RÖPORTAJ: AYLİN TORUN

1. Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

Ben Aylin Torun. Çevre mühendisi olarak kamu kurumlarında görev yapıyor, aynı zamanda yazarlık çalışmalarımı sürdürüyorum. Roman, çocuk kitabı ve novella türlerinde yayımlanmış eserlerim bulunuyor.

Mesleki yaşamım bana analitik düşünmeyi, yazarlık ise insan ruhunu ve hafızasını anlamayı öğretti. Bir yanda veriler ve sistemler, diğer yanda hikâyeler ve duygular var. Yazarken bu iki dünyanın kesişiminde duruyorum.

2. Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?

Aslında yazmak benim için bir anda başlayan bir şey olmadı. Temelleri çocukluğuma uzanıyor. Annemin kendi hayatına dair anlattığı o samimi anılar, zamanla zihnimin bir köşesinde “bunları mutlaka yazmalıyım” dediğim kesitlere dönüştü.

Çocukluktan gelen okuma tutkum bu süreci beslese de, asıl dönüm noktam annemin bir hayalini sahiplenmemle gerçekleşti. Annemin kendi annesinin, yani anneannemin fedakârlıklarının ve asıl önemli olan gücünün unutulup gitmesini önleme arzusu, zamanla benim de en büyük hayalim ve yazma motivasyonum oldu.

Bir yazar olarak asıl aydınlanma anım ise, kendi iç sesimi başkalarının hikâyelerinde duyduğumu fark ettiğim o eşsiz anla geldi. Yazmak benim için sadece anlatmak değil, bir mirası yaşatmak ve o mirasta kendi sesimi bulmak demekti.

3. Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eseriniz neydi?

Yazarlık serüvenim, benim için en anlamlı eserim olan ve annemin adını taşıyan “Aliye” ile başladı.

Bu eser benim için sadece bir başlangıç değil; annemin hayallerini ve anneannemden anneme ve bana miras kalan o değerli gücü, yaşanmışlıkları somutlaştırdığım; aile tarihimizin unutulmasına izin vermeyen bir yolculuğun ilk adımıydı.

“Aliye”yi sadece güçlü bir kadının biyografisi olarak değil; 1930’lardan günümüze Doğu Anadolu’da bir kadın olmanın zorluklarını kuşaklara aktaran bir dönem romanı olarak görüyorum.

4. Bu ilk adım size ne hissettirdi?

Büyük bir heyecanla birlikte derin bir sorumluluk duygusu hissettim. Çünkü kaleme aldıklarım bir kurgu değil, kuşakları birbirine bağlayan gerçek yaşanmışlıklardı. Bu hikâyeler, yalnızca kan bağıyla bağlı olduğumuz geniş ailemiz ve akrabalarım için değil; benzer süreçlerden geçmiş pek çok insan için de önemli bir tanıklıktı.

Bazı bölümleri yazarken yeniden yaşadım, yeniden düşündüm, yeniden hissettim.

5. Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?

Eserlerimde en sık karşılaşılan tema, insanın zorluklar karşısında kendi içindeki gücü keşfetmesidir. Özellikle kadınların, annelerin ve hayata tutunma mücadelesi veren insanların hikâyeleri beni derinden etkiliyor. Yazdığım karakterlerin çoğunda kendi gözlemlerimden, duygularımdan ve yaşam tecrübelerimden izler bulmak mümkün.

6. Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?

Kesinlikle.

Her karakter, içimdeki farklı bir parçanın yansımasıdır. Bazen zayıflıklarımı, bazen de cesaretimi onlara aktarırım.

7. Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?

Şu ana kadar okurla buluşan dört eserim var.

Yazarlık yolculuğumda ailemin ve kendi geçmişimin izlerini sürdüğüm “Aliye” ve “Beni Ben Yapan” adlı romanlarımda, insan ruhunun derinliklerine inen yoğun duygusal yolculuklara çıktım. Bu eserler benim için bir anlamda köklerimi keşfetme süreciydi.

