Muhammed Ali Aksoy

  1. Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

Adım Muhammed Ali Aksoy. 1989 yılında Bolu’da doğdum. Kendimi bildim bileli düşünce ikliminin insanı olduğumu söyleyebilirim. Bu yüzden kendimi en çok “Bin düşünür, bir yazar” sözüyle tanımlarım.

Düşünmeyi ve yazmayı bir anlatma biçiminden çok, bir anlama çabası olarak gördüm hep. İnsanların sustuğu yerleri, konuşulmayanı ve görünmeyenin ardındaki asıl gerçeği; kısacası hakikati merak ederim. Polisiye türüne yönelmem de bu yüzden. Çünkü bir polisiyenin merkezinde suç vardır ve suç, çoğu zaman hakikatin en gürültülü hâlidir.

Gölge Oyunu da bu meraktan doğdu. Sadece bir hikâye kurmak değil, okuru bir atmosferin içine almak ve bazı sorularla baş başa bırakmak istedim. Yazarken amacım bir cinayeti aydınlatırken sessizliği çözmek ve hakikat arayışına bir nebze olsun ışık tutmaktı.

 

 

  1. Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?

Hayatımda yazıya yönelmemi sağlayan şey, belirli bir olaydan çok zamanla biriken fark edişler oldu. İnsanların söyledikleriyle sustukları arasındaki mesafeyi görmek, görünenle gerçekte olan arasındaki uçurumu fark etmek beni hep düşündürdü. Bu sorgulama hâli zamanla yazıya dönüştü.

Gözlem yapmak, insan davranışlarını anlamaya çalışmak ve olayların arka planını merak etmek, yazma ihtiyacımı besledi. Zamanla bu birikim bir “dolma” hâline geldi. Yazmak ise bunun doğal bir boşalmasıydı. Sanırım bir noktadan sonra sadece yazmanın değil, yazdıklarımı paylaşmanın da gerektiğini düşündüm. Gölge Oyunu, bu iç birikimin dışa yansıyan ilk somut hâli oldu.

 

 

  1. Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?

Yayımlanan ilk eserim Gölge Oyunu. Ancak yazmak benim için yeni bir uğraş değil. Daha önce farklı metinler, denemeler ve taslaklar üzerinde çalıştım. Mesela Muhbir adlı bir polisiye-istihbarat romanımı kaleme aldım. Bunun yanında şiirlerimi dercettiğim ancak yayımlamadığım bir çalışmam da var. Gölge Oyunu sanırım bu birikimin, arayışın ve uzun süredir zihnimde olgunlaşan düşüncelerin bir sonucu olarak ortaya çıktı.

 

 

  1. Bu ilk adım size ne hissettirdi?

Bu ilk adım bende tarif edilmesi zor bir heyecan uyandırdı. Uzun zamandır zihnimde dolaşan, sayfalara dökülen bir dünyanın artık benden çıkıp okurla buluşacak olması tuhaf bir duygu. Bir yandan büyük bir mutluluk, bir yandan da “acaba okur bu karanlığın içinde benim gördüklerimi görebilecek mi?” sorusu…

Yazarken yalnızsınız; yayımladığınızda ise artık yalnız değilsiniz. Gölge Oyunu’nun yolculuğu başlarken hissettiğim şey tam olarak buydu: İçimde büyüyen bir hikâyenin artık kendi yoluna çıkması.

 

 

  1. Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?

Eserlerimde tekrar eden en temel tema, görünenle gerçekte olan arasındaki mesafe. İnsanların sustukları, sakladıkları ve yüzleşmekten kaçındıkları duygular beni hep daha çok ilgilendiriyor. Bu yüzden karakterlerim çoğu zaman dış dünyadan çok kendi iç dünyalarıyla mücadele hâlinde.

Kendimi doğrudan bir karakterin içinde değil, daha çok onların bakışlarında, sorgulamalarında ve vicdanlarında buluyorum. Belki de beni en çok yansıtan şey, karakterlerin hakikate yaklaşırken yaşadıkları iç çatışmalar. Sanırım asıl mesele çoğu zaman suç değil, o suçla nasıl yaşandığıdır.

 

 

  1. Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?

Doğrudan bir karakterin ben olduğumu söyleyemem ama yazdığım her karakterde benden bir iz mutlaka vardır. Kimi zaman bir bakış açısında, kimi zaman bir tereddütte, kimi zaman da bir vicdan muhasebesinde… Karakterler konuşmaya başlayınca yazar susar, ama bir yandan da biliriz ki yazarın gölgesi bir şekilde karakterlerin üstüne düşer.

Demem o ki insan, tamamen yabancısı olduğu bir ruh hâlini yazamaz. Bu yüzden karakterlerimin iç dünyasında kendi sorgulamalarımı, kendi çelişkilerimi ve hayata dair düşüncelerimi yer yer bulduğum oluyor. Ancak hiçbiri tek başına beni temsil etmiyor; hepsi birlikte insanı anlamaya dönük bir arayışın parçaları.

