1.Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Mehmet Korkmaz. 1989 Şanlıurfa doğumluyum. İşletme mezunuyum ama sayılardan çok gölgelerle ilgilenirim. Kendimi yer altı yazarı olarak tanımlıyorum. Parlak kahramanlar, steril kötüler yazmam. İlgimi çeken; adaletin sustuğu, vicdanın tek başına kaldığı anlar.
Gassal, Sekül ve hazırlık aşamasındaki Cahim romanlarımda karanlık, mistik ve fantastik evrenler kuruyorum. Ölüm, suç, inanç, ceza ve insanın içindeki çatlağı merkezine alan hikâyeler bunlar. Fantastik dünyaları seviyorum ama kaçış için değil; gerçeği daha sert anlatabildiği için.
- Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?
Bir dönem amatör olarak rap müzikle uğraştım. Ritmin içinde kelimeler vardı ama 3–4 dakikalık bir akışta söylemek istediklerimi tam olarak ifade edemediğimi fark ettim. Bu benim için net bir kırılma anıydı. Söz yetmiyordu, alan istiyordu.
Bu farkındalıktan sonra yazıya yöneldim. Önce kısa hikâyeler, öyküler, denemeler ve çizgi roman metinleri yazdım. Zamanla anlatmak istediğim şeylerin tek bir hikâyeye sığmadığını, bir evren kurmam gerektiğini anladım.
2009’dan bu yana notlarımda büyüyen, parça parça şekillenen bu evreni sonunda romanlara dönüştürmeye başladım. Yazarlık benim için ani bir karar değil; kelimelerin bana dar geldiği yerden genişlemeye başlamasıydı.
3.Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?
Yazıya döktüğüm ilk metin, amatör müzik albümüm için yazdığım bir kapak hikâyesiydi. Kendi tabutunu taşıyan bir adamı anlatıyordu. O metin, farkında olmadan yazarlık serüvenimin başlangıcı oldu.
Bu hikâye 2021 yılında Gassal adını aldı. Gassal, tek başına bir roman olmanın ötesine geçerek bir evrene kapı açtı. Ölüm, inanç, suç ve insanın karanlık tarafını merkezine alan bu evren, bugün üzerinde çalıştığım 7 kitaplık serinin açılış kitabı konumunda.
Geriye dönüp baktığımda, ilk yazdığım şey bir “başlangıç” değil, bir eşikmiş. O eşikten geçtikten sonra geri dönüş olmadı.
- Bu ilk adım size ne hissettirdi?
Yazarken çoğunlukla mutluluk ve başarı hissediyorum. Ama bu duygu, “başardım” rahatlığından çok, doğru yerde olduğumu hissetmekle ilgili. Yazı benim için kaçış değil; odaklanma hâli. Kafamdaki karmaşa yazıya döküldükçe sadeleşiyor.
İlk adımı attığımda şunu fark ettim: Anlatmak istediklerim sustuğunda içimde bir ağırlık oluyor, yazdığımda ise o ağırlık anlam kazanıyor. Bu yüzden yazmak beni hem besliyor hem de disipline ediyor. Ortaya bir şey koyabildiğimi görmek, devam etme isteğini sürekli diri tutuyor.
5.Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?
Beni en çok yansıtan karakter Temmuz. Hayata biraz şakayla yaklaşan, gereksiz şeyleri ciddiye almayan ama işin özüyle karşılaştığında sorumluluktan kaçmayan biri. O hafiflik hâli, benim dünyaya bakışımı yansıtıyor.
Tekrar eden şeyler temadan çok karakterlerin kendisi. Seri bir evren yazdığım için karakterler kitaplar arasında yolculuk ediyor. Ancak her kitapta ele aldığım konu değişiyor; bazen adalet, bazen inanç, bazen suç, bazen de insanın kendiyle hesaplaşması öne çıkıyor. Aynı evrende, farklı sorular soruyorum.
Benim için önemli olan, okurun her kitapta tanıdık bir yüzle karşılaşıp bambaşka bir meseleyle yüzleşmesi.
6.Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?
Elbette oluyor. Hatta bazen bunu bilinçli yapıyorum. Kendimden parçalar koyduğum gibi, çevremdeki ilginç insanları da karakterlere dönüştürüyorum. Gerçek hayatta dikkatimi çeken detaylar, yazıda çok daha canlı duruyor.
Arkadaşlarımı da zaman zaman kitaplarda görürsünüz. Tabii bunu mutlaka izin alarak yapıyorum. 😅 Gerçek insanlar, kurmaca dünyaya girince karakterler daha sahici oluyor. Okurun bağ kurmasını sağlayan şey de biraz bu samimiyet.
7.Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?
Gassal, kurduğum karanlık evrenin kapısını aralayan kitap. Ölüm, inanç ve insanın karanlık tarafını merkezine alan; okuru rahatsız etmeyi göze alan bir başlangıç hikâyesi. Aynı zamanda planladığım 7 kitaplık serinin açılış romanı.
Sekül, bu evrende daha sert ve daha yer altı bir noktada duruyor. Ay-Kız karakteri üzerinden adalet, suç ve vicdan kavramlarını sorguluyor. Kahramanlık anlatılarından uzak, bedeli olan doğruların peşinden giden bir hikâye.
İki kitap da aynı evrene ait ama farklı meseleler anlatıyor. Ortak noktaları ise şu: Okuru rahatlatmak yerine, düşünmeye ve yüzleşmeye zorlamaları.
- Bu kitapların sizin için anlamı nedir?
Bu kitaplar benim için birer ürün değil, bir yolun işaret taşları. Gassal ve Sekül, dünyaya bakışımın, sorduğum soruların ve içimde biriken meselelerin yazıya dönüşmüş hâli. Her biri, başka türlü anlatamayacağım şeylerin karşılığı.
Gassal bir başlangıçtı; karanlık bir evrene adım atma cesareti. Sekül ise o evrende daha derine inme kararıydı. Yazdıkça sadece hikâye anlatmıyorum, kendimle de hesaplaşıyorum. Bu yüzden her kitap bittiğinde geride bir metin değil, aşılmış bir eşik kalıyor.
Benim için anlamları şu: Susmak yerine yazmayı seçtiğim anların kaydı.
9.Yazarken size ilham veren şey nedir?
En büyük ilham kaynağım müzik. Özellikle işe giderken dinlediğim müzikler… Ritim ilerledikçe kafamda sahneler canlanıyor, diyaloglar kuruluyor. Hikâyeler durağan değil; yürüyen, akan şeyler benim için.
Yanımda defter varsa ritmi bölmeden not alırım. Yoksa telefonuma yazarım. Önemli olan fikrin kaçmaması. İlhamın ne zaman geleceği belli olmuyor, o yüzden hazırlıklı olmak gerekiyor.
Bunun dışında okuduğum kitaplar da benim için birer harita. Yolumu birebir göstermiyorlar ama nereden geçmemem gerektiğini, hangi anlatımın nereye vardığını hatırlatıyorlar.
10.Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?
Genelde içimde bir şey yerli yerine oturmadığında başlıyor. Bir sahne, bir cümle ya da bir karakter kafamda dönüp duruyor ve susmuyor. O noktada anlıyorum ki bu fikir yazıya dökülmezse rahat etmeyecek.
Beni yazmaya iten şey çoğu zaman bir eksiklik hissi. Gerçek hayatta cevapsız kalan bir durum, yarım kalmış bir adalet duygusu ya da söylenememiş bir cümle. Yazı, o boşluğu tamamlamanın yolu oluyor.
Yani yazma anı bir ilham patlamasından çok, bir iç baskının kabul edilmesi. Yazmadığımda geçmeyen şeyler, yazdığımda şekil buluyor.
11.Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?
Klasik anlamda bir rutinim yok. Yazı benim için saatle değil, alanla başlıyor. Evde yalnız kaldığım anlar yazının kapısını açıyor. Gürültü çekildiğinde, kelimeler daha net duyuluyor.
Çoğu zaman ev ahalisi uyuduğunda yazıyorum. O saatlerde, sarı ışıkla kurduğum bir dostluk var. Gecenin sakinliği, dikkati dağıtan her şeyi susturuyor. Ben de kelimelerle daha rahat yol alıyorum.
Bu düzensizlik gibi görünse de aslında kendi ritmi olan bir düzen. Yazı, bana ne zaman gelirse, ben de o an orada olmaya çalışıyorum.
12.Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?
Gece. Sarı ışık. Bir de çay.
Başka bir ritüele ihtiyacım olmuyor. Gündüzün gürültüsü çekildiğinde, kelimeler daha net geliyor. Sarı ışık ortamı sakinleştiriyor, çay ise ritmi tutuyor.
O saatlerde yazı daha dürüst.
Ben de.
13.Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?
En zorlayan şey, mevcut politik atmosfer ve düşünce özgürlüğünün daralması oldu. Yazarken sadece hikâyeyi değil, neyi ne kadar açık söyleyebileceğimi de düşünmek zorunda kalmak süreci ister istemez etkiliyor. Bu, yazının doğasına aykırı bir baskı.
Ama bu durum beni susturmak yerine başka yollar bulmaya itti. Sözü dolaylı kurmak, alegoriye yaslanmak, fantastik ve karanlık evrenler üzerinden gerçeği anlatmak… Aslında yazdığım dünyaların sertleşmesinde bunun da payı var.
Kısıtlar bazen engel değil, anlatım biçimini değiştiren bir tetik oluyor.
14.Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?
Yazmaktan hiç vazgeçmedim. Ama bazı eserlerden vazgeçtiğim oldu. Bunun temel sebebi yine içinde bulunduğumuz politik atmosferdi. Bazı metinlerin zamanı olmadığını, o şartlarda doğru yere ulaşamayacağını hissettiğim anlar oldu.
Bu bir geri adım değil, beklemeye alma hâliydi. Yazıdan vazgeçmek değil; yazının zarar görmesini engellemekti. Çünkü benim için önemli olan sadece üretmek değil, ürettiğimin ayakta kalabilmesi.
Yazı hep devam etti. Sadece bazı hikâyeler, doğru zamanı beklemek üzere kenara çekildi.
15.Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?
Eserlerimde tek bir mesaj vermeye çalışmıyorum. Okura parmak sallamayı sevmem. Ama sürekli dolaştığım bir eksen var: adaletin eksik kaldığı yerde insan ne yapar? Kanun sustuğunda vicdan nereye gider?
Gassal’da ölüm ve inanç üzerinden, Sekül’de adalet ve suç üzerinden, genel olarak da insanın karanlık tarafıyla yüzleşmesini anlatıyorum. İyi ve kötü arasındaki çizginin sandığımız kadar net olmadığını, bazen doğru olanın da ağır bir bedeli olduğunu göstermek istiyorum.
Benim derdim okuru ikna etmek değil; rahatsız etmek, düşündürmek ve soru sordurmak. Cevapları vermiyorum. O cevaplarla okurun yalnız kalmasını istiyorum.
16.Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?
Rahatlamış bir hisle değil. Bir soru işaretiyle.
“Ben olsaydım ne yapardım?” duygusuyla.
Metin bittiğinde hikâye kapanmasın istiyorum. Karakterler okurun zihninde yürümeye devam etsin, yaptıkları seçimler rahatsız etsin. İyiyle kötünün yer değiştirebildiğini, doğru olanın her zaman temiz olmadığını düşünsünler.
Okur kitabı kapattıktan sonra şunu hissediyorsa, benim için yeterli:
Bu hikâye bitti ama mesele bitmedi.
17.Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Aslında kimse okumak zorunda değil. Benim kitaplarım herkese hitap etsin diye yazılmadı. Ama karanlık fantastik dünyaları seven, gri alanlarda dolaşmaktan çekinmeyen okurlar için güçlü bir karşılığı var.
Fantastik benim için ejderha ya da kaçış değil; gerçeği başka bir dille anlatma biçimi. Kurduğum evrenlerde adalet, inanç, suç ve vicdan gibi meseleler var. Okur sadece bir hikâye okumuyor, bir atmosferin içine giriyor.
Eğer okur, “iyi” ve “kötü”nün net olmadığı hikâyeleri seviyorsa; rahatsız olmaktan kaçmıyorsa, benim kitaplarım tam orada duruyor.
18.Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?
Kesin bir iddiam yok ama sanırım kafamın içinin sınırsız olması. Kendimi tek bir türle, tek bir bakış açısıyla ya da güvenli alanlarla kısıtlamıyorum. Hikâye nereye gitmek istiyorsa oraya gitmesine izin veriyorum.
Fantastiği, karanlığı, mizahı ve rahatsız edici soruları aynı evrende yan yana getirebiliyorum. Kurduğum dünyalar planlı ama hayal gücü açısından serbest. O dengeyi seviyorum.
Belki de farkım şu: Yazarken sınır çizmekten çok, sınırları test ediyorum.
19.Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?
Hayallerini ertelemesinler. Özellikle genç yaşta denesinler, yanılıp düşsünler, tekrar kalksınlar. Çünkü hayat kısa, zaman dar ve “sonra yazarım” dediğin şey çoğu zaman hiç gelmiyor.
Mükemmel olmayı beklemesinler. Yazı, cesaretle başlar. Geri kalanı yolda öğrenilir. Korkmadan yazsınlar, korktukları şeyleri de yazsınlar. Çünkü yazı, en çok orada güçleniyor.
Kalemi bırakmasınlar. Dünya susmalarla dolu ama anlatacak sözü olanlara hâlâ ihtiyaç var.
20.Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?
“Aklına gelen fikirlere güvenme; onları hemen not al, çünkü en iyi cümleler kaçmayı sever.”
