-
Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Metin Aydın. 1977 yılında Elazığ’da doğdum. Burdur Eğitim Fakültesi mezunuyum; bunun yanında Anadolu Üniversitesi Açık öğretim Fakültesi İlahiyat Bölümünü tamamladım. Bu iki eğitim alanı, yani pedagojik formasyon ile ilahiyat, yazı dünyamda din, bilim ve felsefe arasındaki ilişkiye özel bir yer açtı. Evliyim ve iki çocuk babasıyım. Yazarlık serüvenimde özellikle bilimkurgu, mistik ve düşünsel metinler üzerinden insanın hakikat arayışını merkeze alan eserler üretmeye çalışıyorum. İLESAM ve Türkiye Yazarlar Birliği üyesiyim; ayrıca Türkiye Yazarlar Birliği Elazığ Şubesi Yönetim Kurulu’nda görev alıyorum. Yazarlığı, yalnızca edebi bir faaliyet değil; düşünce üretmenin bir biçimi olarak görüyorum.
- Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?
Hayatımda birkaç temel kırılma noktası var. Bunların ilki, çocukluk ve gençlik yıllarımda dinî anlatılarla, efsanelerle ve mitlerle iç içe büyümemdi. İkincisi ise modern bilimle tanışmam ve bilimin, her şeyi açıklama iddiasının aslında yeni sorular doğurduğunu fark etmem oldu. Din, bilim ve felsefe arasında sıkışan modern insanın yaşadığı anlam krizi beni derinden etkiledi. Yazmaya yönelmem, bu üç alanın çatıştığı değil, konuştuğu bir zemin arayışının sonucudur. Özellikle Göbeklitepe gibi buluntular, insanlık tarihine dair bildiklerimizi sorgulatınca yazarlık benim için kaçınılmaz bir yol oldu.
- Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser miydi? İlk eseriniz neydi?
İlk kitabım “Beyaz Kelebek & Kopya Hayatlar” oldu. Roman, bilimkurgu öğelerini felsefi ve varoluşsal sorularla birleştiren, teknoloji ile insan bilincinin sınırlarını sorgulayan düşünsel bir kurguya sahip… Eserim, ilk yayımlandığı yıl kayiprihtim.com tarafından düzenlenen “Yılın EN’leri” anketinde “Yılın En İyi Yerli Bilimkurgu Romanı” kategorisinde ikinci oldu. Ancak yazarlık serüvenim elbette bu kitapla başlamadı. Öncesinde yayımlanmayan pek çok öykü ve deneme metni vardı. İlk kitap, zihinsel bir hazırlık sürecinin görünür hâle gelmiş şeklidir.
- Bu ilk adım size ne hissettirdi?
İlk kitabın yayımlanması, bir yazar için hem büyük bir mutluluk hem de ciddi bir yüzleşmedir. Artık düşünceleriniz sadece size ait değildir; eleştirilir, tartışılır, bazen yanlış anlaşılır. Bu durum bana yazının ne kadar güçlü ama bir o kadar da sorumluluk isteyen bir alan olduğunu hissettirdi. Bu bilinç, sonraki kitaplarımda daha derinlikli düşünmeme yol açtı.
- Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?
Eserlerimde en sık karşılaşılan temalar; hakikat arayışı, inanç ile akıl arasındaki gerilim, bilginin sınırları ve insanın varoluşsal yalnızlığıdır. Karakterlerim çoğu zaman sorgulayan, huzursuz, yerleşik kabulleri reddeden kişilerdir. Bu anlamda karakterlerimin çoğu, insanlığın ortak sorularını taşıyan figürlerdir.
- Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?
Elbette. Yazdığım her karakter, benim düşünce dünyamdan bir iz taşır. Bazen bir bilim insanının şüphesinde, bazen bir mistiğin sezgisinde, bazen de sıradan bir insanın anlam arayışında kendimi bulurum. Yazarlık, biraz da insanın kendini çoğaltmasıdır.
- Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?
Bilimkurgu türünde Beyaz Kelebek & Kopya Hayatlar, Son Kadın ve kolektif çalışmalarda yer aldığım Bilimkurgu Öykü Seçkisi 2019 bulunuyor. Fantastik-mistik türde Sapkın ve Sihirbaz adlı romanlarım var. Bunun yanı sıra Çocuk Eğitiminde Velilere Pratik Tavsiyeler ve Türk Düşünürleri gibi daha düşünsel ve eğitsel çalışmalar kaleme aldım. Son dönemde ise Göbeklitepe’nin Kayıp Mührü, tüm bu birikimin birleştiği özel bir eser oldu.
- Bu kitapların sizin için anlamı nedir?
Her kitabım, zihinsel yolculuğumun farklı bir durağıdır. Özellikle Göbeklitepe’nin Kayıp Mührü, benim için, özellikle de mitolojik anlatısı ve kurgusu nedeniyle tüm insanlığın kadim hafızasına tutulmuş bir aynadır.
- Yazarken size ilham veren şey nedir?
Beni en çok ilhamlandıran şey, kesin cevaplardan çok cevapsız kalan sorulardır. Din, bilim ve felsefenin kesiştiği noktada hâlâ açıklanamayan çok şey var.
- Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?
Genellikle zihnimde uzun süre dolaşan bir düşüncenin artık susmaması. Özellikle Göbeklitepe gibi bulgular, insanın “medeniyet” tanımını altüst edince yazmak benim için bir zorunluluk hâline geliyor.
- Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?
Ben yazmadan önce uzun süre okur ve düşünürüm. Yazı, bu zihinsel birikimin doğal sonucudur.
- Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?
Sessizlik ve yalnızlık benim için en önemli ritüeldir.
- Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?
Anlatmak istediğim düşüncenin yüzeyde kalması ihtimali.
- Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?
Oldu. Ama vazgeçmek, yazarlıkla bağdaşmıyor.
- Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?
Okuyucuyu düşünmeye zorlamak. Özellikle Göbeklitepe’nin Kayıp Mührü ile “bildiğimizi sandığımız şeyler ne kadar doğru?” sorusunu sordurmak istedim.
- Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?
Bir belirsizlikle. Çünkü belirsizlik, düşünmenin başlangıcıdır.
- Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Çünkü kitaplarım eğlendirmekten çok, düşünmeyi, sorgulamayı, araştırmayı ve uyanık tutmayı amaçlar.
- Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?
Din, bilim ve felsefeyi çatıştırmadan, konuşturmaya çalışmam.
- Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?
Cesur olun ama yüzeysel olmayın. Derinlik, sabır ister.
- Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?
“Hakikati anlatmaya çalışma; önce onun peşine düş.”