 

 

  1. Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?

Bugüne kadar yayımlanmış eserim Gölge Oyunu. Polisiye kurgu çerçevesinde ilerleyen bu roman, suçun kendisinden öte suçun arkasındaki kalabalığı, o kalabalık içindeki sessiz çığlığı ve insanın iç dünyasındaki çatışmaları merkeze alıyor. Atmosferi, gerilimi ve sorgulayıcı diliyle okuru olay örgüsü eşliğinde bir farkındalığa ve vicdan muhasebesinin içine davet ediyor.

 

 

  1. Bu kitapların sizin için anlamı nedir?

Bu kitap, benim için sadece bir kurgu metni değil; uzun süredir zihnimde dolaşan düşüncelerin, gözlemlerin ve sorgulamaların somutlaşmış hâli. Yazarken kendimle yüzleştiğim, insanı ve hakikati anlamaya çalıştığım bir süreçti. Gölge Oyunu, bir hikâye anlatmanın da ötesinde içimde birikenleri dışarı bırakma ihtiyacının ürünü. Bu yüzden benim için bir iç yolculuğun izlerini taşıyan süreci yansıtıyor.

 

 

  1. Yazarken size ilham veren şey nedir?

Yazarken bana en çok ilham veren şey, insanların söylediklerinden çok sustuklarıdır. Görünenin arkasında kalan, fark edilmeyen detaylar, ufak dokunuşlar, küçük davranışlar ve çoğu zaman dile getirilmeyen duygular… İnsan doğasının bu karmaşık hâli beni yazmaya itiyor.

Gündelik hayatın içinde sıradan gibi duran anların aslında derin hikâyeler barındırdığına inanıyorum. Yazarken de o görünmeyeni görünür kılma isteği, en büyük ilham kaynağım oluyor.

 

 

  1. Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?

Genellikle küçük bir detay, kısa bir cümle ya da sıradan bir an olur… Ama zihnimde büyümeye başlar. Üzerinde düşündükçe, o küçük şeyin arkasında daha büyük bir hikâye olduğunu fark ederim. İşte o zaman fikir, zihnimde bir yük hâline gelir. Bir noktadan sonra onu yazıya dökmediğim sürece peşimi bırakmaz. Bazen de ben bu işin peşini bırakmam. Sanırım beni yazmaya iten şey, o fikrin artık içeride durmak istememesidir.

 

 

  1. Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?

Yazmayı tamamen ilhama bırakan bir süreç olarak görmüyorum. Aksine, zihnimde olgunlaşan fikirleri belli bir disiplin içinde yazıya dökmeye çalışırım. Gözlem yapmak, not almak ve üzerinde düşünmek yazma sürecimin önemli bir parçası.

Yazmaya başladığımda ise zihnen atmosferin içine girmeyi önemserim. Odaklanma ve metnin ruhuna girebilmek benim için çok kıymetli. Sessizlik de önemli ancak zihnimin sesini işitebileceğim kadar sükûnet yeterli. Düzenli aralıklarla yazarım ama asıl üretim, yazmadığım zamanlarda zihnimde devam eder.

 

 

  1. Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?

Kesin çizgilerle belirlenmiş bir yazma saatim yok ama yazarken belli bir zihinsel atmosfere ihtiyaç duyarım. Dikkatimi dağıtacak unsurların olmaması ve metnin dünyasına girebilmek benim için mühim. Yazmaya başlamadan önce notlarıma göz atmak, zihnimde kurduğum sahneleri yeniden düşünmek adeta küçük bir ritüel gibi. Asıl mesele masa başına oturmak değil, o dünyanın içine girebilmek diye düşünüyorum.

 

 

  1. Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?

Yazma sürecinde beni en çok zorlayan şey, zihnimdeki atmosferi ve duyguyu kâğıda aynı yoğunlukta aktarabilmekti. Kurguyu kurmak kadar o karanlığı ve gerilimi okura hissettirebilmek ciddi bir çaba gerektirdi.

Ayrıca polisiye bir metinde okuru ters köşe yapabilmek için, kurgunun özellikle son bölümlerinde değişiklik yaptım. Olayların akışını yeniden kurmak, bazı sonları bozup yeniden yazmak sürecin en yorucu ama en heyecan verici kısmıydı.

Bir de zaman zaman metinden uzaklaşıp yeniden döndüğüm anlar oldu. Çünkü yazdığınız dünyaya fazlaca yaklaştığınızda onu objektif görmek zorlaşıyor. O mesafeyi kurmak, zor ama öğretici taraflarından biriydi.

 

 

  1. Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?

Evet, zaman zaman zorlandığım ve metinden uzaklaştığım anlar oldu. Özellikle kurgunun bazı bölümlerini yeniden yazmak zorunda kaldığımda süreç yorucuydu. Ancak vazgeçmekten çok, durup düşünmeye ihtiyaç duydum.

Metinden uzaklaştığım o zamanlarda bile, sanki metnin beni yeniden çağırmasına alıştım. Her dönüşümde hikâyeye daha farklı bir gözle bakabildim. Sanırım bu süreçte vazgeçmek yerine, metinle arama sağlıklı bir mesafe koymayı öğrendim.

 

 

  1. Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?

Eserlerimde vermek istediğim şey doğrudan bir mesaj vermek yerine okuru bazı sorularla baş başa bırakmak. Görünenle gerçekte olan arasındaki fark, insanın vicdanıyla yüzleşmesi ve çoğu zaman konuşulmayan hakikatler metnin merkezinde yer alıyor.

Gölge Oyunu’nda da asıl mesele suçun kendisi değil; o suçun etrafında oluşan sessizlik, korku ve iç çatışmalar. Birileri işitmese, kulağını tıkasa bile hakikat orada duruyor. Okurun kitabı bitirdiğinde hikâyeden çok, hakikat yolculuğunda zihninde gün yüzüne çıkan sorularla baş başa kalmasını önemsiyorum.

 

 

 

  1. Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?

Okuyucunun metnin sonunda bir hikâyeyi hatırlamasından ziyade bazı cümlelerin ve soruların zihninde kalmasını isterim. Okuduklarının, kendi vicdanında ve zihninin koridorlarında ufak da olsa bir yankı uyandırmasını… Gölge Oyunu bittiğinde geride sadece çözülen bir olay değil, hâlâ düşünülmeye devam eden bir hakikat duygusu kalsın isterim.

 

 

  1. Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Okuyucular Gölge Oyunu’nu salt bir cinayet hikâyesi okumak için değil, gerilimin içinde insanın iç dünyasına da tanıklık etmek için okumalı. Bu kitapta amaç katili bulmanın ötesine geçip, hakikatin peşine düşmek. Zira, sadece katilin kim olduğunu değil, katilin neden böyle bir oyuna giriştiğini, yani onun motivasyonlarının neler olduğunu da şaşırtıcı şekilde gözler önüne seren bir ters köşe vadediyor.

Klasik polisiyelerden farklı olarak Gölge Oyunu’nun tiyatro, müzik ve şiir dolu katmanlı bir edebî bir yolculuğa uzanan özgün bir Ankara polisiyesi olduğunu söyleyebilirim.

Ayrıca romanda belirgin bir “kahraman” ya da öne çıkan tek bir karakter yok. Herkes sıradan, herkes şüpheli. Bu yönüyle okur, tek bir kişinin izini sürmek yerine olayların ortasında kalan tüm karakterlerin iç dünyasına dikkat kesilmek zorunda kalıyor. Atmosferi, sorgulayıcı dili ve bu karakter dizilimiyle, klasik bir polisiye kurgudan biraz daha fazlasını sunuyor. Okur, sayfalar ilerledikçe kendini olayların tam ortasında bulacak; kendi vicdanının izini sürmek zorunda kalacak.

 

 

  1. Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?

Beni diğer yazarlardan ayıran şeyin, olay örgüsü ile insanın iç dünyası arasındaki dengeyi kurma çabam olduğunu düşünüyorum. Akıcı ve sürükleyici bir kurgu benim için önemlidir. Ancak bunun yanında karakterlerin iç çatışmalarını, vicdanlarını ve psikolojik derinliğini metnin merkezinden uzak tutmam. Yazmayı sadece bir hikâye anlatmak olarak değil, okuru hem olayların içinde tutan hem de düşündüren bir alan olarak görüyorum. Sanırım yazarlık yaklaşımımın ayırt edici tarafı, bu iki yönü birlikte yürütme çabam.

 

 

  1. Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?

Ben de edebiyat yolculuğunun başında sayılabilecek, genç bir yazar olarak öncelikle sabırlı olmalarını söylemek isterim. Yazmak, sadece ilhamla değil; düşünmekle, gözlemlemekle ve yeniden yazmakla olgunlaşan bir süreç. İlk yazdıklarımızın değil, vazgeçmeden üzerinde çalıştıklarımızın bizi yazar yaptığını düşünüyorum.

Ayrıca çok okumalarını, insanı ve hayatı dikkatle izlemelerini tavsiye ederim. Çünkü iyi metinler, sadece hayal gücünden değil, güçlü bir gözlemden doğar. Ve en önemlisi, yazdıklarına inanmak ve o metnin peşini bırakmamaktır.

 

 

  1. Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?

Yazmak, insanın içinde biriken hakikatin, sessiz kalmayı reddetmesidir.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir