RÖPORTAJ: Gülzade Cüneray

1📌 Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?

Ben Gülzade Cüneray. Fırat Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü ve Anadolu Üniversitesi Sosyal Medya Yöneticiliği bölümü mezunuyum.

Yazmayı, hissetmeyi ve insanların kalbine dokunan hikâyeler oluşturmayı seven bir kadınım. Aynı zamanda bir anneyim ve bu kimliğim, üretim yolculuğumun en güçlü taraflarından biri oldu.

Hayatımın bu döneminde hem çocuğuma emek veriyor hem de kendi üretim alanımı kurmaya çalışıyorum. Aldığım iletişim ve medya eğitimi, yazıya, anlatıya ve insan hikâyelerine daha bilinçli bakmamı sağladı. Bugün evimde, kendi imkânlarımla, bazen zamanla yarışarak bazen uykusuz kalarak ama her zaman kalbimi ortaya koyarak yazıyorum.

Benim için yazmak sadece kelimeleri yan yana getirmek değil; bir duyguyu görünür kılmak, bir anıyı saklamak, bir çocuğun kalbine dokunmak ve bir ailenin sevgisini kalıcı hâle getirmek demek.

Bugün kişiye özel hikâye kitapları hazırlıyorum. Her kitapta çocuğun adı, ailesi, sevdiği şeyler, karakteri, yaşadığı küçük ama kıymetli anılar yer alıyor. Bu yüzden benim yazdığım her kitap sadece bir hikâye değil; o aileye özel bir hatıra oluyor.

2📌 Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?

Yazarlığa yönelmemde en büyük dönüm noktalarından biri annelik oldu. Anne olduktan sonra çocukların dünyasına, duygularına ve küçük anıların kıymetine çok daha başka bir gözle bakmaya başladım.

Bir çocuğun gülüşü, söylediği minicik bir söz, ailesiyle kurduğu bağ ya da bir annenin çocuğuna bakarken hissettiği o derin sevgi benim için çok anlamlı hâle geldi. Zamanla şunu fark ettim: Bazı duygular sadece yaşanıp geçmemeli, kalıcı hâle getirilmeli.

Evde çocuğuma bakarken bir yandan da kendi ekonomik gücümü kazanmak, üretmek ve kendi emeğimle bir yol açmak istedim. Başta “Acaba yapabilir miyim?” diye çok düşündüm. Çünkü bir kadın olarak, bir anne olarak ve evden üretmeye çalışan biri olarak zaman zaman insan kendinden şüphe edebiliyor.

Ama sonra içimdeki yazma isteğinin ve duyguları hikâyeye dönüştürme gücünün beni bu yola çağırdığını hissettim. Benim için yazarlık, hayatın içinde biriken duyguların ve anıların kelimelere dönüşmesiyle başladı.

3📌 Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?

Yazarlık serüvenimde kaleme aldığım ilk eserim “Küçük Kalbin Büyük Işığı” oldu. Bu kitabı kızımdan ilham alarak yazdım.

Anne olduktan sonra bir çocuğun dünyasına bakışım tamamen değişti. Kızımın küçük kalbinde taşıdığı duygular, masumiyeti, merakı, sevgisi ve hayata bakışı bana çok ilham verdi. Bir çocuğun aslında ne kadar büyük bir ışık taşıdığını kendi kızımda gördüm.

“Küçük Kalbin Büyük Işığı” benim için sadece ilk eser değil; anneliğimden, sevgimden ve kızıma duyduğum derin bağdan doğan çok özel bir başlangıçtı.

Bu kitapla birlikte şunu fark ettim: Çocukların dünyası sadece masal anlatılacak bir yer değil; aynı zamanda yetişkinlerin de kalbine dokunacak kadar güçlü, saf ve öğretici bir dünya.

4📌 Bu ilk adım size ne hissettirdi?

İlk adım bana hem büyük bir heyecan hem de derin bir sorumluluk hissettirdi. Çünkü kalbimden doğan bir duyguyu ilk kez bir esere dönüştürmüştüm.

“Küçük Kalbin Büyük Işığı”nı yazarken sadece bir kitap hazırlamıyordum; anneliğimin içimde bıraktığı duyguları, kızımın bana öğrettiklerini ve çocukların dünyasındaki o saf ışığı kelimelere döküyordum.

Bu ilk adım bana “Ben gerçekten yazmak istiyorum” dedirtti. Yazdıklarımın sadece benim içimde kalmadığını, başka kalplere de dokunabileceğini hissettim.

O günden sonra yazmak benim için sadece bir istek değil, içimde büyüyen bir yolculuk hâline geldi.

5📌 Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?

Eserlerimde en çok sevgi, aile bağı, aidiyet, çocukluk anıları, cesaret, özgüven ve kalıcı hatıralar ön planda oluyor.

Benim yazdığım kitaplarda çocukların kendilerini değerli hissetmesi çok önemli. Her çocuk kendi hikâyesinde özel olduğunu, sevildiğini ve ailesi için ne kadar kıymetli olduğunu görsün istiyorum.

Beni yansıtan karakterler ise genellikle hassas, sevgi dolu, iç dünyası güçlü ve bazen kendi gücünü fark etmeye çalışan karakterler oluyor. Çünkü ben de hayatta en çok duyguların, inceliklerin ve kalpten gelen bağların insanı büyüttüğüne inanıyorum.

Yazdığım karakterlerde çoğu zaman gerçek hayattan izler, annelikten gelen duygular ve çocukların masum dünyasından parçalar bulunuyor.

6📌 Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?

Evet, kesinlikle olur. Bazen bir annenin çocuğuna duyduğu sevgiyi yazarken kendimi bulurum. Bazen bir çocuğun hassasiyetinde, bazen de bir karakterin içindeki cesareti arayışında kendimden bir parça görürüm.

Yazdığım her hikâyede doğrudan kendimi anlatmasam da duygularım mutlaka satırların arasına karışır. Çünkü ben kalbime değmeyen bir duyguyu yazıya dökmekte zorlanırım.

Özellikle annelikle ilgili sahnelerde kendimi daha çok buluyorum. Bir annenin gece herkes uyuduktan sonra hissettikleri, çocuğu için endişelenmesi, onunla gurur duyması ya da bazen söyleyemediklerini içinde taşıması bana çok tanıdık geliyor.

Bu yüzden yazdığım karakterler sadece kurgudan ibaret olmuyor; içlerinde gerçek hayattan, annelikten ve insan olmanın hassas yanlarından izler taşıyor.

7📌 Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?

Bugüne kadar kişiye özel birçok hikâye kitabı hazırladım. İlk eserim olan “Küçük Kalbin Büyük Işığı”, kızımdan ilham alarak kaleme aldığım ve benim için çok özel bir başlangıç olan kitabımdı.

Sonrasında farklı çocuklara, farklı ailelere ve farklı duygulara ait kişiye özel hikâyeler yazmaya devam ettim. Her kitapta çocuğun adı, ailesi, sevdiği şeyler, karakter özellikleri, küçük alışkanlıkları ve ailesiyle yaşadığı anılar hikâyenin içine işleniyor.

Bu yüzden her kitap birbirinden farklı oluyor. Çünkü her çocuğun dünyası, her ailenin sevgisi ve her hikâyenin duygusu başka.

Bazı kitaplar bir çocuğun cesaretini anlatıyor, bazıları kardeşlik bağını, bazıları aile sevgisini, bazıları da bir çocuğun kendini fark etme yolculuğunu anlatıyor. Benim için her kitap, yazıldığı çocuğa ve aileye özel bir hatıra.

8📌 Bu kitapların sizin için anlamı nedir?

Bu kitapların benim için anlamı çok büyük. Çünkü her biri bir ailenin bana emanet ettiği duygulardan doğuyor.

Ben bir kitap yazarken sadece sayfaları doldurmuyorum. Bir annenin çocuğuna söylemek istediği ama bazen kelimelere dökemediği sevgiyi, bir babanın gururunu, bir ailenin küçük ama unutulmaz anılarını kalıcı hâle getirmeye çalışıyorum.

Bu kitaplar benim için emeğin, sevginin, sabrın ve kalpten gelen üretimin karşılığı. Her kitap bittiğinde sadece bir çalışma tamamlanmış olmuyor; bir çocuğa yıllar sonra saklayabileceği özel bir hatıra bırakılmış oluyor.

Benim için en kıymetli tarafı da bu: Bir çocuğun büyüdüğünde o kitabı eline alıp “Ben ne kadar sevilmişim” diyebilme ihtimali.

9📌 Yazarken size ilham veren şey nedir?

Bana en çok ilham veren şey gerçek duygular. Bir annenin çocuğunu anlatırken sesinin değişmesi, bir çocuğun masum bir cümlesi, aile içinde yaşanan küçük ama unutulmaz anlar bana ilham verir.

Bazen bir fotoğraf, bazen bir bakış, bazen bir annenin “Bunu çocuğuma yıllar sonra hatıra olarak bırakmak istiyorum” demesi benim için bütün hikâyenin kapısını açar.

Yazarken sadece bugünü değil, yıllar sonrasını da düşünürüm. O kitabı büyüdüğünde eline alacak çocuğu hayal ederim. Sayfaları çevirdiğinde kendi çocukluğunu, ailesinin sevgisini ve kendisine verilen değeri hissetsin isterim.

İlhamım çoğu zaman gerçek hayatın içinden gelir. Çünkü en güçlü hikâyelerin, içten yaşanmış duygulardan doğduğuna inanıyorum.

10📌 Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?

Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten en güçlü duygu, kalbime dokunan bir ayrıntıdır. Bazen bir annenin anlattığı küçücük bir anı, bazen çocuğun sık söylediği bir söz, bazen de bir fotoğraftaki bakış bütün hikâyenin başlangıcı olabilir.

Benim yazma sürecim önce dinlemekle başlıyor. Çünkü kişiye özel bir kitap hazırlarken sadece isim ya da birkaç bilgi almak yeterli olmuyor. O çocuğu, ailesini, sevdiği şeyleri, karakterini, küçük alışkanlıklarını ve onu özel yapan detayları anlamaya çalışıyorum.

Bazen yazılı mesajlar o duyguyu tam olarak almam için yeterli olmuyor. Böyle zamanlarda bizzat anneyi arayıp onun sesinden çocuğunu dinlemem gerekiyor. Çünkü bir annenin çocuğunu anlatırken sesinin titremesi, gururlanması, gülümsemesi ya da bir anıda duygulanması bana yazacağım hikâyenin kalbini veriyor.

Benim için o görüşmeler sadece bilgi almak değil; duyguyu duymak, hissetmek ve doğru yerden yakalamak demek. Çünkü her annenin çocuğunu anlatışında saklı bir sevgi dili var. Ben de o sevgi dilini kelimelere dökmeye çalışıyorum.

11📌 Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?

Üretim rutinim çoğu zaman annelikle iç içe ilerliyor. Gün içinde çocuğumla ilgilenirken, evin sorumluluklarını yerine getirirken zihnimde hikâyeler dönmeye devam ediyor.

Bazen yazacağım bir cümleyi gün boyunca düşünüyorum. Bazen bir annenin anlattığı anıyı tekrar tekrar içimden geçiriyorum. Yazıya dökmek çoğu zaman herkes uyuduktan sonra, ev sessizleştiğinde mümkün oluyor.

Benim için üretim sadece bilgisayar başına oturduğum an başlamıyor. Dinlediğim her hikâye, gördüğüm her fotoğraf, duyduğum her duygu üretim sürecimin bir parçası oluyor.

Önce çocuğu ve aileyi anlamaya çalışıyorum. Sonra hikâyenin duygusunu belirliyorum. Ardından o duyguya uygun bir dil ve kurgu oluşturuyorum. En sonunda da metni defalarca okuyup gerçekten o aileye ait hissettirip hissettirmediğine bakıyorum.

12📌 Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?

Kesin bir yazma saatim olduğunu söyleyemem. Çünkü annelikle birlikte hayat her zaman planlandığı gibi ilerlemiyor. Ama genellikle en verimli yazdığım zamanlar evin sessizleştiği, herkesin uyuduğu saatler oluyor.

Gece sessizliği bana iyi geliyor. O zamanlarda duygular daha net duyuluyor, kelimeler daha içten geliyor. Bazen bir kahveyle, bazen sadece sessiz bir ortamda yazmaya başlıyorum.

Benim için en önemli ritüel, yazacağım hikâyenin duygusuna girebilmek. Önce aileden gelen bilgileri okurum, fotoğraflara bakarım, anlatılan anıları düşünürüm. Sonra kendime şu soruyu sorarım: “Bu çocuk yıllar sonra bu kitabı eline aldığında ne hissetsin?”

Bu sorunun cevabı benim yazma ritüelimin en önemli parçası.

13📌 Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?

Yazma sürecinde beni en çok zorlayan şey, duyguyu eksiltmeden doğru kelimeleri bulmak oldu. Çünkü bazen bir ailenin anlattığı şey çok kıymetli oluyor. O duyguyu sıradanlaştırmadan, abartmadan ama eksik de bırakmadan yazıya geçirmek gerekiyor.

Bir diğer zorluk ise zamanı yönetmek. Çünkü ben aynı zamanda bir anneyim. Evde çocuğuma bakarken üretmeye çalışıyorum. Bazen yazmak için herkes uyuduktan sonrasını bekliyorum. Bazen bir cümleyi gün içinde defalarca düşünüyorum ama yazıya dökmem geceyi buluyor.

Bu süreç kolay değil. Ama zorluğun içinde bana güç veren bir taraf da var. Çünkü her kitabın sonunda bir ailenin duygulandığını, bir çocuğun kendi hikâyesini gördüğünde mutlu olduğunu bilmek bütün yorgunluğu hafifletiyor.

Benim için bu yol sadece bir iş değil; emek, sabır ve kalpten gelen bir üretim süreci.

14📌 Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?

Evet, oldu. Bunu çok samimi söylüyorum. Çünkü üretmek, özellikle de evden ve kendi imkânlarıyla bir şeyler başarmaya çalışmak her zaman kolay değil.

Bazen “Acaba yapabilecek miyim?”, “İnsanlar bunu gerçekten değerli bulur mu?”, “Emeğim karşılığını bulur mu?” diye düşündüğüm zamanlar oldu. Özellikle annelik sorumlulukları, evin düzeni, zaman baskısı ve ekonomik kaygılar bir araya geldiğinde insan yorulabiliyor.

Ama sonra hazırladığım bir kitabı gören bir annenin duygulanması, bir çocuğun kendi adını hikâyede görünce sevinmesi ya da bir ailenin “Bu bizim için çok özel oldu” demesi bana yeniden güç veriyor.

Ben vazgeçmek istediğim anlarda şunu hatırlıyorum: Bu yol sadece benim için değil. Dokunduğum aileler, çocuklar ve anılar için de anlamlı. O yüzden yorulsam da kalbim bu işi bırakmama izin vermiyor.

15📌 Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?

Eserlerimde vermek istediğim en temel mesaj şu: Her çocuk özeldir ve her ailenin hikâyesi anlatılmaya değerdir.

Ben çocukların sadece güzel bir masal okumasını değil, kendi varlıklarının ne kadar kıymetli olduğunu hissetmelerini istiyorum. Bir çocuk kitabın içinde kendi adını, ailesini, sevdiği şeyleri ve karakterini gördüğünde aslında sadece bir hikâye okumaz; kendini değerli hisseder.

Aileler için de bu kitaplar bir hatıra niteliği taşıyor. Çünkü zaman geçiyor, çocuklar büyüyor, bazı anlar unutuluyor. Ama yazıya dökülen duygular kalıyor.

Benim kitaplarımdaki ana duygu sevgi, aidiyet, hatıra ve kalıcılık. Okuyan herkesin sonunda şunu hissetmesini isterim: “Bu sadece bir kitap değil, kalpten kalbe bırakılmış bir iz.”

16📌 Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?

Okuyucunun metnin sonunda en çok sevgiyle kalmasını isterim. Bir çocuk okuduğunda kendini özel hissetsin, bir anne okuduğunda kendi duygularını satırların arasında bulsun, bir aile okuduğunda “Bu bizim hikâyemiz” diyebilsin isterim.

Benim için bir kitabın sonunda akılda sadece olay örgüsünün kalması yeterli değil. Kalpte bir his bırakması çok daha kıymetli.

Okuyucunun zihninde şu düşünce kalsın isterim: “Bazı anılar yazıldığında kaybolmaz, yaşadıkça ve okundukça yeniden canlanır.”

Çünkü ben her hikâyenin sonunda bir iz bırakmayı önemsiyorum. Sessiz ama kalıcı bir iz.

17📌 Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Çünkü benim kitaplarım sadece okunmak için değil, yıllar sonra yeniden hissedilmek için yazılıyor.

Her kitapta çocuğa, aileye ve gerçek duygulara ait özel detaylar yer alıyor. Bu yüzden hazırladığım eserler sıradan bir hikâye kitabından farklı olarak kişiye, aileye ve anıya özel bir değer taşıyor.

Benim kitaplarımı tercih eden aileler aslında çocuklarına sadece bir kitap vermiyor. Ona “Sen bizim için çok özelsin, senin hikâyen yazılmaya değer” duygusunu armağan ediyor.

Bir çocuk kendi hikâyesinde sevildiğini, önemsendiğini ve değerli olduğunu hissettiğinde bu sadece o anlık bir mutluluk olmaz. Yıllar sonra bile eline aldığında kalbine dokunan bir hatıraya dönüşür.

Bu yüzden benim kitaplarım, sevgiyi kalıcı hâle getirmek isteyen herkes için özel bir anlam taşır.

18📌 Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?

Beni diğer yazarlardan ayıran şeyin, hikâyeye sadece kurgu olarak değil, bir hatıra olarak bakmam olduğunu düşünüyorum.

Benim yazdığım kitaplarda amaç yalnızca güzel bir hikâye oluşturmak değil. Amaç, bir çocuğun hayatından gerçek izler taşıyan, ailesinin sevgisini içinde saklayan ve yıllar sonra bile duygusunu koruyacak bir eser hazırlamak.

Pek çok kişiye özel kitapta sadece isim değişir, bazen fotoğraf eklenir. Ben ise çocuğun karakterini, sevdiği şeyleri, ailesiyle bağını, yaşadığı küçük anıları ve duygusal detayları hikâyenin içine yerleştiriyorum.

Ben sadece çocuklara kitap yazmıyorum; ailelerin anılarını, sevgilerini ve söyleyemedikleri duyguları kalıcı bir hikâyeye dönüştürüyorum.

Bence beni farklı kılan en önemli şey bu: Her kitabı gerçekten o aileye ait hissettirmek.

19📌 Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?

Yazmak isteyen herkese önce şunu söylemek isterim: Başlamak için her şeyin mükemmel olmasını beklemeyin.

Bazen en güzel yollar, eksik hissettiğimiz anlarda başlar. Bazen en güçlü hikâyeler, “Acaba yapabilir miyim?” diye düşündüğümüz zamanlarda doğar.

Yazmak cesaret ister. Çünkü insan sadece kelimelerini değil, biraz da kalbini ortaya koyar. Bu yüzden korkmak, çekinmek, kendinden şüphe etmek çok normal. Ama önemli olan yine de bir cümleyle başlamaktır.

Ben de bu yolda hâlâ öğreniyorum, gelişiyorum ve her yeni kitapta kendimi biraz daha buluyorum. O yüzden yazmak isteyenlere tavsiyem şu olur: Kalbinizde gerçekten anlatmak istediğiniz bir duygu varsa, onu ertelemeyin.

Çünkü bazen bir cümle, hem sizin hayatınızda hem de bir başkasının kalbinde yeni bir kapı açabilir.

20📌 Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?

İlk cümlem şu olurdu:

“Sevgili yazar adayı, kalbinin içinde anlatılmayı bekleyen bir duygu varsa, korksan da yazmaya başla.”

Çünkü yazmak bazen cesaretin en sessiz hâlidir. İnsan önce kendine inanmakta zorlanır, sonra kelimelerin yavaş yavaş ona yol açtığını görür.

Mükemmel cümleyi beklemek yerine içten gelen ilk cümleyle başlamak gerekir. Çünkü bir hikâyenin gücü kusursuz olmasında değil, gerçek bir duygudan doğmasındadır.

Yazmaya yeni başlayan herkese şunu söylemek isterim: Kendi sesinizi küçümsemeyin. Sizin kalbinizden çıkan bir cümle, bir başkasının hayatında hiç beklemediğiniz bir yere dokunabilir.

Ek Soru 1📌 Kişiye özel kitap hazırlama fikri nasıl doğdu?

Kişiye özel kitap hazırlama fikri, bir çocuğun kendini bir hikâyenin içinde görmesinin ne kadar kıymetli olduğunu düşünmemle başladı.

Piyasada kişiye özel kitap adı altında çoğu zaman sadece çocuğun adı ve fotoğrafı eklenmiş hazır hikâyeler görüyoruz. Ben ise bunun daha derin, daha gerçek ve daha duygusal olması gerektiğine inanıyorum.

Çünkü her çocuğun kendine ait bir dünyası var. Her ailenin sakladığı anılar, gülümseyerek hatırladığı cümleler, duygulandığı küçük anlar var. Ben bu özel detayları alıp sadece çocuğa değil, bütün aileye dokunan bir hikâyeye dönüştürmek istedim.