Benim için bambaşka ve keyifli bir deneyim olan “Lider Luna” ise ilk çocuk kitabım. İyiliğin, dostluğun ve tüm canlılar arasındaki iletişimin gücünü vurgulayan, her daim sevginin kazandığını anlatan iki farklı hikâyeyi çocuklarla buluşturmak benim için çok özeldi.

Son olarak, bir novella çalışması olan “Kehribar – Yeni Bir Başlangıç” ile tekrar gerçek yaşamın izlerine döndüm. Yine yaşanmış bir hikâyeden esinlendiğim bu eserde, biraz benden biraz da sizden esintiler var.

“Kehribar”, okuru temel bir sorgulamaya davet ediyor: Toplumun bize dayattığı hayat mı ağır basmalı, yoksa kendi hayallerimiz mi?

8. Bu kitapların sizin için anlamı nedir?

Bu kitaplar benim için yalnızca birer eser değil; her biri kendi içsel büyüme sürecimin haritası niteliğinde. Geçmişimle barışma ve kendimi tanıma yolculuğumun somutlaşmış halleri olmalarının yanı sıra, farklı türlere yönelerek sınırlarımı keşfettiğim ve yazar kimliğimi inşa ederken tarzımı tanıdığım birer pusula, birer kılavuz görevi görüyorlar.

9. Yazarken size ilham veren şey nedir?

Dürüst olmak gerekirse, ilhamın kendiliğinden gelmesini beklemekten ziyade, bende yazma isteğinin varlığı yeterli oluyor. Eğer o gün o güçlü yazma isteğiyle uyanmışsam, dünyadaki her detaydan etkilenebilecek bir kapı aralayabiliyorum.

Benim için yazma süreci bir bekleyiş değil; o istekle uyandığım an, çevremdeki her şeyin –bir konuşmanın, bir bakışın ya da bir atmosferin– bir yazıya dönüşebilecek potansiyeli taşıdığını fark etmemle başlıyor. Yani o an, ilhamın beni bulduğu değil, benim ilhamı yarattığım bir ana dönüşüyor.

10. Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?

Bir fikri yazıya dönüştüren temel unsur, bugüne kadar beni derinden etkileyen ve dokunan yaşanmışlıkların ağırlığı oldu. Hayatta insanların çoğunun görmezden geldiği, saklı kalmış o gerçek hikâyeleri fark ettiğimde, bunları görünür kılmanın ve kayıt altına almanın tek yolunun yazmak olduğunu biliyordum; yazarlık benim için bir sorumluluktu.

Bu noktadan sonra yazım yönümde yeni alanlara açılma ihtiyacı hissediyorum. Bugüne dek kendi ailemin ve gerçek hayatın izlerini sürerken, şimdi gözlemci kimliğimi daha ön plana çıkararak farklı türlerde, daha önce girmediğim alanlarda ve kurgunun sınırsız dünyasında yeni tarzlar denemeye, gözlemlerimi bambaşka formlarla okura sunmaya hazırlanıyorum.

11. Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?

Bir üretim rutinim olduğunu söyleyemem. Rutin, benim için ancak yazmaya karar verdiğim projenin türü ve hedefleri netleştiğinde anlam kazanıyor. Bir kez o sürece girdiğimde ise disiplin, çalışmamın merkezine yerleşiyor. Hemen her gün o dosya adına bir şeyler yazmam gerektiğini biliyorum.

Çünkü yazmaya uzun süreli ara vermek, zihnimdeki o akışı ve duyguyu körelttiği için bana iyi gelmiyor. Bu yüzden belirli bir projem olmasa bile, anlık duygularımı, gözlemlerimi veya zihnimde beliren kesitleri mutlaka yazıya döküyorum. Biliyorum ki, o an “gelişigüzel” gibi görünen her cümle, ileride bir kitabın içinde kendi yerini bulmayı bekleyen parçalardır.

12. Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?

Kendime katı bir yazma saati dayatmıyorum, ancak hemen her gün içimden gelmese dahi kalemi elime almayı veya ekranın başına geçmeyi tercih ediyorum. Yazma anlarımın olmazsa olmazı; sözsüz müzik (klasik müzik tercihim), dingin ve sessiz bir çalışma ortamıdır.

13. Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?

Yazma sürecinde beni en çok zorlayan şey, özellikle “Aliye” ve “Beni Ben Yapan” adlı kitaplarımda, hayatımın en kırılgan anlarına dokunmak oldu. O satırları yazarken hep bir adım geride durmak, duygusal olarak o anın içine girmekten kaçınmak istedim; bir önceki aşamada oyalanıp durdum.

Ancak o zorlu anları kaleme alıp kâğıda döktüğümde hissettiğim o arınma, iyileşme duygusu, tüm zorluklara değdi. Yazmak, benim için sadece bir anlatım biçimi değil, aynı zamanda yaşadığım o ağır duygulardan sıyrılmamı sağlayan bir şifa süreci oldu.

14. Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?

Bir kez yazmaya başladığınızda vazgeçmek bana kalırsa mümkün değil. Ben de o hazzı bir defa aldım. Belki zihinsel bir yorgunlukla uzun süreli molalar verebilir, kalemden uzaklaşabilirsiniz; ancak yazmak benim için bir tercihten ziyade bir yaşam biçimi oldu.

Tıpkı kitap okumaktan, iyi bir müzik dinlemekten ya da dostlarla yapılan derinlikli sohbetlerden vazgeçemeyeceğimiz gibi…

15. Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?

Bugüne kadar kaleme aldığım eserlerdeki temel mesajım, insanın her koşulda kendine dair bir anlam inşa edebileceği üzerine kuruluydu; zorluklar karşısında direnç göstermenin ve umudu diri tutmanın esas olduğunu vurgulamak istedim.

Ancak şimdi farklı tarzlar deneyimlemeye, edebi sınırlarımı genişletmeye ve kendi kalemimi bambaşka alanlarda sınamaya sabırsızlanıyorum.

Doğrusu, bir sonraki eserlerimde okuyucularımla hangi duygularda buluşacağımızı ve vereceğim yeni mesajların neler olacağını en az sizler kadar ben de merakla bekliyorum.

16. Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?

Bir okuyucunun kitabımı kapattığında sadece bir hikâye bitirmiş olmasını değil, kendi yaşamına dair cevaplanmamış sorularına cevap bularak ya da yeni sorularla ayrılmasını isterim. Arzum; hikâyelerimin okuyucunun zihninde yeni bir keşif süreci başlatmasıdır.

Yazmanın en kalıcı gücünün “dokunmak” olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden kalbimden geçen asıl amaç, derinliği olan eserler bırakabilmek, okuyucunun hayatına dokunabilmek ve her şeyden önemlisi, zamanın ötesine geçebilen “zamansız” bir iz bırakabilmektir.

17. Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Eğer insan ruhunun derinliklerine samimi ve sorgulayıcı bir bakış açısıyla yolculuk yapmak istiyorlarsa, benim dünyamda kendilerine dair bir şeyler bulacaklardır.

Amacım; bir kitabın sayfalarını çevirirken aslında okuyucunun kendi hikâyesinin sayfalarını aralamasına vesile olmaktır.

18. Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?

Her yazarın kendine özgü bir sesi olduğuna inanıyorum. Benim kalemimi besleyen şey ise gerçek yaşam hikâyelerine duyduğum ilgi ve mesleki hayatımdan gelen gözlem disiplinim.

Bir mühendisin analitik bakışıyla bir yazarın duygusal dünyasını aynı metinde buluşturmaya çalışıyorum. Samimi ama dengeli bir bakış açısıyla…

19. Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara ne söylemek istersiniz?

Çok okumalarını ve yazmaktan asla korkmamalarını, vazgeçmemelerini öneririm. Yazmak biraz gözlem, biraz cesaret, en çok da vazgeçmemektir. Ve ciddi bir sabır gerektirir.

20. Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?

“Yazmaya yeni başlayanlara seslenseydim:”

Mükemmel başlamayı beklemeyin; çoğu insan kötü yazdığı için değil, başlamaktan korktuğu için yazamıyor.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir