“Kalemin Ritmi, Yüreğin Sesi”
1. Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Ben H. Altuğ Erdem. 1971 yılında Ankara’da doğdum. Makine mühendisliği eğitiminin ardından Türkiye’nin önemli kurum ve kuruluşlarında hem teknik hem de idari görevlerde yöneticilik yaptım.
Mühendisliğin yalnızca analitik düşünceyle değil, sanatla da beslendiğine inanıyorum. Bana göre iyi bir mühendis, en az bir sanat dalıyla ilgilenmelidir. Bu anlayışla gençlik yıllarımdan itibaren edebiyat ve klasik müzikle iç içe oldum. Yazılarım çeşitli edebiyat dergilerinde yayımlandı, klasik gitar alanında ise birçok öğrenci yetiştirdim. Hayatım boyunca bilim ile sanatı birbirinden ayırmadan yaşamaya özen gösterdim.
2. Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?
İlk romanımı yirmili yaşlarımda yazdıktan sonra uzun bir süre yazmadım. Yazarlığa yeniden yönelmemde en büyük etken kızıma anlattığım masallar oldu. Her gece benden yeni bir hikâye istemesi, aynı masalı defalarca aynı heyecanla dinlemek istemesi ve hayal gücüyle beni sürekli yeni arayışlara yöneltmesi, içimdeki yazma arzusunu yeniden uyandırdı. Aslında yazarlığa dönüşümün gerçek başlangıcı o masallardır.
3. Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Evet. O dönem kız arkadaşım, bugün ise eşim olan kişiyle birlikte okuduğumuz bir roman üzerine yaptığımız sohbet sırasında aynı heyecanı paylaşmadığımızı fark ettim. O an içimden, “Ben daha iyisini yazabilirim.” diye geçirdim. Belki biraz cesur, biraz da gençliğin verdiği özgüvenle ilk romanım 22/10/1999 – Mektup böyle doğdu.
4. Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Gençlik yıllarımda Albert Camus, Spinoza ve Nietzsche gibi düşünürleri okurken, bir yandan da mühendislik eğitimi alıyordum. Felsefenin sorgulayıcı yaklaşımı ile bilimin analitik disiplini zamanla zihnimde doğal bir bütün oluşturdu.
Bugün romanlarımın dili, olay örgüsü ve karakterleri bu iki dünyanın kesişiminden besleniyor. Yazarken yalnızca bir hikâye anlatmayı değil, okuru düşünmeye ve sorgulamaya davet etmeyi amaçlıyorum.
5. Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
İnsan, bir gün bu dünyadan ayrılacağını; buna karşılık hayatın kendisinden sonra da akmaya devam edeceğini fark ediyor. Ben de bu düşünceyle deneyimlerimi, gözlemlerimi ve zihinsel yolculuğumu kurmaca romanlar aracılığıyla aktarmaya karar verdim.
Belki de yazmak, insanın kendisinden sonra da yaşamaya devam etmesinin en zarif yollarından biridir.
6. İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir? Siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Bence iyi bir yazar olmanın önceden belirlenmiş kesin şartları yoktur. Hiç kimse “iyi bir yazar olayım” düşüncesiyle yazmaya başlamaz; önce yazmaya başlar.
Yazdıkça diliniz gelişir, bakış açınız derinleşir ve her eseriniz sizi biraz daha olgunlaştırır. Sonunda size “iyi bir yazar” unvanını veren kişi de yine okurdur.
Benim yöntemim de sürekli okumak, sürekli düşünmek ve disiplinli bir şekilde tüm kurgusunu kafamda bitirdiğim romanlarımı yazmak.
7. Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
İlk romanım, yirmili yaşlarımda yazdığım 22/10/1999 – Mektup’tur. Yazılmasıyla yayımlanması arasında yaklaşık otuz yıllık bir zaman bulunuyor. Bazen bazı kitapların da insanlar gibi kendi zamanı vardır.
İkinci romanım Wabi Sabi – Kusurların Güzelliği ise insanın varoluşunu bilim, felsefe ve kadim öğretiler ışığında sorgulayan bir eser olarak okurlarıyla buluştu.
8. Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
Beni yazmaya yönlendiren en temel unsur, insanlığın yüzyıllardır sorduğu sorulardır: Neden buradayız? Hayatın anlamı nedir? İnsan gerçekten özgür müdür?
Bu soruların peşinden giderken bilimin, felsefenin ve inancın birbirini dışlayan değil, birbirini tamamlayan düşünce alanları olabileceğini fark ettim. Romanlarım da bu arayışın doğal bir yansımasıdır. Her kitap, benim için yeni bir sorunun peşinden gitmek ve okuru farklı bir bakış açısıyla buluşturmak anlamına geliyor.
9. Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Kurgu roman, ciddi bir teknik altyapı ve planlama gerektirir. Özellikle zamanla oynayan, sürpriz finalleri seven bir yazar için olay örgüsünün en baştan titizlikle kurulması gerekir.
Ben yazmaya başlamadan önce romanı zihnimde baştan sona defalarca yaşarım. Olayların akışını, karakterlerin yolculuğunu ve finali zihnimde tamamladıktan sonra kaleme almaya başlarım.
Bununla birlikte karakterler yalnızca benim yönlendirdiğim kişiler değildir. Onlara bir kişilik kazandırdığınızda, belirlediğiniz hedefe kendi doğalarına uygun biçimde ulaşırlar. Bu da yazma sürecini benim için her zaman canlı ve heyecan verici kılar.
10. Size ilham veren şeyler nelerdir?
Hayatın kendisi en büyük ilham kaynağımdır. Doğa, insanlar, ailem, bilim, sanat ve gündelik yaşamın sıradan gibi görünen ayrıntıları…
Çoğu zaman büyük fikirler, büyük olaylardan değil; dikkatle bakmayı bildiğimiz küçük anlardan doğar. Ben de yazarken ilhamı olağanüstü olanın içinde değil, sıradan olanın derinliğinde arıyorum.
11- En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
En üretken olduğum zamanlar, zihnimin gündelik hayatın gürültüsünden uzaklaştığı anlardır. Çoğu zaman bu, yalnız kaldığım, içime döndüğüm veya hayatın akışından bir süreliğine koptuğum dönemlere denk gelir. Yazmak benim için yalnızca üretmek değil, aynı zamanda düşüncelerimi yeniden düzenlemek ve kendimle konuşmaktır.
Bu yolculukta klasik müzik ve demlenmiş bir fincan çay ise vazgeçilmez eşlikçilerimdir.
12- Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Her insan, yaşamı kendi deneyimleri ve bakış açısı doğrultusunda anlamlandırır. Oysa aynı olay, farklı bir perspektiften bakıldığında bambaşka anlamlar kazanabilir.
Romanlarımın amacı okura mutlak doğrular sunmak değildir; onun kendi doğrularını yeniden sorgulamasına imkân tanımaktır. Eğer bir okur kitabın kapağını kapattığında dünyaya birkaç farklı açıdan bakabiliyorsa, amacım gerçekleşmiş demektir. Bu deneyimin değerine ise en doğru kararı yine okuyucunun kendisi verecektir.
13- Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Romanlarımda bilimsel düşünceyi felsefeyle, kadim öğretileri modern insanın varoluş arayışıyla buluşturmaya çalışıyorum. Yaşam, ölüm, bilinç, zaman, hakikat ve insanın evrendeki yeri gibi sorular eserlerimin temel eksenini oluşturuyor.
Benim için roman, yalnızca olay anlatan bir kurgu değil; okuru düşünmeye, sorgulamaya ve kendi iç yolculuğuna çıkmaya davet eden bir düşünce alanıdır.
14- Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir? Bunlarla nasıl başa çıktınız?
Yazmanın en zor kısmının yazmak olduğunu düşünmüyorum. Bana göre asıl zorluk, günümüz yayıncılık sektörünün içinde bulunduğu koşullar ve nitelikli eserlerin okurla buluşma sürecidir.
Ben bu gerçeği en başından kabul ettim. Yazarken öncelikli hedefim hiçbir zaman yalnızca maddi kazanç olmadı. Benim için önemli olan, düşüncelerimin mümkün olduğunca çok insana ulaşabilmesi ve okurların zihninde bir iz bırakabilmesidir. Bu bakış açısı, karşılaştığım güçlükleri daha anlamlı kılıyor.
15- Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Bugüne kadar klasik anlamda bir “yazar tıkanıklığı” yaşamadım.
Sanırım bunun nedeni, yazmaya başlamadan önce romanı zihnimde uzun süre olgunlaştırmamdır. Yazma süreci benim için düşünmenin değil, daha önce zihnimde tamamlanmış bir yolculuğun kâğıda aktarılmasıdır. Bu nedenle kalemim, çoğu zaman zihnimin gerisinden gelir.
16- Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?
Günümüzde bir yazarın yalnızca yazması yeterli olmuyor; okuruyla doğrudan iletişim kurabilmesi de önem taşıyor.
Bu nedenle ağırlıklı olarak sosyal medya platformlarını kullanıyor, kitaplarımın arka planındaki düşünceleri, yazma sürecimi ve edebiyata bakışımı okurlarla paylaşmaya çalışıyorum. Benim için tanıtım, sadece kitabı anlatmak değil; kitabı doğuran düşünceyi de görünür kılmaktır.
17- Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir? Bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Romanlar biraz resim sanatına benzer. Ressamın tuvale çizdiği görüntü ile izleyicinin gördüğü anlam çoğu zaman aynı değildir. Edebiyatta da durum böyledir; bazen yazarın anlatmak istediğinden çok, okurun metinden ne aldığı önem kazanır.
Bu nedenle okur buluşmalarını çok değerli buluyorum. Çünkü bu karşılaşmalar yalnızca kitap üzerine konuşulan etkinlikler değil; farklı bakış açılarının buluştuğu, yeni düşüncelerin doğduğu ve hem yazarın hem de okurun birbirinden beslendiği verimli alanlardır.
18- Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Evet, üzerinde çalıştığım yeni projeler var. Ancak her hikâyenin kendi zamanı olduğuna inanıyorum.
Şimdilik ayrıntılarını paylaşmayı tercih etmiyorum. Bazen bir kitabın okurla ilk karşılaşmasının heyecanı, onu önceden anlatmaktan daha kıymetlidir. Zamanı geldiğinde konuşmayı isterim.
19- Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Sanırım en sık duyduğum ve beni en çok mutlu eden cümle şu oldu:
“Kitabın böyle biteceğini hiç tahmin etmemiştim.”
Bu söz benim için yalnızca başarılı bir finalin göstergesi değil; aynı zamanda okurun yolculuğa gerçekten eşlik ettiğinin de bir işaretidir. Bir yazar için en büyük mutluluklardan biri, okurunu şaşırtırken aynı zamanda ona yeni bir düşünce kapısı aralayabilmektir.
20- Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Yazarlık uzun soluklu bir yolculuktur ve çoğu zaman sabır ister. Yayıncılık dünyasının zorlukları, reddedilmek ya da geç fark edilmek bu yolculuğun doğal parçalarıdır.
Bu yüzden genç yazarlara tavsiyem, başarıyı yalnızca yayımlanmakla ölçmemeleridir. Önce çok okusunlar, sonra disiplinle yazsınlar ve hiçbir olumsuzluk onları üretmekten vazgeçirmesin. Çünkü iyi edebiyat, çoğu zaman vazgeçmeyen insanların kaleminden doğar.


