- Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Nuray Reşid. 20 Kasım 1998 tarihinde Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nin Culfa ilçesine bağlı Yaycı köyünde dünyaya geldim.
Yazarlıkla ilgileniyorum. Edebi çalışmalarımın odağında ağırlıklı olarak Karabağ Savaşı yer almaktadır. Bu alanda belgesel nitelikli öyküler ve kitaplar kaleme alıyorum.
Hacha.az haber ve edebiyat sitesinin kurucusuyum. Aynı zamanda Azerbaycan’da yayımlanan kadın odaklı “Zarif Güç” programının sunuculuğunu yürütüyorum.
–Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?
Aslında üniversite yıllarımdan beri yazarlıkla ilgileniyorum. Ancak 2020 yılında yaşanan Tovuz çatışmalarında Polat Haşimov ve İlgar Mirzeyev’in şehit olması, ardından da İkinci Karabağ Savaşı’nın başlaması bende derin izler bıraktı. Bu gelişmelerden sonra yazarlığa daha aktif ve disiplinli bir şekilde yöneldim.
İnsan duygularını konu alan yazılar kaleme alsam da, edebî çalışmalarımın temel odağını Birinci ve İkinci Karabağ Savaşları oluşturmaktadır. Bu savaşların insanların hayatlarında bıraktığı izleri, yaşanan acıları, fedakârlıkları ve kahramanlıkları eserlerimde yansıtmaya çalışıyorum.
–Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?
İlk kitabım, İkinci Karabağ Savaşı’nda şehit olan Azerbaycan İçişleri Bakanlığı İç Güvenlik Kuvvetleri mensubu Başçavuş Sahib Memmedov’un aziz hatırasına ithafen hazırlanan “Vatan Sahibi” adlı anı derlemesidir.
–Bu ilk adım size ne hissettirdi?
Bu çalışma benim için son derece değerli bir deneyim oldu. “Vatan Sahibi” kitabının hazırlanma süreci, yalnızca yazarlık yolculuğumda önemli bir adım değil, aynı zamanda kendimi daha yakından tanımama vesile oldu. Bu kitap sayesinde kendi potansiyelimi keşfettim, hatta bir anlamda kendimi buldum.
–Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?
Bazı hikâyelerimde kendimden izler taşıyan karakterler yaratmayı seviyorum. Kimi zaman duygu ve düşüncelerimi yansıtan, bir anlamda benim prototipim sayılabilecek karakterlere yer veriyorum. Her ne kadar bu tür hikâyeler kaleme alsam da, edebî üretimimde sürekli ve tekrar eden temel temanın savaş olacağını düşünüyorum. Özellikle Birinci ve İkinci Karabağ Savaşları, hem bir yazar hem de bir birey olarak beni derinden etkileyen ve eserlerime yön veren başlıca konu olmaya devam edecektir.
–Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?
Hayatın içinden konuları ele aldığım hikâyelerde, çoğu zaman metnin sonuna geldiğimde karakterlerimle aramda benzer yönler bulunduğunu fark ediyorum. Bazen farkında olmadan kendi duygu ve düşüncelerimden izler taşıyan karakterler yaratıyor, onlarda kendimden parçalar buluyorum.
–Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?
Bugüne kadar iki kitabım yayımlandı: Vatan SahibiveSurhay’ın İzi. Her iki eser de İkinci Karabağ Savaşı’nda kahramanca şehit olan iki vatan evladının hayatını ve onların ardından anlatılan hatıraları konu alan anı kitaplarıdır.
Şimdiyse Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’nin Zafer Günü’nde şehit olan teğmeni Ceyhun Dünyamalıyev’in hayatı ve hatıraları üzerine yeni bir anı kitabı üzerinde çalışıyorum.
–Bu kitapların sizin için anlamı nedir?
Bu eserlerin değerleri benim için paha biçilemez. Çünkü her şeyden önce bu dünyaya kendimden bir şey bırakıyorum. Ben olmasam bile bu kitapların varlığı daim olacak.
Vatan uğruna canlarını feda eden kahramanlarımızın karşısında, hayatta olan hiçbirimizin yapacağı şey onların fedakârlığına denk düşemez. Ancak yine de kendimi, onları tanıtabilmek ve hatıralarını yaşatabilmek adına bir şeyler yapmaya çalıştığım için teselli ediyorum.
Bu kitaplar, onları hiç görmemiş, tanıma fırsatı bulamamış insanlar için bir rehber, bir tanıklık niteliği taşımaktadır. Ben de bu vesileyle, kahramanlarımıza karşı hissettiğim vefa borcunu bir nebze olsun ödeyebildiğime inanıyorum.
–Yazarken size ilham veren şey nedir?
Bana ilham veren en önemli şey insan hikâyeleridir. Özellikle savaşın insanların hayatlarında bıraktığı izler, kayıplar, özlemler, fedakârlıklar ve umutlar beni derinden etkiliyor. Bazen bir hatıra, bazen duyduğum bir olay, bir söz bir hikâyenin başlangıç noktası olabiliyor.
Ayrıca, şehitlerimizin hayatlarını ve onların ardında bıraktıkları değerleri gelecek nesillere aktarabilme düşüncesi de yazarken bana güç ve ilham veriyor.
Örneğin, “Vatan Sahibi” kitabını yazmama ilham veren şey tek bir cümle oldu. Hatta o cümleyi kitabın kapağında da kullandık. Bu sözler şehidimiz Sahib Memmedov’a aitti: “Kızlarımla gurur duyuyorum, onlar da benimle gurur duyacaklar.”
Şehit olduğunda geride vatana emanet üç kız evladı kaldı. Hayattayken erkek evlatla ilgili konuşmalar açıldığında buna pek önem vermez, her zaman kızlarıyla gurur duyduğunu söylerdi.
Sahib Memmedov şehit olduğunda en küçük kızı henüz iki yaşındaydı. Bugün ise büyümüş, babası hakkında yazılan kitabı okuyarak onu tanımaya başlamış durumda. Bir zamanlar babasının söylediği o sözler, yıllar sonra anlamını buldu. Çünkü bugün kızları da babalarıyla gurur duyuyor.
“Vatan Sahibi” kitabının doğuş hikâyesi de işte bu cümleyle başladı.
–Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?
Bence bir fikri yazıya dönüştüren en önemli şey etkilenmektir. Bir olayı, bir hatırayı ya da bir cümleyi duyduğunuzda önce onun size dokunması gerekir. Eğer sizi gerçekten etkiliyorsa, aslında hikâye o anda zihninizde şekillenmeye başlar.
Çoğu zaman ben bir şeyi yazmaya başlamadan önce onu kafamda defalarca kurar, yaşar ve tamamlarım. Hikâye zihnimde bittikten sonra geriye sadece onu kâğıda aktarmak kalır. Bu yüzden yazmak benim için sadece kelimeleri yan yana getirmek değil, önce hissetmek ve yaşamakla başlayan bir süreçtir.
–Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?
Aslında çok katı bir yazma rutinim olduğunu söyleyemem. Benim için yazma süreci, bir konunun ya da bir hikâyenin bende iz bırakmasıyla başlıyor. Eğer bir olay beni etkiliyorsa, günlerce hatta haftalarca zihnimde onunla yaşıyorum. Ancak bazen de duyduğum bir söz ya da dinlediğim bir hatıra beni o kadar etkiliyor ki, yazma sürecim o an başlıyor. Düşünmekle yazmak aynı anda ilerliyor. Bu yüzden üretim sürecimin temelini belirli bir rutin değil, beni etkileyen duygular ve hikâyeler oluşturuyor.
–Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?
Belirli bir yazma ritüelim olduğunu söyleyebilirim. Daha çok gece saatlarında yazmayı tercih ediyorum. Gecenin sessizliği, düşüncelerimi toplamak ve hikâyelerimin dünyasına girmek için bana daha uygun geliyor.
Yazmaya başlamadan önce kendim için sakin bir ortam hazırlamayı seviyorum. Odanın sessiz olması, tütsünün yaydığı koku ve huzurlu bir atmosfer, yazma sürecine odaklanmamı kolaylaştırıyor. Böyle anlarda kendimi yazdığım hikâyenin içinde hissediyor ve duygularımı satırlara daha rahat aktarabiliyorum.
–Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?
Yazma sürecinde beni bazen en çok zorlayan şey, zihnimdeki duyguyu ve düşünceyi tam olarak kâğıda aktarabilmek oluyor. Bazen anlatmak istediğim şeyi çok net hissediyorum, ancak onu istediğim kadar güçlü ifade edecek kelimeleri bulmak zaman alabiliyor.
Bir de yazdığım metne dışarıdan bakabilmek benim için önemli. Bu yüzden çoğu zaman yazdıklarımı birkaç kez okuyup yeniden düzenliyorum. Çünkü zihnimdeki hikâye ile ortaya çıkan metnin aynı etkiyi taşımasını istiyorum.
–Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?
İnanın hiç bir zaman yazmaktan vazgeçmeyi düşünmedim. Zaman zaman yorulduğum, kendimi yeterince üretken hissetmediğim dönemler oldu. Ancak yazmak benim için sadece bir uğraş değil, aynı zamanda kendimi ifade etme biçimi.
–Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?
Eserlerimde tek bir mesaj vermeye çalıştığımı söyleyemem. Çünkü her hikâye kendi duygusunu ve anlamını taşır. Ancak genel olarak insanlara unutulmaması gereken hayatları ve hatıraları anlatmayı amaçlıyorum.
Özellikle Karabağ Savaşları’nı konu alan çalışmalarımda, şehitlerimizin yalnızca birer isimden ibaret olmadığını, onların da hayalleri, aileleri ve yarım kalan hikâyeleri olduğunu göstermeye çalışıyorum. Bir insanın geride bıraktığı izlerin ne kadar değerli olduğunu hatırlatmak istiyorum.
Hayata dair yazdığım hikâyelerde ise insanların duygularına dokunmayı, bazen kendilerinden bir parça bulmalarını sağlamayı hedefliyorum. Eğer bir okur, okuduğu satırlarda bir an durup düşünüyorsa ya da bir duyguyu daha derinden hissediyorsa, vermek istediğim mesajın yerine ulaştığına inanıyorum.
–Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?
Okuyucunun metnin sonunda belirli bir düşünceyle değil, güçlü bir duyguyla baş başa kalmasını isterim. Eğer bir okuyucu kitabın son sayfasını kapattığında bir an durup düşünüyorsa, bir insanı daha yakından tanımış gibi hissediyorsa ya da kalbinde küçük de olsa bir iz kalıyorsa, amacımın gerçekleştiğine inanıyorum.
Çünkü okurlardan aldığım geri dönüşlerde, aktarmak ve hissettirmek istediğim duyguların onlara ulaştığını görmek benim için çok kıymetli. Onların cümlelerinde kendi vermek istediğim mesajın yankısını duymak, bir yazar olarak beni mutlu ediyor ve içimi huzurla dolduruyor. Bu da kalemime daha sıkı sarılmamı, anlatacak yeni hikâyeler için daha büyük bir şevkle çalışmamı sağlıyor.
–Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Şunu söyleyebilirim ki, yazdığım kitaplarda kurgu değil, gerçek hayatlar ve gerçek insanlar var.
Özellikle şehitlerimizi konu alan eserlerimde, çoğu insanın yalnızca adını duyduğu kahramanların hayatlarına, hayallerine, ailelerine ve geride bıraktıkları izlere yer veriyorum. Benim amacım bir hikâye anlatmaktan çok, unutulmaması gereken hayatlara tanıklık etmek ve onları gelecek nesillere aktarmak.
Eğer bir okuyucu gerçek yaşam öykülerine ilgi duyuyor, bir insanın hayatına yakından dokunmak ve satırların arasında samimi duygularla karşılaşmak istiyorsa, kitaplarımda kendisinden bir şeyler bulabileceğine inanıyorum.
–Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?
Açıkçası, beni diğer yazarlardan ayıran belirli bir özellik olduğunu söylemek istemem. Her yazarın kendine özgü bir anlatımı ve dünyası var. Ben de kendi gördüklerimi, hissettiklerimi ve tanık olduğum hikâyeleri samimi bir şekilde aktarmaya çalışıyorum.
Yazdığım eserlerin çoğu gerçek hayatlara dayanıyor. Bu nedenle yazarken kendimi bir hikâye anlatıcısından çok, yaşanmışlıkları kayıt altına almaya çalışan biri gibi hissediyorum. Eğer okurlarım kitaplarımda samimiyet buluyor, anlatılan insanlara yakınlık hissedebiliyorsa, bunu benim için en değerli geri dönüş olarak görüyorum.
Günün sonunda beni diğerlerinden ayıran şeyin ne olduğuna okurların karar vermesinin daha doğru olduğuna inanıyorum.
–Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?
Öncelikle, hiçbir zaman pes etmesinler ve yorulduklarında bile yollarına devam etmeye çalışsınlar. Bu yolculukta en büyük dostlarının kalemleri olduğuna inansınlar ve ona sıkıca sarılsınlar.
Eleştiriye açık olsunlar. Yapılan her eleştiriyi dikkatle değerlendirip kendileri için bir ders çıkarmaya çalışsınlar. Çünkü gelişmenin en önemli yollarından biri, eksiklerini görebilmekten geçer.
Ancak bir noktaya da dikkat etsinler: Sadece yazdıklarına değil, o yazılar hakkında fikir belirten kişilere de baksınlar. Çünkü bazen ortaya koyduğumuz emeğin değeri, o değerin farkında olmayan insanların karşısına çıkabiliyor. Bu nedenle her olumsuz yorumu mutlak doğru olarak kabul etmesinler.
Daha çok kendi sözünü ortaya koymuş, üretmiş ve bu yollardan geçmiş insanlarla iletişim kurmaya çalışsınlar. Onların deneyimlerinden faydalansınlar, tavsiyelerini dinlesinler. Çünkü bazen bir insanın yıllar içinde öğrendiği bir tecrübe, başka birinin yolunu çok daha kısa sürede aydınlatabilir.
–Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?
Sevgili yazar adayı, kalemine senden önce kimsenin inanmasını bekleme; önce sen inan.