Benim amacım sadece “kitap hazırlamak” değil. Bir annenin çocuğuna söylemek istediği ama bazen kelimelere dökemediği sevgiyi, bir babanın gururunu, bir ailenin anısını kalıcı bir esere çevirmek.

Bu yüzden her kitap benim için yeniden yazılan, yeniden hissedilen ve sadece o kişiye ait olan özel bir yolculuk.

Ek Soru 2📌 Bir çocuğun ya da ailenin hikâyesini kitaba dönüştürürken sizi en çok etkileyen şey nedir?

Beni en çok etkileyen şey, ailelerin anlattığı küçük ama çok kıymetli detaylar oluyor. Bazen bir çocuğun sık söylediği bir kelime, bazen ailesiyle yaşadığı minicik bir anı, bazen de bir annenin çocuğunu anlatırken sesindeki duygu bütün hikâyenin merkezine yerleşebiliyor.

Benim için bu süreç sadece bilgi toplamak değil; duyguyu anlamak ve hissetmek demek. Çünkü bazen yazılı mesajlar o duyguyu tam olarak almam için yeterli olmuyor. Böyle zamanlarda bizzat anneyi arayıp onun sesinden çocuğunu dinlemem gerekiyor.

Bir annenin çocuğunu anlatırken sesinin titremesi, gururlanması, gülümsemesi ya da bir anıda duygulanması bana yazacağım hikâyenin kalbini veriyor. Her annenin çocuğunu anlatışında saklı bir sevgi dili var. Ben de o sevgi dilini kelimelere dökmeye çalışıyorum.

En çok da şundan etkileniyorum: Aileler bazen çocuklarına söylemek istedikleri sevgiyi, gururu ya da duyguyu tam ifade edemediklerini düşünüyor. Ben o hisleri duyup hikâyeye dönüştürdüğümde, ortaya sadece bir kitap değil, yıllar sonra da saklanacak bir hatıra çıkıyor.

Ek Soru 3📌 Bir anne olarak üretmek ve yazmak size ne öğretti?

Bir anne olarak üretmek ve yazmak bana en çok sabrı, zamanı değerlendirmeyi ve küçük anların aslında ne kadar büyük anlamlar taşıdığını öğretti.

Annelikle birlikte hayat her zaman planlandığı gibi ilerlemiyor. Bazen yazmak için uygun zamanı bekliyorsunuz, bazen uykusuz kalıyorsunuz, bazen bir cümleyi gün boyu içinizde taşıyıp gece herkes uyuduğunda yazıya döküyorsunuz.

Ama annelik bana çocukların dünyasına daha derinden bakmayı da öğretti. Bir çocuğun sevinci, korkusu, merakı, hassasiyeti ya da minicik bir alışkanlığı bile bana çok kıymetli geliyor. Çünkü biliyorum ki bugün küçük görünen şeyler, yarın bir ailenin en değerli hatırasına dönüşebiliyor.

Bir anne olarak üretmek bana şunu öğretti: Sevgi her zaman büyük cümlelerle anlatılmaz. Bazen bir bakışta, bazen bir sarılmada, bazen de çocuğun söylediği küçücük bir sözde saklıdır. Ben de kitaplarımda tam olarak bu duyguyu yakalamaya çalışıyorum.

Ek Soru 4📌 Okurlarınızın ya da kitap hazırladığınız ailelerin sizde bıraktığı en güçlü duygu nedir?

Bende kalan en güçlü duygu, insanların kendi hikâyelerini görünce yaşadığı o tarifsiz heyecan.

Bir anne kitabı okuduğunda duygulanıyorsa, bir aile “Sanki bizi anlatmışsınız” diyorsa, bir çocuk kendi adını ve sevdiklerini hikâyede görünce mutlu oluyorsa, ben o an yaptığım işin ne kadar anlamlı olduğunu bir kez daha hissediyorum.

Bazen insanlar sadece bir kitap istemiyor. Aslında saklamak istedikleri bir duygu, büyüyünce çocuklarına bırakmak istedikleri bir iz, unutulmasın istedikleri bir anı oluyor.

Benim için en kıymetli taraf da bu. Bir ailenin kalbinde özel bir yere dokunabilmek. Çünkü kitap bittiğinde sadece sayfalar tamamlanmış olmuyor; bir hatıra doğmuş oluyor.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir