1- Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Esra Erdem. Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü mezunuyum. Okuma ve yazmanın hayatın bir parçası olduğu bir ailede yetiştim. Babam edebiyat öğretmeniydi ve evimizde her zaman çok sayıda kitap bulunurdu. Okumayı öğrenmeden önce o kitapların kapakları ve resimleri beni büyülerdi; okumayı öğrendikten sonra ise içlerinde neler yazdığını merak etmeye başladım.
Böylece kelimelere olan ilgim çok küçük yaşta başladı. Bana alınan günlüklere, gün içinde yaşadığım olayları kısa kısa yazardım. Masal kitapları ve günlüklerle geçen bir çocukluğun ardından, okumak ve yazmak zaten benim için vazgeçilmez hale geldi.
Okul hayatım boyunca edebiyat derslerinde başarılı bir öğrenciydim. Üniversite yıllarımda ise yazmanın yanı sıra, benim için ayrı bir heyecan olan tiyatroya yöneldim. Tiyatro eğitimi aldım ve bu eğitimin, karakterleri oluştururken bana çok katkısı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir karakteri sahneye taşımakla sayfaya taşımak arasında güçlü bir bağ var.
Ayrıca şiir de yazıyorum. Kimi zaman kendi şiirlerime romanlarımda da yer veriyorum.
İlk romanım Not 23.01, 2019 yılında yayımlandı. Daha sonra Azerbaycan’da da basılarak oradaki okurlarla da buluştu. Not 23.01 birkaç ay önce ikinci baskısını yaptı. Ağustos ayında ise ikinci romanım Sır Üçgeni yayımlandı. Her iki romanım da şu anda internet ortamında satışta.
2- Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?
Yazarlığa yönelmemdeki en önemli dönüm noktası, yazının benim için zamanla bir alışkanlıktan çıkıp gerçek bir ihtiyaca dönüşmesi oldu. Günlük tutarken, şiir yazarken ya da kısa kurmaca denemeler yaparken, kendimi en rahat ve en dürüst şekilde yazıyla ifade edebildiğimi fark ettim. Yazmak, düşüncelerimi toparladığım ve duygularımı anlamlandırdığım bir alan hâline geldi.
Tiyatro eğitimi almam da bu yolculukta önemli bir kırılma noktasıydı. Sahne üzerinde bir karakteri canlandırmak, insanın iç dünyasına, çatışmalarına ve çelişkilerine daha yakından bakmamı sağladı. Bu deneyimin, yazdığım karakterlerin derinleşmesinde ve daha sahici hâle gelmesinde büyük payı olduğunu düşünüyorum. Zamanla anlatmak istediklerimi sahneden çok sayfada kurmak istediğimi fark ettim.
İlk romanım Not 23.01’in yayımlanması ise yazarlık serüvenimde somut bir eşik oldu. Metnin okurla buluşması ve farklı coğrafyalarda karşılık bulması, yazmaya devam etme isteğimi ve sorumluluğumu artırdı. O noktadan sonra yazarlık, benim için sadece bir heves değil, üzerinde ciddiyetle durduğum bir yol hâline geldi.
3-Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?
İlk romanım Not 23.01 idi, ikinci romanım ise Sır Üçgeni.
4-Bu ilk adım size ne hissettirdi?
İlk romanım Not 23.01’in yayımlanması benim için heyecanla karışık bir tedirginlikti. Yıllarca yalnızca bana ait olan bir metnin artık başkalarının gözlerine ve yorumlarına açılıyor olması, hem gurur verici hem de biraz ürkütücüydü. Kitabın basılı hâlini elime aldığım an, yazdıklarımın gerçekten somutlaştığını hissettim.
Okurla buluşmak, yazının yalnızca yazara ait olmadığını fark ettiğim ilk andı. Metnin farklı insanlar tarafından okunması, yorumlanması ve benim hiç düşünmediğim yerlerden karşılık bulması, yazarlığa bakışımı değiştirdi. Bu ilk adım, bana hem cesaret verdi hem de yazmanın taşıdığı sorumluluğu daha net hissettirdi.
5-Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?
Temel olarak polisiye türünde yazıyorum. Polisiye kurgunun içine korku ve gerilim öğelerini serpiştirmeyi seviyorum; bu unsurların hikâyenin atmosferini güçlendirdiğini ve okuru metnin içinde daha uzun süre tuttuğunu düşünüyorum. Zaman zaman spiritüel temalara da yer vererek anlatıyı farklı katmanlarla zenginleştiriyorum. Özellikle insanın bilinmeyenle kurduğu ilişki ve içsel sorgulamaları beni besleyen alanlar arasında.
Kendimi birebir yansıtan karakterler yaratmaktan ziyade, hayatın içinden gelen, okurun tanıdık bulabileceği karakterler kurmayı tercih ediyorum. Yazdığım karakterler genellikle gözlem, hayal gücü ve farklı yaşam deneyimlerinin birleşiminden doğuyor.
6-Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu?
Bazen. Ancak bu durum, karakterlerin doğrudan beni yansıtması şeklinde değil. Daha çok bazı duygu hâllerinde, tepkilerde ya da içsel çatışmalarda kendimden izler bulabiliyorum. Bunun dışında karakterlerimi birebir yaşanmışlıklardan değil, gözlemlerden ve kurgudan besleyerek oluşturmayı tercih ediyorum.
7-Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?
İlk romanım Not 23.01, polisiye kurgunun merkezinde ilerleyen, gerilim dozu yüksek bir hikâye. Roman, geçmişle yüzleşme, sırlar ve beklenmedik bağlantılar üzerinden ilerlerken okuru sürekli canlı tutan bir atmosfer kuruyor. Yayımlandıktan sonra hem Türkiye’de hem de Azerbaycan’da okurla buluşması benim için ayrıca anlamlıydı.
İkinci romanım Sır Üçgeni ise yine polisiye eksende şekillenen, gizem ve gerilim unsurlarının daha yoğun hissedildiği bir eser. Farklı karakterlerin kesişen hikâyeleri üzerinden ilerleyen roman, sırlar, suç ve insan psikolojisi etrafında örülen çok katmanlı bir anlatı sunuyor.
8-Bu kitapların sizin için anlamı nedir?
Bu iki kitap, benim için yalnızca yayımlanmış eserler değil, yazarlık yolculuğumun somut karşılıkları. Not 23.01, yazma isteğimin bir romana dönüşebileceğini bana gösteren ilk adım oldu. Cesaret ettiğim, sınırımı denediğim ve kendime “devam edebilirim” dediğim bir eşikti.
Sır Üçgeni ise bu yolculuğun tesadüf olmadığını, yazarlığın benim için geçici bir heves değil, üzerinde durmak istediğim bir alan olduğunu hissettirdi. Her iki kitap da yazıyla kurduğum ilişkinin farklı dönemlerini temsil ediyor ve bugün geldiğim noktayı anlamamı sağlıyor.
9-Yazarken size ilham veren şey nedir?
Gündelik hayatta karşılaştığım ayrıntılar, insan davranışları ve bazen küçük bir cümle ya da tek bir soru beni yazmaya itebiliyor. Özellikle çözülememiş durumlar, sırlar ve “ya şöyle olsaydı?” düşüncesi zihnimde bir hikâyeye dönüşüyor. Polisiye yazarken merak duygusu, bilinmezlik benim için güçlü bir ilham kaynağı oluyor.
Bunun yanında okuduklarım, izlediklerim ve yaptığım gözlemler de yazma sürecimi besliyor. Çoğu zaman ilham, planlı bir arayıştan çok, hayatın içinden kendiliğinden geliyor.
10-Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?
Polisiye yazarken, “ya işler göründüğü gibi değilse?” sorusu benim için güçlü bir başlangıç noktası oluyor. Bazen tek bir ayrıntı ya da kısa bir an, hikâyenin gerilimini ve atmosferini zihnimde kurmam için yeterli oluyor. Yazmak, bu belirsizliğin peşinden gitmenin en doğal yolu hâline geliyor.
11- Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?
Düzenli yazmayı ve disiplinli bir üretim süreci yürütmeyi önemsiyorum. Polisiye türünde yazdığım için, kurgunun sağlam temellere oturması benim için çok önemli. Çünkü polisiye, yalnızca atmosferle değil; mantık, neden–sonuç ilişkisi ve matematiksel bir kurgu düzeniyle ilerleyen bir tür. Bu nedenle yazmaya başlamadan önce hikâyenin çatısını netleştirmeye çalışıyorum.
Yazarken sessiz ve sakin bir ortamı tercih ediyorum. Dikkatimi dağıtan unsurlar olmadan, tamamen metne odaklanabildiğim anlarda daha verimli üretebildiğimi fark ettim. Benim için yazmak, ilhamdan çok süreklilik ve odak gerektiren bir süreç. Bu rutini korumak, hikâyenin bütünlüğünü ve gerilimini sağlıklı bir şekilde kurmamı sağlıyor.
12- Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?
Belirli bir yazma saatim ya da katı ritüellerim yok. Ancak bir roman üzerinde çalışıyorsam, her gün birkaç saat boyunca tamamen o metne odaklanmaya özen gösteriyorum. Bu sürede zihinsel olarak dış dünyadan kopup yalnızca kurguya yoğunlaşmak benim için çok önemli.
Yazma sürecini saatten çok odak belirliyor. Hikâyenin ritmini kaybetmemek ve kurgunun tutarlılığını koruyabilmek için sürekliliği tercih ediyorum. Özellikle polisiye yazarken bu yoğunlaşma, metnin matematiğini ve gerilimini sağlam kurmamı sağlıyor.
13-Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?
Yazma sürecinde beni en çok zorlayan şey, kurgunun sağlam temellere oturmasını sağlamak oldu. Polisiye türünde yazdığım için, olayların mantık hatası barındırmaması ve her ayrıntının birbiriyle tutarlı olması büyük önem taşıyor. Küçük bir boşluk bile hikâyenin inandırıcılığını zedeleyebiliyor.
Bunun yanında romanlarımın editörlüğünü de kendim yapıyorum. Bu, yazma sürecinden ayrı olarak ciddi bir mesai ve yüksek bir dikkat gerektiriyor. Metne defalarca dönmek, ayrıntıları yeniden kontrol etmek ve gerektiğinde geri adım atıp düzeltmeler yapmak zorlayıcı olsa da, ortaya çıkan işin daha sağlam olmasını sağlıyor.
Kapak tasarımı sürecinde de fikirlerimi paylaşıyor, tasarıma aktif olarak dâhil oluyorum. Kitabın bütün görsel dili üzerine de düşünüyor, metnin ruhunu yansıtmasına özen gösteriyorum. Tüm bu süreçler zahmetli olmaktan çok, benim için keyifli bir üretim alanı. Çünkü roman okurla buluşmadan önce, her yönüyle içime sinmesi gerektiğine inanıyorum.
- Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?
Hayır, hiç vazgeçme noktasına gelmedim. Çünkü bir noktadan sonra karakterler hikâyelerine öylesine sahip çıktılar ki, anlatı kendi yolunu buldu. Ben yalnızca o akışı takip eden kişi oldum. Hikâye şekillenmeye başladığında, vazgeçmekten çok, nereye gideceğini merak ettim.
Karakterlerin kendi seslerini bulduğu an, yazma süreci benim için zorlayıcı olmaktan çıktı. Aksine, hikâye beni sürükledi ve yazmak doğal bir akış hâline geldi.
15- Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?
Polisiye romanlarımda doğrudan bir mesaj vermekten çok, okuru soru sormaya davet etmeyi önemsiyorum. Suçun yalnızca görünen yüzüyle değil, ardındaki nedenlerle ve insan psikolojisiyle ilgileniyorum. Olayların tek bir doğruya ya da tek bir bakış açısına indirgenemeyeceğini göstermek benim için önemli.
Hikâyelerimde adalet, vicdan, sırlar ve insanın karanlık tarafı sıkça öne çıkan temalar arasında. Gerilim ve gizem aracılığıyla, hayatın göründüğü kadar basit olmadığını ve her olayın ardında farklı gerçekler olabileceğini hatırlatmak istiyorum.
- Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?
Okurun hikâyeyi bitirdiğinde, kurgunun sağlamlığıyla ve anlatının bıraktığı atmosferle baş başa kalmasını isterim. Olay örgüsünün tutarlılığı, karakterlerin yaşadıkları ve hikâyenin genel havası, metnin kapanışında etkisini sürdürmeli.
Okuyucunun metnin sonunda, yalnızca kurguyu değil; vicdan, adalet ve insanın karanlık yönleri üzerine de düşünerek kalmasını isterim. Kitap bittikten sonra hikâyenin zihinde bir süre daha yaşamaya devam etmesi, benim için en güçlü karşılıktır.
- Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Polisiye okurları için sürükleyici ve sağlam bir kurgu her zaman önemlidir. Romanlarımda, okuru yalnızca olayların peşinden koşturan değil, aynı zamanda atmosferiyle içine çeken hikâyeler kurmaya çalışıyorum. Mantık hatalarından arındırılmış, ayrıntıları özenle yerleştirilmiş bir kurgu, benim için polisiye yazının temel taşı.
Bunun yanında korku, gerilim ve zaman zaman spiritüel öğelerle zenginleşen anlatımın içine, insan ilişkileri ve aşk da doğal bir şekilde dâhil oluyor. Çünkü suçun, gizemin ve karanlığın olduğu yerde, insanın duygusal bağları da hikâyenin önemli bir parçası hâline geliyor. Okur, yalnızca bir olayın çözümünü değil; karakterlerin ilişkilerini, kırılmalarını ve duygusal çatışmalarını da takip ediyor. Romanlarım, okunduktan sonra etkisi bir süre daha devam eden, katmanlı hikâyeler sunmayı amaçlıyor.
18- Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?
Polisiye yazarken alışıldık katil–polis dengesinin biraz dışına çıkmayı önemsiyorum. Hikâyelerimde suç yalnızca çözülecek bir olay değil; insan ilişkileri, psikoloji ve duygusal kırılmalarla birlikte ele alınan çok katmanlı bir yapı hâline geliyor. Bu da anlatının tek bir çizgide ilerlemesinin önüne geçiyor.
Karakterlerin yalnızca yaptıklarıyla değil, neden yaptıklarıyla ilgileniyorum. İlişkiler, iç çatışmalar ve psikolojik derinlik, kurgunun ayrılmaz bir parçası oluyor. Bu yaklaşımın, romanlarımı klasik polisiye kalıplarından ayıran en belirgin nokta olduğunu düşünüyorum.
19- Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?
Her şeyden önce disiplinli çalışmayı önemsemelerini öneririm. Yazmak yalnızca ilhamla değil, süreklilikle gelişen bir süreç. Bunun yanında en önemli şey, kendi özgün kalemlerini yaratmaları. Okur bir metni eline aldığında, “Evet, bu kesinlikle bu yazarın romanı” diyebilmeli. Taklitten uzak, kendine ait bir ses oluşturmak uzun ama çok kıymetli bir yol.
Metin tamamlandıktan sonra ise yayınevi sürecinde rahatça iletişim kurabilecekleri, kendilerini güvende hissedecekleri bir yayıneviyle çalışmaları önemli. Yazarlık yalnızca yazmakla bitmiyor; metnin doğru şekilde okurla buluşması da bu yolculuğun önemli bir parçası. Sabırlı olmalarını ve kendi yollarından vazgeçmemelerini isterim.
20- Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?
“Bu yol seni zorlayacak; ama ışık, en çok karanlıkta fark edilir.”

