insanlar “Sonsuza kadar seveceğim.” der. Oysa sonsuzluk büyük cümlelerle değil, küçük davranışlarla kurulur. Her sabah aynı insana yeniden “Günaydın.” diyebilmekte… Yorulduğunda onu dinlemekte… Hatalar karşısında konuşmayı seçmekte… Sessizlik büyümeden sarılabilmekte…

Sevginin ömrü büyük vaatlerle değil, küçük sadakatlerle uzar.

Hayat bize sürekli güçlü olmayı öğütlüyor. Ağlamamayı, kırılmamayı, geri adım atmamayı… Oysa aşk, insanın en güçlü olduğu yer değil; en savunmasız olduğu yerdir. Çünkü seven insan incinmeyi göze almıştır. Kalbini bir başkasına emanet etmek cesaret ister. Herkes sevebilir ama herkes güvenemez.

Belki de aşkın en sessiz tanımı budur: Güven.

Güven olmadan söylenen “Seni seviyorum.” cümlesi güzel bir ses olarak kalır. Saygı olmadan yaşanan tutku kısa sürede yorulur. Merhamet olmadan kurulan ilişki ilk fırtınada dağılır. Aşk; güvenin, saygının ve merhametin aynı çatı altında buluştuğu yerdir.

İnsan bazen en çok sevdiği kişiyi en çok kırar. Çünkü beklentiler büyüdükçe hayal kırıklıkları da büyür. Oysa aşk, haklı çıkma savaşı değildir. Birbirini anlamaya çalışmanın adıdır. Kazanmak için değil, birlikte kalabilmek için verilen mücadeledir.

Ve belki de en önemlisi şudur:

Aşk, insanı değiştirmez.

Aşk, insanın içinde zaten var olan iyiliği görünür hâle getirir.

Bir kalp gerçekten sevdiğinde daha sabırlı olur. Daha çok dinler. Daha az yargılar. Affetmeyi öğrenir. Kendini değil, “biz” olmayı düşünmeye başlar. İşte o anda aşk yalnızca iki insan arasında yaşanan bir duygu olmaktan çıkar; insanın karakterini olgunlaştıran sessiz bir öğretmene dönüşür.

Belki de bu yüzden dünyanın en büyük şairleri aşkı anlatırken aslında insanı anlattılar. Çünkü aşk, insan ruhunun en çıplak hâlidir. Maskelerin düştüğü, gururun sustuğu, kalbin kendi diliyle konuştuğu yerdir.

Ve ben bugün aşkı kaleme alırken, onu tanımlamak için değil; onun insanda bıraktığı izi anlamaya çalışıyorum. Çünkü bazı duygular açıklanmak için değil, hissedilmek için vardır.

Aşk da onlardan biridir…

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir