ÖLÜMÜN UCUNDA.. ELA NUR ÇELİK

1 Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

Merhaba ben, Ela N. Çelik. Ölümün Ucunda adlı romanın yazarıyım. On sekiz
yaşındayım ve yaklaşık sekiz yıldır yazarlıkla ilgileniyorum. Son beş yıl boyunca
Ölümün Ucunda üzerinde çalıştım ve eseri dört buçuk yıl boyunca dijital platformlarda
yayımladım. Roman, geçtiğimiz ağustos ayında finalini tamamladı ve şu an dijitalde
270 bin okuyucuya ulaşmış durumda. Halihazırda yayınevleriyle basım sürecine
yönelik görüşmeler yürütüyorum. Bu süreci daha sağlıklı ilerletebilmek adına, eserimi
yayınevlerine özel değerlendirme amacıyla matbaa baskısı olarak hazırlattım. Bunun
yanı sıra, birkaç aydır kurucusu ve başkanı olduğum “Yazar Kapsülü” topluluğu ile
genç yazarları bir araya getiren, üretimi ve paylaşımı merkeze alan çalışmalar
yürütüyorum.

2 Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar
nelerdi?

Ortaokulda düzenlenen bir yazma etkinliği kapsamında, öğrencilerin hikâyelerinin tek
bir kitapta toplanarak basılması planlanıyordu. Türkçe öğretmenimin önerisiyle bu
etkinliğe katıldım. Hayatında kitap okumayı bile nadiren alışkanlık hâline getirmiş biri
olarak, bunu yapabileceğimden oldukça kuşkuluydum. Ancak ilk kez o zaman hayal
gücümün kapılarını araladım. Öyle ki yazdığım ilk hikâye kitabı tam 92 sayfaydı.
Diğer öğrencilerden daha fazla yazmış olmam baskı sürecinin ileri bir tarihe
ertelenmesine neden olsa da, bu süreçte desteklerini hiç esirgemeyen öğretmenlerim
sayesinde ilk hikâye kitabım basıldı. İlk imza günümde yaşadığım o yoğun duygular
hâlâ hafızamda. Ardından, kitabımı okuyan bir öğrencinin beni durdurup kitabımın
adını söyleyerek “Yazarı sizsiniz değil mi? Kitabınız çok güzeldi, çok güzel
yazmışsınız.” demesi, yazarlık yolculuğumun ilk ve en önemli dönüm noktası oldu.
O günden sonra yazmayı hiç bırakmadım. Yazarlığa yönelmemin en büyük sebebi,
konuşmanın ne kadar düşünülse de anlık gelişen bir eylem olması; yazmanın ise yıllar
sürebilen, hissettiklerimi ve duygularımı eksiksiz şekilde karşı tarafa aktarabilme
imkânı sunmasıdır. Bu durum, “ya tam ya hiç” düşüncesine sahip yapımla örtüşüyor
ve yazmayı benim için vazgeçilmez kılıyor.

3 Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?

Evet, yazarlık yolculuğumda kaleme aldığım ilk eser Mor Yay adlı bir hikâye
kitabıydı. Daha önce de bahsettiğim gibi bu eser basılmış olan ilk kitabımdı.
Sonrasında dijital platformlara yönelerek iki-üç farklı hikâye yazma denemesinde
bulundum; ancak bu metinler tam olarak içime sinen, anlatmak istediğim konular
değildi. Elbette bunda o dönem henüz on üç–on dört yaşlarında olmamın da büyük bir
etkisi vardı.
On dört yaşımın sonlarına doğru ise daha karanlık ve derin bir kurgu olan Ölümün
Ucunda üzerinde çalışmaya başladım. Bu eser, yazarlık anlayışımın ve anlatım
tarzımın şekillenmeye başladığı önemli bir dönemi temsil ediyor.

4 Bu ilk adım size ne hissettirdi?

Yazılarımı dijital bir platformda, özellikle Wattpad’de yayımlamadan önce birkaç ay
boyunca yalnızca taslaklar hâlinde yazdım. Çünkü yazdıklarımı birilerine okutma fikri,
benim için mahremimi başkalarına açmak gibiydi. Yaklaşık on bölüme ulaştığımda,
bir arkadaşımın desteği ve “Bunları insanların da görmesi lazım” yönündeki
cesaretlendirici sözleriyle fikrim değişti. Hiçbir beklenti ya da karşılık düşünmeden,
yalnızca bir uygulamanın bir köşesinde anı olarak kalması için yayımlamaya başladım.
Ancak zamanla beklemediğim bir ilgiyle karşılaştım. Geçtiğimiz günlerde Wattpad’de
270 bin okuyucuya ulaşmış olmam, benim için son derece değerli ve motive edici bir
deneyim oldu.

5 Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?

Bunu okuyucularıma anlatmayı ya da açıkça söylemeyi çok sevmem. Çünkü her
kurgumun içinde mutlaka benden bir parça vardır. Bu, belirgin bir karakter olarak
karşınıza çıkmaz; ancak yarattığım her karakter, bir yönüyle benden izler taşır. Bu
nedenle kitaplarımı okurken yalnızca bir kurguya değil, soyut anlamda benim bir
otobiyografime de tanıklık etmiş olursunuz.
Bu durum, her okuyucumla aramdaki bağı benim için daha da özel kılıyor. Çünkü her
okur, farkında olarak ya da olmayarak, benim dünyama ve hislerime ayrı bir yerden
dokunmuş oluyor.

6 Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?

Az önce de ifade ettiğim gibi, yarattığım her karakter biraz bendir; ancak hiçbir
karakterim benimle tamamen aynı değildir. Bu durum ilk bakışta büyük bir çelişki gibi
görünebilir. Yine de kendimden bir parça bulamadığım karakterleri yazmakta her
zaman zorlanırım. Çünkü benim için karakterler, yalnızca kurgunun bir parçası değil;
iç dünyamla kurduğum bir bağın yansımasıdır.

7 Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?

Dijital platformlarda yayımladığım Ölümün Ucunda adlı kurgumun merkezinde
Yüzbaşı Asena Çağan yer alıyor. Asena, çocukluk hayalini gerçekleştirmiş; cesur,
idealist ve mesleğine tutkuyla bağlı bir kadın asker. Görevi gereği tayin edildiği sınır
bölgesindeki bir kışlada, kendi timinin komutanı olarak göreve başlıyor. Yeni bir şehir,
artan sorumluluklar ve beraberinde taşıdığı ağır bir geçmişle yüzleşmek zorunda
kalıyor. Hikâye boyunca askerî hayatın zorlukları, timin güvenliğini sağlama
sorumluluğu ve yaşanan kişisel kayıplar Asena’nın ruhunda derin izler bırakıyor. Onu
ayakta tutan en önemli unsur ise timiyle kurduğu güçlü bağ. Asena yalnızca bir
komutan değil; askerleri için aynı zamanda bir abla ve bir sırdaş. Bu ilişki, görev
tanımının ötesine geçerek gerçek bir kardeşliğe dönüşüyor. Askerî disiplinin katı
kuralları içinde duyguların bastırılması gerekirken, Asena’nın hayatına giren biriyle
arasında zamanla oluşan bağ, hikâyenin en temel çatışma noktalarından birini
oluşturuyor. Açıkça dile getirilmeyen ama derinden hissedilen bu çekim, hem
duygusal hem de etik bir sınav anlamına geliyor. Asena, görevle kalbi arasında sıkışıp
kalırken, aşkın bu dünyada bir zaaf mı yoksa bir güç mü olduğu sorusuyla yüzleşmek
zorunda kalıyor.
Bunun yanı sıra yaz aylarında kaleme almaya başladığım ve bir süredir ara verdiğim
Aşk Kaç Kalori? (Texting) adlı kurgumda bu kez modern şehir hayatına
odaklanıyorum. Hikâye, genç bir diyetisyen olan Miray Kolan’ın gözünden anlatılıyor.
Miray; mesleğine saygı duyan, prensipli, düzenli ve işiyle gurur duyan bir kadın.
Klinik hayatın gerçekleri, sosyal medyanın mesleki algıya etkisi, kadın dayanışması ve
profesyonel etik romanın ana eksenini oluşturuyor. Tüm bu dengeler, Miray’ın aldığı
oldukça tuhaf bir telefonla değişiyor. Telefonun ucunda, askerî disiplinle yetişmiş
ancak şaşırtıcı derecede dobra ve filtresiz bir adam var: Üsteğmen Efkan Konay.
Danışan–diyetisyen ilişkisiyle başlayan bu iletişim, Efkan’ın doğallığı ve zaman
zaman sınırları zorlayan tavırlarıyla Miray’ın profesyonel duruşunu sınayan bir sürece
dönüşüyor.
Miray için bu hikâye yalnızca bir danışanı yönetmekten ibaret değil; aynı zamanda
kendi meslek etiğini, sınırlarını ve duygularını sorguladığı bir iç yolculuk. Efkan’ın
askerî hayatının getirdiği sertlik, geçmişten taşıdığı travmalar ve beklenmedik
karşılaşmalar, Miray’ın iç dünyasında ciddi fırtınalar koparıyor. Mizahi dokunuşlarla
ilerleyen bu aşk hikâyesinde, kalp atışlarını hızlandıran anlar kadar “doğru olan
nedir?” sorusu da merkezde yer alıyor.
Geçtiğimiz aylarda yazmaya başladığım ve şu an için yalnızca giriş bölümünü
yayımladığım İltin’in Mührü adlı bir kitabım daha bulunuyor. Kurgusu ve bölümleri
büyük ölçüde hazır olan bu roman, suç dünyasının görünmeyen kuralları, sadakat ve
ihanet kavramları üzerine kurulu mafya temalı bir hikâye. Bu eserde gücü silahla
değil; verilen sözler, bozulan anlaşmalar ve taşınan bedeller üzerinden ele alıyorum.
“Mühür” kavramı ise bu dünyada geri dönüşü olmayan bir bağlılığın ve suskunluğun
sembolü. Roman, geçmişi suçla, kayıplarla ve yarım kalmış hesaplarla örülü
karakterlerin etrafında şekilleniyor. Mafya düzeni içinde herkesin bir rolü, bir sınırı ve
aşılması bedeli ağır olan çizgileri var. İltin’in Mühründe mesele yalnızca hayatta
kalmak değil; kime sadık kalınacağı ve hangi bedelin ödeneceği sorusu.
Hikâye ilerledikçe güç dengeleri değişiyor, ittifaklar sarsılıyor ve karakterler hem
birbirleriyle hem de kendi vicdanlarıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Romanda aile
kavramı, kan bağından çok seçilmiş bağlar üzerinden ele alınıyor; ihanet ise çoğu
zaman en yakın görünen yerden geliyor. Bu kitapta amacım, mafya dünyasının
romantize edilmiş yüzünü değil; bu düzenin insan ruhunda açtığı çatlakları
gösterebilmek.
Ayrıca geçtiğimiz ay başladığım ikinci bir asker kitabım daha var; ancak henüz kurgu
tamamlama aşamasında olduğu için şu an net bilgiler paylaşamıyorum. Tüm
yayımlanmış kurgularıma Wattpad, Romanika ve Kitappad üzerinden ulaşabilirsiniz.

8 Bu kitapların sizin için anlamı nedir?

Ölümün Ucunda’nın yeri, kaçıncı kitabım olursa olsun benim için her zaman çok ayrı
olacak. Çünkü bu hikâye, yalnızca yazdığım bir kurgu değil; hatalarımla,
yaşadıklarımla, çevremle ve yazarlık yolculuğumla birlikte şekillendi. Onu yazarken
ben de değiştim, büyüdüm ve bugün olduğum kişiye dönüştüm.
Yaklaşık dört yıl boyunca bu kitabı anonim olarak yayımladım. Uzun bir süre bu
şekilde ilerledim ve bu süreç bana çok şey öğretti. Öğrettiklerinden belki de en
önemlisi, yaptığım işlerin ve ortaya koyduğum eserlerin arkasında kendi kimliğimle
durmam gerektiğiydi. Bu yüzden “Yazanokurhanım” nickini hâlâ kullanıyor olsam da
artık profilimde ben varım; saklanmadan, gizlenmeden.
Bunun dışında yazmaya başladığım diğer kitaplarım benim için daha yeni. Onlara
genelde “bebek kurgularım” ya da “bebek kitaplarım” demeyi tercih ediyorum. Çünkü
her biri, yazıldıkları süreçte yaşadıklarımla, öğrendiklerimle ve değişen bakış açımla
büyüyor. Onları tamamladığımda, her birinin tıpkı Ölümün Ucunda gibi kendine özgü,
farklı ve eşsiz bir yeri olacağına yürekten inanıyorum.

9 Yazarken size ilham veren şey nedir?

Genelde ilham benim için kilit bir unsur değildir. Ben kendim için yazarım. Okumak
istediğim zamanlarda da yine kendi yazdıklarımı açıp okurum. Bu yüzden oturup
ilham aramam ya da onu beklemem; çünkü ilham her zaman vardır. Sadece bazen onu
görebilecek durumda ya da hâlde olmam. Görebilmem için ya ruh hâlim uygun
değildir ya da zaman olarak müsait değilimdir. O anlarda kendimi dinlemem, beni
mutlu eden küçük şeylere yer vermem yeterlidir. Her çeşit kahve, beyaz çikolata, bir
kupa sıcak çikolata ya da sahlep ve kedim buna güzel örneklerdir. Bunun dışında,
hayatımda değer verdiğim insanlar ilhamımı elimde tutmamı sağlayan en büyük
güçtür.

10 Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?

Genelde aklıma gelen kurgu ve fikirler çok fazla olduğu için mutlaka bir yere not
alırım. Sonrasında ne kadar süreceğini netleştirmek zor olsa da, ilerleyen zamanlarda
bu kurgunun üzerine sürekli yeni şeyler eklerim; ancak hemen yazıya dökmem. Kurgu,
kafamda netleşip kendi dünyasını kurana kadar bu süreç böyle devam eder. Bir süre
sonra, artık kaleme dökülebilecek kadar şekillendiğine karar verdiğimde, her kurgunun
beraberinde getirdiği o anlık heyecanla otururum. Yaklaşık bir hafta içinde hem
notlarımı alır, hem dünyayı kurar, hem de kendimi o dünyanın içine dahil ederim.
Ondan sonra geriye kalan tek şey, kurguyu yazmaya başlamaktır.

11 Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?

Uzun zaman sonra rutinlerim, üniversite için şehir değiştirdiğimde ister istemez
değişmek zorunda kaldı. Ancak yeni rutinimden bahsetmem gerekirse; kendime büyük
bir kupa alıp, soğuyacağından emin olacak şekilde normalden biraz daha sıcak bir
kahve hazırlarım. Yanına sevdiğim bir atıştırmalık koyarım ama onu, yazımın
ulaşması gereken sayfaya, kelime sayısına ya da kurguda gerçekleşmesi beklenen
olağan bir olaya gelmeden yemem. Bu da yazıyla aramda küçük ama disiplinli bir
anlaşma gibidir. Kendimi rahat bırakabileceğim bir koltukta, sandalyede ya da
yatağımda küçük bir köşe oluştururum. Eğer o an imkânım varsa bir tütsü ya da mum
yakarım. Ve en önemli şey olarak, kulaklığımı takıp yazacağım kurgunun ruhuna
uygun bir müzik listesi açarım. Bu, beni saatlerce gerçek dünyadan alıkoymaya yeter.

12 Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?

Kendimi belirli bir saat ya da duruma sınırlamam. Bu, benim için zaten başlı başına bir
hâl, bir varoluş biçimidir. Yeri geldiğinde bir peçeteye de yazarım, yeri geldiğinde
ders defterimin arka sayfasına da, bilgisayara da. Çünkü ben böyle var oldum.
İlk hikâyemi İngilizce defterimin arka sayfasına yazarak başladım. Lisede telefon
yasak olduğu için, kitaplarım için sayfalarca defter tuttum. Her akşam yazdıklarımı
dijitale geçirdim. Şimdi ise bilgisayarımı neredeyse her an yanımda taşırım. Ama öyle
ki, tek bir gün yanıma almasam bile yazma isteği geldiğinde bu benim için asla bir
sorun olmaz.

13 Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?

Yazmakta zorlandığım anlar genelde kurduğum dünyanın içine tam olarak
giremediğimde ya da o dünyanın eksiğinin, ihtiyacının ne olduğunu kestiremediğimde
ortaya çıkar. Bazen ise ne yazacağımı bilmem; kafam doludur, yoğundur ya da henüz
kendimin bile farkında olmadığı bir sorunum vardır. Bunun çözümü ise çoğu zaman
sadece zamana bırakmak ve doğru anda gösterilen yerinde bir çabadır.

14 Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?

Belki bu noktaya gelmek için hâlâ erkendir ama evet, bu süreci herkes gibi ben de
yaşadım. Kurgumu yayınevlerine gönderirken ilk etapta sadece gerçekten çok
istediğim üç yayınevine dosya yolladım. Sonrasında ise yalnızca bekledim. Bu
bekleyiş beni aslında yavaşlatmıştı ama o an bunun farkında değildim. Daha sonra
yazarlık kariyerim açısından benim için çok değerli insanlarla tanıştım. Onların büyük
desteği ve yardımıyla Ölümün Ucunda’yı matbaa basımına hazırladım. Bu süreç
benim için oldukça zorluydu; çünkü mezuna bıraktığım senenin sonunda YKS’den
yeni çıkmıştım. Bir yandan Ölümün Ucunda’nın finalini hazırlıyor, bir yandan düzenli
olarak bölüm yayımlıyor, bir yandan da redaksiyon süreciyle uğraşıyordum. Bu
noktada, benim için görünmez bir el gibi yardımıma koşan ve tecrübelerinden
faydalanmama imkân tanıyan değerli arkadaşıma —buradan tekrar— teşekkür ederim.
Onun sayesinde matbaa süreci benim için çok daha kolay ilerledi ve yaklaşık iki ay
gibi kısa bir sürede kitabı basılı hâlde elime aldım. Sonrasında yeniden yayınevlerine
dosya gönderme sürecine başladım. Ancak bu süreçte aldığım retler ve istemediğim
yerlerden gelen teklifler beni fazlasıyla yıprattı. Bu sırada yazmayı bırakıp yazarlığın
diğer taraflarıyla meşgul olduğum için zihnimi boşaltmaya fırsat bulamıyordum. Bu da
beni gerginleştiriyor, sinirlendiriyordu. Ardından başladığım kurgular yarım kaldı;
yazamamaya başladım ve kendimi “Ben artık yazamıyorum, ben yazar değilim”
düşüncesinin içinde buldum. Bu dönemde de yine aynı abim gibi gördüğüm kişi
tarafından desteklendim ve doğru kurguyu bulmam için yönlendirildim. Şimdi, birkaç
ay içinde atlatabildiğim o dönemin bu kadar kısa sürmüş olmasına gerçekten çok
mutluyum.

15 Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?

Her kurgumun ana fikri birbiriyle bağlantılıdır; birbirini destekler ama aynı zamanda
farklı bir düşünceyi, konuyu ve fikri anlatır. Genel olarak tek bir sayıya ya da mesaja
bağlı kalmayı sevmem. Bu yüzden tek bir kitabımda bile, birden fazla ders
çıkarılabilecek konuları birlikte işlemeyi tercih ederim.

16 Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?

Okuyucunun, kitaplarımın sonunda şunu düşünebilmesini isterim: “Evet, belki
yaratılmış bir dünyada, tamamen kurgusal karakterleri okudum; ama bu hikâye bana
hayatımla ilgili bir gerçekliği, bir farkındalığı hatırlattı. Şunu yapmam ya da
yapmamam gerektiğini yeniden düşünmeme sebep oldu.” Öyle ki, her okuyucunun
kendi ihtiyacını bulmasını istediğimden, herkesin kitaptan bambaşka bir şeyle
ayrılmasını isterim. Okurun, kendisine ve hayatına ekleyebileceği bir şeylerle kitabı
kapatmasını isterim.

17 Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Benim askerî kurgularım, genelde askerliğe mümkün olduğunca yakın şekilde yazılmış
metinlerdir. Ölümün Ucunda’yı yazmaya başladığım dönemlerde askerliğe karşı
yoğun bir istek ve güçlü duygular taşıyordum. İki yıl boyunca sınavlarına girdim;
ancak bana nasip olmadı. Ülkemizde askerlik şartlarının kadınlar için daha sert olması
ve yeterince erişilebilir olmaması, kazanamamış olmamın tek sebebi değildi belki ama
bu süreç bana önemli farkındalıklar kazandırdı. Evet, bugün bile canımı vatanım ve
milletim için kuşkusuz verebilirim. Ancak askerlik gibi büyük bir sorumluluğu
kendime yakıştırıp yakıştıramadığımdan, bu role gerçekten uygun olup olmadığımdan
zamanla şüphe duyar hâle gelmiştim. Kendi hayatımı belki adayabilirdim ama bir
noktada, kendi hayatımdan bile daha önemli hâle gelen önceliklerim oluştu.
Kitaplarım; gerçek askerliğe en yakın kurguları okumak isteyen, askerî türde
operasyonlara, terimlere ve gerçek hayatla bağdaşan sahnelere ilgi duyan okurlar için
yazılmış metinlerdir. Askerî tarzda olmayan kitaplarımda ise “Neden okumalısınız?”
sorusunun cevabını ben vermek istemem; bunu okuduğunuzda, kendi nedenlerinizle
sizin cevaplamanızı isterim. Ancak tüm kurgularımın ortak noktası şudur: Her zaman
kendinizi bulabileceğiniz karakterler ve bir dünya sunmaları.

18 Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?

Beni diğer yazarlardan ayıran şeyin tek bir başlık altında toplanabileceğini
düşünmüyorum. Yazarken bir türü ya da bir temayı anlatmaktan çok, o dünyanın
içindeki insanı anlamaya ve hissettirmeye çalışıyorum. Özellikle askerî kurguda,
dışarıdan görünen sertliğin ardındaki duyguyu, çatışmayı ve kırılganlığı merkeze
alıyorum. Benim için yazmak bir üretim sürecinden ziyade içsel bir ihtiyaç; bu yüzden
metinlerimde yaşanmışlık hissi ve samimiyet ön planda oluyor. Okurun bir sahneyi
okumasını değil, o sahnenin içinde kalmasını önemsiyorum.

19 Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına
ne söylemek istersiniz?

Hiçbir şey emeksiz ve zamansız olmaz. Kendiniz için yazın; beklentiye girmeyin. En
büyük motivasyon kaynağınız yine kendiniz olun. Bu dünya başkalarından medet
ummak için uygun değil. Kendinizi tanımanız, yazarlık kariyeriniz boyunca kendinize
yapabileceğiniz en büyük iyiliktir.
Kurucusu olduğum Yazar Kapsülü Topluluğu, yazarlığa yeni adım atanlardan yolun
ortasında yön arayanlara; kafasında soru işaretleri olanlardan, yeni olmasa bile diğer
yazarlara ihtiyaç duyan herkese hitap eden bir alan olarak kuruldu.

20 Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi
ne olurdu?

Yazdıklarınız hiçbir zaman kusursuz olmayacak; ancak bu durum sizi durdurmamalı,
aksine hırslandırmalı. Mükemmeli ararken asla pes etmemelisiniz. Evet, mola
verebilir, dinlenebilirsiniz; fakat gittiğiniz yere alışmamanız gerektiğini her zaman
hatırlamalısınız. Yazmak için hiçbir zaman geç değildir; ama durmak ya da bırakmak
için her zaman çok geçtir.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir